Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BUGÜN 10 Kasım.

        Bu ülkeyi kuran, herkesin sahip olduğu her şeyi borçlu olduğu adamın bizi kederimiz ve kaderimizle baş başa bırakıp gittiği gün.

        Bize elinden geldiğince parlak bir gelecek çizmek için varını yoğunu ortaya koyan adamdan yoksun kaldığımız gün.

        Çok şükür biz o adamın değerini sonradan anlayanlardan olmadık.

        Biz O’nun değerini bilerek büyüdük.

        Doğduğumuz günden itibaren evde, gittiğimiz günden itibaren okulda bize O’nun yaptıkları anlatıldı.

        Biraz aklı olan zaten yaptıklarını görünce büyüklüğünü anlardı.

        Benim büyüdüğüm ortamda Cumhuriyet Bayramlarında, 30 Ağustos’larda O’nun yaptıklarına duyduğumuz heyecandan, 10 Kasım’larda yoksunluğundan duyduğumuz üzüntüden ağlardık.

        Dedelerim, anneannem, babaannem, babam, annem, hepsi bize her şeyimizi O’na borçlu olduğumuzu anlattılar.

        Dedem, Atatürk’e laf eden siyasetçileri duyduğu zaman bir küfür savurur, “Osmanlı kalsa sarayın kapısının önünden geçirilmeyecek adamlar Atatürk sayesinde oturdukları koltuktan Atatürk’e sövüyorlar. Buna arsızlık da değil hayâsızlık denir” derdi.

        O’nun getirdiği Cumhuriyet sayesinde bu ülkenin çobanının bile önünde sınırsız ufuklar açılmıştı.

        Bunu kimi bizim gibi doğduğu gün öğrendi, kimi sonradan anladı.

        Önemli olan anlaşılmış olması.

        Gerisi boş, hikâye.

        Kimseyi, “Sen dün Atatürk’ü sevmezdin” diye kızacak, eleştirecek değiliz.

        Önemli olan anlaması.

        Eminim ki O’nun ne yapmak istediğini herkes anlayıp o doğrultuda yürümeye başlayınca Türkiye’nin bugün sorun dediği şeylerin tamamı çok hızlı biçimde ortadan kalkacaktır.

        Büyük kişiliği önünde saygıyla eğilirken, içimden “Geri geleceğini bilsem canımı verirdim” demek geliyor.

        Bunu diyecek milyonlar var bu ülkede ve bu ülke bugün hâlâ bu yüzden ayakta.

        **************

        HERKES KENDİ PAYINA DÜŞENİ ALMALI

        ESKİ Cumhurbaşkanlarından Abdullah Gül, Türkiye’nin dış politikasını yönlendirenleri ince ince eleştirmiş, ince ince ama oldukça ağır konuşmuş.

        Bahçeşehir Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada dış politikadaki hataları anlatmış ve her şeyi komplo teorilerine ve dış güçlere bağlamayı eleştirerek, “Peki o liderlerin, o yöneticilerin hiç mi aklı yokmuş?” demiş.

        Gül’ün dış politikadaki hassasiyetini ve dış politikada hatadan kaçınmanın önemini iyi bildiğini daha önce de yazdım.

        Yazdım ama şunu da söylemesem içimde kalır.

        Türkiye’nin bugün dış politikası nedeniyle içine düştüğü durumun önde gelen sorumlularından birinin, hatta birincisinin Ahmet Davutoğlu olduğunu bilmeyenimiz, kabul etmeyenimiz yok gibi.

        Davutoğlu’nun öğrencileri ve takipçileri bile bu hataları sıralamaktan imtina etmiyorlar.

        İyi de Davutoğlu’nu bu hataları yaparak Türkiye’yi sıkıntıya sokabileceği bir konuma kim getirdi Sevgili Abdullah Bey!

        2003 yılında 1 Mart tezkeresi öncesi Ankara’da gazete yöneticileriyle birlikte olduğunuz yemekte yanınızda “Başbakanlık Dış Politika Başdanışmanı” olarak oturan Sayın Davutoğlu ile benim yaptığım tartışmayı herhalde anımsıyorsunuzdur!

        Davutoğlu Türkiye’nin Ortadoğu’da izleyeceği politikayı anlatırken benim yüksek sesle itiraz ettiğimi, hatta bir ara kendisi ile tartışmaya girdiğimi ve “Ahmet Bey, bu politikayı izlersek Ortadoğu felaket bir hale gelir ve Türkiye ile ABD karşı karşıya kalır. Bir Türk-Amerikan çatışması patlak verir” dediğimi herhalde hatırlıyorsunuzdur!

        Ahmet Davutoğlu fikir cimnastikleriyle saygın ve değerli akademik bir çalışma yürütmüş olabilir ama Türkiye ve Ortadoğu’nun akademik çalışmanın test sahası haline getirilmesinde, kendisini o konuma getirenlerin hiç mi hatası yoktur Abdullah Bey?

        Sizi 1990’ların başından beri tanırım, çok severim, çok da saygı duyarım Abdullah Bey.

        Ama burada kendi payınıza düşeni de unutmayın lütfen.

        **************

        YOK ARTIK, CAM FİLMİ DE Mİ!

        YEMİN ederim bu ülkede en acıdığım kişi Cumhurbaşkanı Erdoğan.

        Türkiye’nin dört yanı, içi dışı sorunlar yumağı olmuş, Cumhurbaşkanı bir yandan ABD’yle, bir yandan Rusya’yla, bir yandan Irak’la ve Suriye’yle, bir yandan da İran’la uğraşıyor. AB ülkeleriyle uğraşması zaten başlı başına bir mesele.

        Ekonomi, dolar, faiz, enflasyon desen ondan soruluyor.

        Büyük yatırımlar ondan soruluyor. Enerji işleri ondan soruluyor.

        Uydu, füze, yerli otomobil, Elon Musk onun işi.

        Partiyi yeniden toparlamak, oy oranını yükseltmek, belediye başkanları, yerel yönetimler, genel yönetimler ondan soruluyor.

        Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de “cam filmi” ondan sorulur oldu.

        Ayıptır yahu.

        Bu cam filmi yasağının saçma sapan bir hale geldiğini, bir gün serbest bırakıp öbür gün yeniden yasaklamanın vatandaşın tepesini attırdığını gören bir tek Allah’ın kulu yok da, bunu da mı Cumhurbaşkanı halledecek?

        Bunca bakan, bunca bürokrat ne işe yarar!

        **************

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        “Yapalım”ın anlamı “Birisi yapsın” olmadığı zaman.

        Diğer Yazılar