Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Dünyanın en büyük ve en prestijli spor organizasyonu olan Olimpiyat Oyunları'na 2020/de ev sahipliği yapmak hiç kuşku yok ki spor dünyamızın en büyük düşü. Bu yolda gerçekten son derece etkili ve yoğun bir çalışmanın yürütüldüğünü görmek de bir o kadar sevindirici. 7 Eylül'de Buenos Aires'te noktalanacak bu önemli yarış için son derece kritik bir süreci de geçen hafta tamamladık. Buenos Aires'de sonucu belirleyecek yaklaşık 100 Uluslararası Olimpiyat Komitesi üyesine Lozan'da yapılan sunum ve tanıtım İstanbul'un adaylığı açısından oldukça önemliydi.

        Adeta bir çıkartma yaptığımız Lozan'daki sunumun İstanbul açısından son derece başarılı ve etkileyici olduğunu söylemek sanırım hiç yanlış olmaz. Bugüne dek yapılmış sunumların en kapsamlısı ve önemlisi olan bu süreç öncesinde tabii ki belli kuşkularımız ve heyecanlarımız vardı. Öyle ya rakiplerimiz Tokyo ve Madrid ile birlikte son sözü söyleyecek üyelerin karşısına çıkıyorduk. Üstelik Rusya'nın St.Petersburg kentinde yaptığımız son unumdan bu yana ülkemizde hiç beklenmedik gelişmeler olmuş ve tüm dünyanın gözü üzerimize çevrilmişti. Lozan'a gittiğimiz andan itibaren yabancı meslektaşlarımızın bu yöndeki gelişmeleri öğrenmek için bizleri tuttuğu soru bombardımanı

        karşısında aynı durumun IOC üyeleri tarafından da tekrarlanacağını sanıyor ve tüm hazırlıklarımızı bu yönde yapmaya gayret ediyorduk. Ayrıca sunum öncesi düzenlenen çeşitli etkinliklerde de bu konu dile getiriliyor ve enine boyuna ele alınıyordu. Üyeler arasında "Size sorulmadan siz konuyu masaya

        getirin" tavsiyesinde bulunanlar kadar "Endişelenmeyin daha oyunlara 7 yıl var" diye bize moral vermeye çalışanlar da vardı.

        Sunum gündü geldiğinde açıkça söyleyelim pek korkulan olmadı. Biz kafilemize başkanlık eden Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan tarafından sorunu son derece dikkatli ve akılcı şekilde masaya yatırdık gerekli ve tatmin edici açıklamaları yaptık. Bunun karşısında ise üyelerden beklediğimiz soruların gelmediğini gördük. Bu durum kafilemiz tarafından oldukça tatmin edici ve yerinde bulundu.

        Ancak ben bu noktada keşke daha çok sorup, daha tatmin edici cevaplar alsalardı diye düşünüyorum.

        Sunum sonrasında görüşlerini aldığım bazı IOC üyelerinden yaptığımız tanıtımın rakiplerimiz Tokyo ve Madrid'e oranla daha doyurucu ve etkileyici olduğunu öğrenmem İstanbul'un şansını artırarak sürdürmesi bakımından hayli sevindiriciydi. Uluslararası uzmanların yardımı ile büyük bir titizlikle hazırlanan ve İstanbul'un tarihi ve doğal güzellikleriyle süslenen proje devletin verdiği garantilerle de gerçekten etkileyici bir biçimde sunulmuş ve beğeni toplamıştı. Bu da kuşkusuz İstanbul için önemli bir kazanım demekti.

        Sunum da elde ettiğimiz başarıyı sunum sonrası basın toplantısında sürdürmemiz ise bana göre bir başka artı değerimiz idi. IOC üyelinden beklediğimiz ama gelmeyen soruların tamamı bu kez meslektaşlarımız tarafından yöneltildi. Yine Ali Babacan'ın sorulara verdiği son derece yerinde ve açıklayıcı cevaplar sanırım herkesi tatmin etmiştir.

        Lozan'a götürdüğümüz sporcularımız Neslihan Darnel, Gizem Girişmen ve Çağla Büyükakçay'ın oluşturdukları modern Türkiye imajı, olimpiyat projesine büyük destek veren ve bu desteği Lozan'da da açıkça gösteren iş dünyamızın önemli figürleri Ali Koç ve Ferit Şahenk'in etkili lobi çalışmaları ile bütünleşince sanırım olimpiyat yürüyüşünde önemli bir mesafe daha kat etmiş olduk.

        Önemli olan Lozan'da attığımız bu dev adımı Buenos Aires'e kadar sürdürebilmek. lOC'nin bu yarışın kıran kırana sürmesi için üç adaya da mavi boncuk dağıttığı bir gerçek. Bu gerçeği hiç akıldan çıkarmadan yürüteceğimiz lobi çalışmaları şansımızı daha da artıracaktır. Bunun için de sporun içindeki tüm paydaşların el ele vererek aynı hızla çalışmaya devam etmesinden başka çaresi yok. Unutmayalım, seçim ancak son ana dek çalışarak kazanılır. Eğer bu dev organizasyonu istiyorsak, hep birlikte buna mecburuz.

        Boğaziçi coşkusu

        Mersin'deki Akdeniz Oyunları'nı 18 ay gibi kısa bir sürede hazırlayıp, başarı ile gerçekleştiren Türkiye olimpiyat yolunda önemli bir sınav vermişti. Oyunların hemen ardından İstanbul'da düzenlenen bir başka önemli etkinliğin de bu önemli hedefe büyük katkı yaptığını söylemek gerek. 25. Kıtalararası Boğaziçi Yüzme Yarışı kelimenin tam anlamıyla gerçek bir spor şöleni idi. Yabancı yüzücülerle birlikte sporcularımızın sergilediği tablonun İstanbul'un adaylığını daha da güçlendirdiğini söylemek isterim. Yaklaşık 2500 yüzücünün boğazdaki heyecanı gerçekten etkileyici idi. Bu yıl yarışın onur konuğu olan Olimpiyat Şampiyonu Avustralyalı yüzücü lan Thorpe'ın da "fantastik" olarak nitelediği bu geleneksel spor etkinliği İstanbul'a gerçekten büyük değer katıyor. Dünyanın kıtalararası ilk ve tek yüzme yarışı olan bu büyük spor organizasyonunun sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesinde büyük emeği geçen sevgili ağabeyim Nihat Usta ve arkadaşlarına İstanbul ve Türk sporuna kattıkları bu değer için ne kadar övgüde bulunsak azdır.

        İşimiz zor

        Bir yandan olimpiyat rüyası kurarken, diğer yandan da futbolumuzun içine düştüğü sıkıntılı durumdan nasıl kurtulacağını tartışıyoruz. Yıllarca bir şey olmaz diyerek halının altına süpürdüğümüz olayların başımıza ne dertler açtığını gördük. İlk bölümde UEFA'dan tokadı yedik, şimdi durumu kurtarmaya

        çabalıyoruz. İlk duruşma sonrasında UEFA'ya esaslı cevaplar verdiklerini söyleyenler umarız bu kez aynı hatanın içine düşmezler. Şimdi geniş kadrolu bir savunma düzeni ile sonuç almaya çalışıyoruz. Ancak şunu söyleyeyim, durum özellikle Fenerbahçe açısından pek aydınlık gözükmüyor. Bunu nereden mi çıkardım. Lozan'daki etkinlikle sırasında uzun uzun sohbet etme ve durumu tartışma fırsatı bulduğum UEFA içindeki yetkili dostlarımın tavırlarından ve söylemlerinden. Açık açık bir şey söylemiyorlar ama "Juventus gibi bir kulüp bile ceza aldığına göre" örneğini her fırsatta veriyorlar. Bilmem anlatabildim mi?

        Diğer Yazılar