HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.
Fatih Altaylı

Fatih Altaylı

[javascript protected email address]

İnsan olmak yetmiyor mu?

22 Ocak 2012 Pazar, 12:45:51Güncelleme: 14:08:04

TÜRKlYE'de yaşayınca sanki zaman akmıyor. Daha doğrusu çok kısa döngülerle hep aynı zamanı yaşıyor gibiyiz.
Ders almayı bilmeyince, tarihi tekerrürden ibaret zannedenlerin bunu "genel geçer kural" haline getirmesi de boşuna değil.
2007 yılının Ocak ayında, yani Hrant Dink'in öldürüldüğü günlerde kendini "aydın zannedenlerimizi" yine bir "Hepimiz Ermeni'yiz" histerisi sarıp sarmalamıştı.
Sanki bir şeylere üzülebilmek için, ille de o şey olmak gerekiyormuş gibi.
İstanbul'da "Hepimiz Ermeni'yiz" diye bir yürüyüş yapılmıştı.
Ben de ertesi günü "Hepimiz İnsanız" başlıklı şu yazıyı kaleme almıştım. Tarih 24 Ocak 2007 Çarşamba gününü gösterirken:
"Hrant Dink'in cenazesi sonrası neden ifratla tefrit arasında gidip gelen ve ortayı bulamayan bir toplum olduğumuzu düşündüm.
100 bin kişi olduğu söylenen bir kitle yürüyor. Çoğunluğun elinde pankartlar.
Bir grup pankartta yazan slogan dikkatimi çekiyor: 'Hepimiz Ermeni'yiz.'
AllahAllah...
Irkçılığa karşı çıkılması gereken bir yürüyüşte, 'Hepimiz Ermeni'yiz' demek bizatihi ırkçılık değil mi!
Ben Ermeni değilim.
Ermeni yurttaşlarımızla, yurttaşımız olmayan Ermenilerle ve hiçbir ırkla bir sorunum yok ama
ben Türk'üm.
Ama ne yazı yazarken, ne gazetecilik yaparken, ne de başka bir eylemim sırasında ne Türklüğümü öne çıkarma gereği hissediyorum. Ne de çevremle ilişkilerimde onların hangi ırktan, hangi kökenden geldiğini önemsiyorum.
İnsani değerlerini, aklını, tavrını önemsiyorum ama ne ırkı, ne derisinin rengi, ne de dini inancı beni ilgilendiriyor. Irkı, dini, rengi negatif bir ayrımcılığın gerekçesi yapmadığım gibi, pozitif bir ayrımcılığın da gerekçesi yapmıyorum.
Hrant Dink'in öldürülmesine de 'Namuslu bir aydın, düşünen bir kafa, barışçı bir yaklaşım içindeki kişi' olduğu için ama her şeyden önce 'insan' olduğu için üzülüyorum, onu öldürenlere 'bir insanı öldürdükleri için' lanet okuyorum.
Hepimiz Hrant Dink olabiliriz, hepimiz Fırat Dinç de olabiliriz. Ama hepimiz Ermeni değiliz.
Hepimiz Türk de değiliz. Hepimiz insanız."
Bu yazının üzerinden beş yıl geçmiş. Hâlâ aynı yerdeyiz.
Hayvan haklarına sahip çıkmak için hayvan olmak gerekmeyip tam aksine insan olmak gerekiyorsa, bir insanın hakkına, hukukuna sahip çıkmak için de o insanın ulusuna, milletine, ırkına, rengine sahip olmak gerekmiyor.
Kusura bakmayın. Ben Ermeni falan değilim. "Hepimiz Ermeni'yiz" dedikçe, "Hukuksuzluğa karşı" ortak bir duygu geliştirmeyi zorlaştırıyoruz sanki.

Zaman kısırdöngüde akınca

ZAMAN akmayınca ya da kısırdöngü içinde akarmış gibi yapınca Türkiye'de "kâhin" olmak kolay.
Bakın aynı gün bir başka başlık altında ne yazmışım: "Bazıları inat ve ısrarla Hrant Dink cinayetinin 'bireysel' olduğunu vurgulamaya çalışıyor.
Bazı aydınlar da buna 'çanak' tutuyor.
Ben nedense pek o fikirde olamıyorum.
Komplo teorilerine meraklı olmadığımı okurlarım bilir. Ama bu kez ortada bir şeyler dönüyor. Hissediyorum.
Genelkurmay 3 yıl önce uyarıyor, 'Bazı İncirlik personeli Karadeniz bölgesinde, özellikle Giresun'da faaliyetlerde bulunuyor' diye 'resmen' İçişleri Bakanlığı'na yazıyor.
İlginçtir tartışmalı 'emekli general' Veli Küçük aynı bölgede görev yapıyor.
1990'ların ikinci yarısında MİT, Karadeniz'de bazı faaliyetler saptıyor. Yunanistan Büyükelçiliği'nden ve konsolosluğundan bazı kişilerin bölgede dolaşıp halkla görüştüğünü rapor ediyor.
Bütün bunlar devletin kayıtlarında, 'arşivlerinde' duruyor.
Ve hâlâ birileri bizim, 'Bu işin milliyetçi duygulardan kaynaklanan bireysel işler'
olduğuna inanmamızı sağlamaya çalışıyor.
Milliyetçi duygulardan kaynaklanan bireysel işler yapanlar neden hep aynı yerlerden çıkıyor sorusuna kimse yanıt aramak istemiyor."
Galiba biz bu yazarlık işini boşu boşuna yapıyoruz.
Bin kere yaz.
Her zaman aynı.

Köprüde kalmak 

"GOLDEN Gate bir gün bile kapanmadı"
yazıma İngiltere'den bir mühendis mail yollamış. İbretlik.
"Değerli Altaylı, köprü ile ilgili yazınızı okudum. Türkiye'nin mangalda kül bırakmayan, HOCAM hitabetine bayılan binlerce profesöre ders olacak sorular ve nedenler sıraladınız. Anlayana saz, anlamayana davul zurna az... 60 yıla yakın mühendislik, 27 ülkede eser bırakmış bir kişi olarak, köprü kapatılacak mı kapatılmayacak mı sorusuna hem kızıyor hem de gülüyorum.
Değerli rahmetli İngiliz profesör hocam Dr. Brown ile birlikte Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'ndeki çalışmalarımız esnasında dedim ki: 'Dr. Brown. Karayollarına bakım için bir program hazırladınız mı?'
'Evet. Bakım raporu ve önerilerimi hazırladım ve verdim. Ancak seninle bahse girerim, bu bakım el kitabı rafa atılacak ve yarın köprüyü kapatmayı dahi düşünecekler' dedi.
Kısacası. Türkiyede disiplin mühendisliği yok.
Köprüler bakım için kapatılmaz. Bakım, köprünün bitiş anından başlar ve öncelikler disiplinine göre sürekli yapılır. 50 yılda bir de köprü taşıyıcı elemanlarının dizayn güçlerinin analiz ve ölçümü yapılır. Bunun için de köprü kapatmak gerekmez. Köprüler sadece; afet, acil durumlar ve tehlikeli hava koşullarından dolayı kapatılır.
Sevgili Altaylı, niye Türkiye'nin muhteşemleri hâlâ yüksek binalar, köprüler, hızlı tren gibi yapıları yabancılara havale ederler. Bunu sorgulamak lazım. Nedeni ortaya çıkar.
Saygılarımla
Jan İsmail Adem, İnş.Yük. Müh Londra."

Türk kahvesi gecesi

GAZETELERDE çıkan bir haber, sevgili arkadaşım Çiğdem Şardan'ı hayli öfkelendirmiş.
Ve bana şu mesajı yolladı: "Fatihcim bu sabah gazetelerde çıkan 'Türk Kahvesini Koruma Gecesi' haberi üzerine kendimi tutamayıp sana bu mail'i yazmak istedim.
Hava bu kadar soğukken, bir sürü insan işsiz ve açken, Van'da insanlar soğukta sokakta kalmışken, Türk kahvesi gecesine adam başı biner lira para verip, milyarlık tuvaletler giyip, bir de utanmadan boy boy poz veren sosyetiklerimize hiçbirinizin söyleyecek bir lafı yok mu? Ne zaman adam oluruz sence?
Ayrıca, senelerdir çocuklara yardım kisvesi altında düzenledikleri gecelerde 5 bin lira bağış yapıp, 50 bin dolarlık tuvaletlerle salınmalarına bir şey demedik, en azından toplanan paraların gideceği bir yer vardı. Ama artık bu kadarı çok fazla olmuyor mu?"
Ne diyeyim Çiğdem.
Sen demişsin zaten.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ

Yapanı veya yapmaya çalışanı değil yapmayanı eleştirdiğimiz zaman.


Diğer Yazıları

CHP’li muhaliflere tavsiye: İşçi Partisi’ne katılsanıza

  • Yayın Tarihi: 27/08/14 05:34
  • [javascript protected email address]
CHP yine kaynıyor. Zamansız bir kaynama. İktidar partisinin en sıkıntılı olması muhtemel bir dönemde, belki de Türkiye'nin yönünü dönüşü olmayacak bir şekilde değiştirmek için yapılacak bir seçime ve ardından gündeme gelmesi muhtemel bir referanduma 1...
Devamını Oku

Cacık olmaz cacık

  • Yayın Tarihi: 26/08/14 10:17
  • [javascript protected email address]
Galatasaray'ın sağlık sponsoru hangisi bilmiyorum ama bu sezon tribünlerde kemoterapi ilaçları satarsa bence köşeyi döner. Çünkü belli oldu ki, bu sezon bu takım bu taraftarı kanser edecek. 52 yılın Galatasaraylısıyım, hayatımda ilk kez ''Bu maçı biz...
Devamını Oku

Birisi Milli Eğitim Bakanlığı’na harita yollasın

  • Yayın Tarihi: 26/08/14 04:09
  • [javascript protected email address]
"NEREDEN tutsan elinde kalıyor" denir ya, memleketin hali gerçekten bu. Nereden tutsan elinde kalıyor. Tıp fakültelerindeki profesör arkadaşlarım arıyor, "Tıp eğitimi Allah'a havale. 10-15 sene sonra ne özelde ne devlette kaliteli doktor...
Devamını Oku

Bolluk ülkesi Türkiye

  • Yayın Tarihi: 24/08/14 03:31
  • [javascript protected email address]
ÖYLE veya böyle AK Parti'nin Türkiye'yi bir bolluk ülkesi haline getirdiği tartışılmaz bir gerçek. Mesela her yer mall dolu. Yanlış anlamayın "mal" değil "mall" yani "mol". Hiçbir yerde bu kadar "mall" bolluğu yok. Hepsinin içi insan dolu. Gerçi...
Devamını Oku

Aman dikkat dozu kaçırmayın

  • Yayın Tarihi: 23/08/14 01:27
  • [javascript protected email address]
BİZİM gazetenin AK Partilileri dahil, cümle iktidarseverler Hayrünnisa Gül'e bodoslamadan bindiriyorlar. Oysa AK Parti Kongresi Cumhurbaşkanlığı devri tesliminden sonra yapılacak olsa ve Abdullah Gül aday olabilecek olsa ve Hayrünnisa Gül yine de bu...
Devamını Oku
Tüm Yazıları