'Erkeklik en çok erkeği ezer'
Bu topraklarda bu tarz kitaplara pek rastlamıyoruz. Genelde kadınlığa, kadın sorunlarına dair kitaplar yazılır durur, biz okuruz, sorunların çözümsüzlüğü ise başka kitapların konusu olur. Ankara Üniversitesi’nden Etnolog Prof. Tayfun Atay’ın kitabı “Çin İşi Japon İşi” insana dair bir kitap ve insan olma yolunda bir tehdit, engel ve handikap olarak gördüğü ataerkil iktidar yapılanmasını eleştiriyor. Ben “Kitabı yine kadınlar okuyacak” desem de Atay “Kadınlar okuyacak ve erkeklere okutacak” diyor. Mesele, kitabın kapağından başlıyor. Gazeteci Ercan Arslan’ın tasarımı olan kapağı açtığınız anda, her kadında bastırılmış olan erkeklik ve her erkekte bastırılmış olan kadınlıkla karşılaşacaksınız.
Kitabınıza adını veren tekerleme Türklerin cinselliğine nasıl yansıdı?
Bu tekerleme, benim çocukluğumda hem cinsiyet rolü hem de cinsellik ediminde erkek ile kadının ne konumda olduğunu, tabiri caizse “çaktırmadan” öğreten bir işleve sahipti. Tekerlemeyi affınıza sığınarak hatırlatalım: “Erkek takınca fişi, olurlar üç kişi” deniyor. Bu, cinsel pratiğin öznesi de etken parçası da erkek demek... Ataerkil iktidar yapısının çocuk zihninde ilk içselleştirilişidir bu. Tekerlemenin bazı versiyonlarında bir dize daha var: “Kadın sıkınca dişi” diyor orada da. Yani, erkek “fişi takar”, kadın ise “dişi sıkar!” Bu erkek için etkin olunan ve belli ki keyifli, kadın içinse edilgen ve yine belli ki pek keyifli olmayan, daha doğrusu keyifli olmaması “telkin edilen” bir edimdir. Bu tekerleme, bizim cinselliğe dair aldığımız ilk dersti. Ve tabii ki masum değil... Masumiyet, zaten cennetten kovulmamızla bitti!
“İnsanlığımızdan eksilerek kadın ya da erkek oluruz” diyorsunuz.Bu eksilmeler esnasında kadınla erkek neye dönüşüyor?
Kadın ve erkek, insan olma yolunda “yarım elmagönül alma”ya dönüyor. Tamamlanmamış bir insanlık haliyle yaşamaya mahkûm oluyoruz. Kadın için bu, ömür boyu bastırılmışlıkla kol kola, çoğu durumda açık bir depresyon kaynağı. Erkek içinse hiç sezdirilmeden ömür boyu devam eden bir örtülü depresyon kaynağı. Erkeğin durumu bana daha vahim geliyor. Kadın, “erkeklik” baskısını dışarıdan, karşı cinsten gelen bir tehdit olarak yaşıyor. Çoğu zaman önlem alabiliyor. Erkek ise içindeki bir “zehir”le ve hiç kimselere de gösteremeden içten içe yaşıyor. “Erkek” olmak, erkeği oynamak, erkekliği hayata geçirmek yolunda, her daim, ölene kadar, çoğu zaman istemeye istemeye, hatta “yanlış” olduğunu bile bile pek çok tutum ve davranış sergiliyor. Erkeği çok yıpratan bir süreç bu... Kim bilir, belki de bu yüzden erkekler daha erken ölüyor.
‘ERKEK ERKEĞİN KURDUDUR’
Kadınla erkeğin beraber eğlenmesi, çoğalması gerekirken bu kadar basit bir ilişki biçimi neden acı ve ıstıraba dönüyor? Çözüm androjenlikte mi?
Kadınla erkeği birlikte eğlenmeye, üretmeye yöneltirseniz, androjenliğin önünü açarsınız. Bu istenmiyor olsa gerek. Kurulu düzen, erkek ve kadını “ak” ve “kara” karşıtlığı için de ya pı lan dır ma ya özen gös te ri yor. Ken di man tı ğı çer çe ve sin de hak lı, çün kü dü zen, ka os kal dır maz. Eğer ka dın la er ke ği eğ len ce de, emek te, ey lem de bi ra ra ya getirirseniz kadından erkeğe ve erkekten kadına geçiş, iç içelik çok açık ortaya çıkar. Ataerkil düzenin işine gelmez bu.
“Kadın kadının kurdudur” denir hep, siz “Erkek erkeğin kurdudur” diyorsunuz.
Kadınlar erkeklere karşı savaş verirken, erkekler diğer erkeklere karşı savaş verirler. Erkeklik savaşında erkeğin rakibi kadın değil, öteki erkekler. Ve kurtlukta düşeni yemek nasıl bir kanunsa, erkeklik mücadelesinde de düşen erkeği öteki “kurtlar” yer... Bu, erkek için yaşarken ölmektir. Erkek, bütün bu olup bitenlerin yanlış olduğunu bile bile sürecin parçası olur. İçi elvermese de erkekliğin “racon”unu yerine getirmek için insanlığını ezer.
Dinle cinsellik nerede buluşuyor?
İslâm, cinselliğe büyük önem, değer ve yer verir. Pek çok İslâm âlimi ve mutasavvıfı bunu ifade etmiştir. İslâm’da bir erotik söylem vardır. Şimdi liberal-kapitalist bir ekonomik zeminde hızla burjuvalaşan Müslüman kesimin cinselliğin “modern” trendleriyle buluşması aslında hiç de zor olmuyor. Dünyanın çilesine olduğu kadar, hazzına talip olmak günümüz Müslüman burjuvazisinin erkekleri kadar kadınlarının da yönelimi. Hadis var: Allah güzeldir, güzeli sever.
Türbanı dinsel/siyasal simge olmaktan çıkarsak türban sorunu biter mi dersiniz?
Türban sorununun her halükârda biteceğini, bitmek üzere olduğunu düşünüyorum. Türbanın, daha doğrusu tesettür pratiğinin şov malzemesi haline gelmesinin ise bitirici etkisi demeyelim de yıpratıcı etkisi en çok dinin kendisine, onun geleneksel sunum ve alımlanma süreçlerine olacakmış gibi görünüyor bana.
‘EN ERKEK PARTİ MHP’
Türk siyasetinde kadın erkek rollerini partiler arasında nasıl bölüştürürsünüz?
En dişi, en erkek siyasi partimiz hangisi sizce?
Al birini vur ötekine demek geliyor içimden... Ama gerek siyasi geleneği, gerek ideolojik dayanağı itibarıyla hâlâ en “erkek” parti MHP. Yine de bundan mustarip olduklarını ve değiştirme yolunda gayret sarf ettiklerini gözlüyoruz. En “dişi” parti ise, görünen o ki BDP. Tabii bu tespitleri göreceli olarak yapıyoruz. Yoksa BDP’nin kendi içinde de maskülen kimlik ağır basıyor. Yine de Kürt hareketinde kadın faktörünün modernlik bağlamında dönüştürücü etki yaptığını düşünüyorum.