Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Şehr-i şehir İstanbul’da bir öğleden sonra bir taksiye bindim. Kapıyı kapatmamla bir oldu sormam: “Rica etsem radyoyu açar mısınız?” Taksi şoförü şaşkın aynadan şöyle bir süzdü. “Valla ablacım, on senedir bu meslekteyim; ilk defa arabaya biner binmez böyle soran bir ablayla karşılaşıyorum. Hani beyler tamam da, genelde hanımlar radyonun sesini kısmamı isterler.”

        Ardından bir daha baktı dikkatlice aynadan. İnsan sarrafı, kim bilir kaç çeşit müşteri görüyor her gün; anlamaya çalıştı belli ki, bu kadın ne dinler acaba. Pop mu? Türkü mü? Yahut Türk Sanat Müziği mi? Yoksa haberleri mi açmalı? Çözememiş olmalı ki sorma gereği duydu: “Hangi kanal olsun?” “Fark etmez” dedim. Ağzımdan çıkıverdi: “Yeter ki ses olsun...” Kulağımı tırmaladı kendi kelimelerim. Telaşla ekleyiverdim: “Yani ben binmeden evvel ne dinliyorsanız aynen ona devam edelim.” Böylece Orduspor-Samsunspor maçını dinleyerek tamamladım o yolculuğu. Bilmediğim futbol terimleri öğrendim. Oluyor böyle zaman zaman. Sırf ses olsun diye bir bakıyorum boks maçı dinliyorum radyoda ya da böceklerin beslenme ve üreme hayatları üzerine bir belgesel takip ediyorum gecenin bir vakti televizyonda. Muhtemelen tek alıcısı benim. Lakin elde değil. Yazarken muhakkak ses olmalı, mümkünse gürültü patırtı olmalı; bir de illa ki müzik olmalı, öyle soft parçalar değil, hızlı, enerjisi yüksek türden. Rüzgâr essin, gök gürlesin, şimşek çaksın; trafikte kornalar, seyyar satıcıların naraları, top oynayan çocuklar; dile gelsin bütün şehir, konuşsun cümle kâinat hep bir ağızdan... Ses olsun ki unutmayayım, koskoca bir çemberde ufacık bir noktayım. Deryada katre. Yürürken, otururken, roman okurken, yolculuk ederken aynı şekilde. Sessizlikte yemek yiyemem, boğazıma dizilir lokmalar. Çıt çıkmayan ortamlarda elimden kayar okuduğum kitap, sayfaları çeviremem. Bazen okurlarım sevdikleri, görüp de büyülendikleri yerlerin resimlerini yolluyorlar, sağolsunlar. Harika bir göl veya deniz manzarası, altına bir not düşülmüş: “O kadar sessiz ki burası cennet gibi. Siz burada olsanız kim bilir kaç roman yazardınız...” Diyemiyorum ki ben muhtemelen o sakin koya demir bile atmaz, gölün yakınına uğramaz, arkama bile bakmadan kaçardım. Diyemiyorum ki roman yazmanın manzarayla da sessizlikle de ilgisi olduğunu sanmıyorum. En azından benim açımdan. Araf’ı Boston’da kadın çalışmaları kampusunda bana tedarik edilen ceviz kabuğu ufak bir odada yazdım. Bit Palas’ı Cihangir’de tek odalı bir evin duvara bakan yemek masasında. Baba ve Piç’i yazarken kendimi üniversitedeki ofise kitledim. Aşk’ı yazarken habire seyahat halindeydim. Tek gördüğüm trenlerdeki, otobüslerdeki katlanır çalışma masaları oldu... Üzerleri kahve lekeli. “Sessiz sakin güzel manzaralarla ne alıp veremediğin var senin?” diye soruyor Eyüp. “Rahattan rahatsız olan bir seni gördüm şu hayatta.” “Rahatsız olduğum yok ki” diyorum mahcubane. “Ruhlarımız uyuşmuyor sadece.” “Ne kaçırdığını bir bilsen...” diyor.

        Peki nedir sessizlik? Bir şeyin eksikliği mi? Ses, müzik, hareket noksanlığı. Yoksa kendi başına bir âlem, öte boyut mu? Yokluk üzerinden mi tanımlamalı yoksa varlık üzerinden mi? Okuduğum kitaplardaki sükûnet tanımları içinde en sevdiğim hikâye şöyle: Vaktiyle Uzakdoğu’da bir Taoist âlim yaşardı. İsmi Chuang Tzu. Bir öğleden sonra kısacık şekerleme yaptı. Rüyasında kendini kelebek olarak gördü. Çiçekten çiçeğe konmakta, rengârenk kırlarda özgürce kanat çırpmaktaydı. Derken uyandı. Düşüncelere daldı. Öğrencileri dayanamayıp, neden bu kadar suskun ve efkârlı olduğunu sordular. “Daha az evvel rüyamda bir kelebektim” dedi âlim. “Uyandım. Ancak bilmiyorum hakikaten uyanık mıyım şu an, uykuda mıyım? Belki de rüya içinde rüyadır gördüğüm. Kendini kelebek zanneden bir insandım az evvel, şimdiyse kendini insan zanneden bir kelebeğin rüyasında dolanıyor olabilirim. Ondan suskunluğum.” Sessizlik böyle bir şey belki de. Ne eksiklik, ne hareketsizlik demek. Huzurlu bir seyir hali. Dünyayı olduğu gibi kabul etmek. Kendini insan olarak gören bir kelebeğin gözlerinden bakabilmek şu âleme...

        Diğer Yazılar