Trajedinizi nasıl alırsınız?
Terörist saldırılar, doğal afetler, kaybolanlar, ölenler, yaralananlar ve bu haberleri okumak isteyen gazete okurları... Ancak gazetecileri bu noktada bir başka soru bekliyor: Trajedi haberinizi nasıl yapıyorsunuz?
Dünyanın herhangi bir köşesinde meydana gelen felaketlerin ardından yapılan haberler felaketin boyutlarını anlatmak üzere planlanırken, bazen haberin dili ve içeriği felaketin boyutlarının önüne geçebiliyor. Zira bu haberi geçmekle yükümlü gazeteci kendisini felaketin boyutuna duygusal bağlamda kaptırıp ajitasyona ve hatta bu yüzden dezenformasyona dahi kayabiliyor. İşte Boston patlamalarının ardından Amerikan basını bu konuyu tartışıyor. Adeta daha doğru hareket etmek üzere kendini yeniden yapılandırıyor. Geçenlerde New America Foundation adlı düşünce kuruluşu tarafından düzenlenen konferansın başlığı ve sorduğu soru şu: Trajedi haberi nasıl yapılır?
Öncelikle trajedi haberini yapacak gazetecinin ruh halinin sağlam olması şart ve bir doğal afet bölgesine gönderiliyorsa az biraz ilk yardımdan da çakmalı. Çünkü gazetecilikten evvel oradaki insanlara yardım etmek gerekebilir!
Hem doktor hem de gazeteci olan Sheri Fink, "Bir ülkenin başına bir felaket geldiği zaman, bu aslında o ülkenin insanlığını en iyi ölçebildiğimiz zaman" diyor. "En çok felaket zamanlarında kendimizi tanıyoruz, neleri inkâr ettiğimizi böyle zamanlarda görüyoruz." Fink'e göre gazeteci bir felaketi tüm iyi ve kötü yönleriyle aktarabilmeli, ancak bu esnada eğer kendi hikâyesini anlatmaya kalkışırsa o zaman bir trajediden başka bir trajedi doğuyor.
New York Magazine'in editörü Jennifer Gonnerman'a göreyse memleketlerin başına gelen felaketler aslında büyük birer gazetecilik fırsatı. Yani felaket ne kadar büyükse gazetecilik yapma fırsatı da o kadar büyük. Ancak bu editoryal fırsatı tehdit eden unsurlar genelde ahlak ve gazetecilik etiği olabiliyor. Bir patlamanın ya da sel felaketinin ardından gazeteci her gördüğünü yazamayabiliyor.
Sandy fırtınasının ardından "Sinking of the Bounty" adlı kitabı yazan, Sandy'de batan bir geminin hikâyesini ve gemiden kurtulanları anlatan gazeteci Matthew Shaer; asıl felakete maruz kalan insanlarla görüşme sürecinin başlı başına bir trajedi olduğunu anlatıyor.
Shaer, "Herkes benimle konuşmaya can atacak sanıyordum. Sanki yaşadıkları kaybın büyüklüğünü anlatmaları bir şerefti ve o ayrıcalığı da onlara ben tanıyordum" diyor. Peki ya hikâyenin devamı? Günlerce yalvardığı halde, bir çoğu sorularına yanıt vermemiş. Shaer, "Derdini anlatmak isteyen insanlarla benim amacım örtüşmemiş olabilir. Onun derdi başkaydı, o kayıplarını telafi etmek istiyordu, bense bir hikâyenin peşindeydim" diyor. Aynı zamanda, klinik raporlara göre bir travmanın ardından gazetecilere konuşan insanlar iyileşmiyor, aksine daha da kötü oluyorlarmış.
Televizyonlar trajediye para ödüyor
O halde, felakette hayatını kaybedenleri anmak ya da felaketin boyutlarını göz önüne sermek nasıl mümkün olacak? Tarihe kaydolan olayları bir gazetecinin yazması nihayetinde olayı birebir yaşayanların anlattıklarının sadece bir yansıması. Olayı yaşayanlar anlattıklarının birebir çıkmasını istiyor, yazı işleri ise sadece bir özetini yayınlayabiliyor. "Burada gazetecinin kendi kendine bir soru sorması gerekiyor" diyor Sheri Fink. "Biz okurlarımıza mı yoksa hakkında yazı yazdığımız insanlara karşı mı sorumluyuz?" Jennifer Gonnerman ise bu konuda gazetecinin tek bir konuda sorumlu olduğunu vurguluyor: "Biz sadece gerçeği yazmalıyız." Bu arada suç ve felaket haberlerinin bir sektör haline geldiği görüşü de mevcut. Çünkü insanlar ancak başkalarının başına bir facia geldiği vakit kendi hayatlarına şükrediyor. Ve sadece bu haberleri takip eden bir çoğunluk da var. Bu başka bir sektörü de beraberinde getiriyor: Başlarına bir felaket gelen insanlar, medyanın bu haberlere olan ilgisini bildiğinden özellikle televizyonlardan hikâyelerine karşılık para talep ediyor.
Felaketle gelen adrenalin
Peki gazetecilerin hem mesleki hem insani sınırlar içinde kalması için ne yapmaları gerek? Zira felaket anlarında gazetecilerin adrenalin seviyesi artıyor. Adrenalini artıran iki unsur var: Biri haberi vaktinde yetiştirmek, diğeri de bütün söylentileri haberden ayıklayıp gerçeği başka gazetecilerden önce ve tek verebilmek. Ama bu da bazı etik kuralların ortak uygulanmasını gerektiriyor. ABD'de bu konuları tartışan gazetecilerin üzerinde anlaştığı "trajedi haberi yazma" prensipleri arasında şu başlıklar dikkat çekiyor:
Sakin kalın: Etrafınızda kıyamet kopabilir. Yapmanız gereken iş ne ise onu yapın.
Önceliklerinizi bilin: Evet gazetecisiniz, ancak hayat kurtarmak daha önemli. Hayatı tehlikede olan birinin haberini yapmak yerine, ona yardım etmelisiniz.
Temel bilgiler: Stres dolu bir ortamda olmanız size hata hakkı tanımıyor. Notlarınızı iyi alın. İki kere kontrol edin. İsimlerin yanlış yazılmasının telafisi yok.
Herkesle konuşun: Olayı yaşayanların yanısıra polislerle de yetkililerle de görüşmeniz şart. Ancak olaya şahit olanlar, görgü tanıkları hikâyenizi teknik olmaktan çıkaracak ve insanileştirecektir.
Hassas olun: Sırf siz mikrofon ya da röportaj teybinizi uzattınız diye, olayı yaşayan herkes size yanıt vermek zorunda değil. Bazı insanlar hayatlarında ilk kez ceset görmüş olabilirler. Eğer cevap vermiyorlarsa soru sormayı kesin.
Sözcük seçimi: Haberinizi yazarken "trajik, korkunç, çok üzücü" gibi kelimeleri haberinizden çıkarın. Okuyanlar da olayın ne kadar korkunç olduğunu biliyor, sizden öğrenecek değiller. Sadece hikâyeyi anlatın.
Olayı yazmadan önce: Önce bir oturun. Yaşadıklarınızı hazmetmeyi bekleyin. Muhtemelen bir çöp tenekesini tekmeleyecek ya da kendinize bir içki koyacaksınız. Sizin de başınıza gelebileceğini unutmayın.