Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ÜÇ Temmuz’da patlayan bomba ile sarsılan ve kabus gibi bir sezon yaşayan futbolumuzda bu sıkıntılı dönemi nihayet geçtiğimiz hafta noktaladık. Olaylarla başlayıp, olaylarla kapanan ligimiz bitti ama tüm sezon boyu yaşananlar uzun süre belleklerden çıkmayacak gibi görünüyor.

        Tartışmaların odak noktasındaki kulüp olarak görünen Fenerbahçe çok sıkıntı çektiği sezonu belki şampiyonlukla taçlandıramadı ama 29 yıllık kupa hasretine son vererek teselli bulmayı başardı. Doğrusu böylesine bir ortamda sonuna dek şampiyonluğu kovalayan ve son anda elinden kaçıran Fenerbahçe’yi verdiği mücadeleden dolayı kutlamak gerekir.

        Şunu açıkça söylemekte yarar var. Eğer Fenerbahçe’nin yerinde başka bir kulüp olsaydı, değil şampiyonluk mücadelesi vermek, çoktan dağılıp gitmişti. Fenerbahçe taraftarının inanılmaz kenetlenmesi, futbolcuların onur mücadelesi vermesi, Başkan Aziz Yıldırım’ın Metris’teki dik duruşu, yönetimin ipin ucunu bırakmaması Fenerbahçe’nin bu karanlık dönemi ayakta geçirmesinin en önemli etkenleridir.

        İşte böylesine zor bir süreçten geçen Fenerbahçe, önceki gün olağan genel kurulunu yaptı ve eşi görülmemiş bir bütünlük içinde cezaevindeki başkanı Aziz Yıldırım’ı yeniden bu göreve getirdi. Spor tarihimizde belki de ilk olarak görülen bu tarihi kongrede sarı lacivertlilerin Aziz Yıldırım’ın arakasında kararlılıkla durması sanırım eşine pek rastlanmayacak bir dayanışma örneğidir. Başkanlarına destek ve vefa örneğini açıkça ortaya koyan Fenerbahçeliler’in bu tutumlarına da bir alkış gönderelim.

        Aziz Yıldırım bu seçimle Fenerbahçe tarihinin en uzun süre görev yapan başkanı olmaya doğru koşuyor. Ancak, bu kez yanında geçen dönemin en etkili isimleri Nihat Özdemir ile Ali Koç yok. Ali Koç’un seçime girmeyişi, Fenerbahçeliler’i oldukça üzdü. Ancak ben bu ayrılığın çok uzun süreli olacağını düşünmüyorum.

        Gelin isterseniz geleceğe dönük olarak biraz fal bakalım. Öncelikle olarak yeniden göreve getirilen Aziz Yıldırım ve ekibinin sürmekte olan dava sürecini bekleyeceğini söylemek herhalde hayalcilik olmaz. Oldukça uzayan ve can sıkıcı hale gelen uzun tutukluluk sürecinin yanlış olduğunu buradan vurgulayalım. Öyle sanıyorum ki temmuz ağustos sürecinde sona erecek bu tutukluluk döneminden sonra Fenerbahçe olağanüstü bir kongreye gidecektir. Rekor oyla güven tazeleyen Yıldırım da, bu dönemde gerekli revizyonları yaparak, bu süreçte kendisiyle birlikte olan ve inanılmaz destek verenlerle yeniden bütünleşecektir. Bu arada kulüp içinde muhalefeti de yok eden Yıldırım’ın Fenerbahçe’yi ve hatta Türk futbolunu da Metris’ten kontrol ettiği gerçeğinin bir kez daha belgelendiğini söylemek sanırım hata olmaz.

        Geride bıraktığımız dönemde ortaya atılan ve cemaatin Fenerbahçe’yi ele geçirme planı gibi sunulan senaryoların şimdilik ne kadar doğru olduğunu bilmek çok güç. Ancak bilinen bir gerçek var, o da Aziz Yıldırım’ın her türlü olumsuzluğa karşın önemli bir lider olduğunu tüm futbol kamuoyuna gösterdiği. Sanırım en büyük karşıtları bile bunu kabulleneceklerdir.

        Hangisini seçeceğiz?

        Oldukça fırtınalı bir dönemden geçen sporumuz şu sıralar heyecanlı bir bekleyiş içinde. Bilindiği gibi 2020 olimpiyat oyunları için aday adaylığından, adaylığa geçmek için gün sayıyoruz. Öyle sanıyorum ki Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), şu anda bu önemli organizasyona talip olan 5 kentin de aday olarak yoluna devam etmesine onay verecek.

        Olimpiyat oyunları için en güçlü olduğumuz bu dönemde avucumuzun içine kadar gelen bu fırsatı kaçırmak sanırım ancak bizim yapacağımız hatalarla olur. Bu hataların en büyüğü ise aynı tarihte düzenlenecek Avrupa Futbol Şampiyonası'na da talip olmaktır. Düne kadar tek aday olduğumuz bu şampiyona için İrlanda, İskoçya ve Galler ortaklığı ile Gürcistan'ın da son dakikada aday olması olimpiyat için bir şans olarak görülebilir. Ancak, bu iki adayın da Türkiye'nin karşısında çok güçlü görülmediği bilinen bir gerçek. Yani biz Avrupa Futbol Şampiyonasını çok istersek bunu rahatlıkla alabiliriz. Fakat o zaman da olimpiyat treni elimizden kaçar gider ve bir daha da bu istasyona çok zor uğrar.

        Bu durumda yapmamız gereken şey bir an önce hangisini istediğimize karar verip onu almak için yoğun bir çaba göstermektir. Benim şahsi fikrimi sorarsanız, elbette olimpiyat derim. Çünkü Türkiye, Avrupa Futbol Şampiyonası'nı istediği her zaman alabilir. Ancak olimpiyat fırsatı bir daha bu kadar yakına gelmez.

        Teknik adamın önemi

        Takım sporlarında teknik adamın başarıda payının ne olduğu yıllardan beri tartışılmıştır. Kimine göre bu oran yüzde 25'i geçmez, kimine göre de daha fazladır. Ancak bazı teknik adamların takım üstündeki etkilerinin hiç tartışılmayacak boyutta olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Örneğin Fatih Terim'in Galatasaray'ın bu yıl yakaladığı başarıda etkisinin ne kadar olduğu tartışılabilir mi? İşte bu noktada bir başka örnek vermek istiyorum. Basketbolda yarı final heyecanının sürdüğü şu günlerde Beşiktaş yıllar sonra final oynamaya çok yaklaştı. Sonuç ne olur bilemem ama bu Ergin Ataman gerçeğini değiştirir mi? Bu sezon Avrupa'da aradığını bulamayan basketbolumuza bir Avrupa kupası armağan eden Ataman ve öğrencileri, şimdi de mütevazi kadrolarıyla lig şampiyonluğu mücadelesi veriyorlar.

        İnançlı ve kararlı adamların gösterebileceği bir dirençle hedefine koşan bu takımı yaratan ve başarıda büyük payı olan Ergin Ataman, sizce teknik adamın önemini ortaya koymuyor mu? Ben şimdiden Ataman'ı kutluyor ve iyi ki basketbolumuzda varsın diyorum.

        Diğer Yazılar