Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YAZACAKLARIM yayın yasağı kapsamına giriyor mu bilemem.

        Bence girmez ama "yasak" dediğin şey keyfe kalmıştır.

        Öyle bir yorumlarsın ki, salataya "reyhan" koyanı "Reyhanlı salata yedin" diye içeri atarsın.

        O yüzden dünden beri salatalara reyhan koydurmuyorum.

        Ne olur ne olmaz diyerek.

        Suriye "devleti" bir süreden beri kendi halkına karşı "savaşıyor". Ya da halkının bir kısmına.

        Belli ki, daha da savaşacak.

        Türkiye, Arap Baharı'ndaki süratin gazına gelip "Bu iş birkaç ayda biter" diye düşündü ama 2 yıl oldu sürüyor. Daha ne kadar sürecek belli değil.

        Ortalıkta "Putin, Cameron'u Esad'lı çözüme ikna etti. Birlikte Obama'yı da ikna edecekler" lafları dolaşıyor.

        Akla kara Başbakan'ın ABD gezisinde ortaya çıkacak.

        "Başa gelen çekilir" diyeceğiz, bekleyip göreceğiz.

        Türkiye, "Esad rejimine" cephe açarken bir şeyi göz ardı etti.

        Ben bugün onu anlatmak istiyorum.

        Suriye'deki Baas rejimi "ilginç" bir rejimdir.

        Yaşı müsait olanlar hatırlar, müsait olmayanların meraklı olanları okuyup öğrenmiştir.

        1970'lerde Suriye "yatakhane" olmuştu.

        Kimin yatakhanesi mi?

        Dünyada ne kadar "terör, tedhiş örgütü, ne kadar illegal yapılanma varsa hepsine".

        Türkiye'den kaçan sol örgütlere, Marksistlere, Leninistlere, ırkçı terör yapan Asala'ya, PKK'ya, Avrupa'nın ve Asya'nın tüm sol terör örgütlerine, Hizbullah'a, Hamas'a, El Fetih'e, Kara Eylül'e kadar hepsine kucak açtı.

        Tüm örgütler ve tüm teröristler Suriye'de veya Suriye'nin kontrolündeki bölgelerde, Suriye devletinin sağladığı kamplara yerleştiler.

        Suriye bu örgütlerin "canlı" olduğu dönemlerde bunların hepsiyle içli dışlı oldu, hepsine El Muhaberat ajanlarını yerleştirdi, bu örgütleri kontrol etti ve örgütlerin Suriye'den çıkmasından sonra da bu örgütlerle bağlantısını asla kesmedi.

        Bu açıdan bakıldığında Suriye, dünyada terörü en iyi bilen, en iyi kullanan ve "terörist devlet" unvanını en fazla hak eden ülkedir.

        Türkiye işte bu gerçeği unuttu.

        Bunların Türkiye'deki veya Suriye'de olup da Türkiye ile ilişkili uzantılarının Türkiye'de neler yapacağını iyi hesaplayamadı.

        İyi takip edemedi.

        Türkiye'nin Suriye politikasını beğenebiliriz, beğenmeyebiliriz.

        Sonuçta bir politikadır.

        Önemli olan hükümetçe belirlenen bu politikanın tüm olasılıklarının "devletin örgütleri" tarafından yönetilmesi ve gerekli önlemlerin alınmasıdır.

        Suriye'nin bu potansiyelini bilmeden bu süreci yönetemezsiniz.

        Eğer hükümet, Esad'ı istemiyorsa Esad'ın yapabilecekleri hesaplanır, ona göre davranılır.

        En azından sınır "kontrolü" olur, bölgede istihbarat çalışmaları hem Türk, hem Suriye topraklarında yürütülür.

        Geçmişe bakarak, olası bağlantılar takibe alınır, izlenir.

        Sorun uygulanan politikada değil, uygulanan politikaya uygun tedbir alınmamasındadır.

        Böyle sporun içine edeyim

        GENCECİK bir çocuk öldü.

        Üzerinde Fenerbahçe forması var diye.

        Galatasaray forması da olabilirdi.

        Formanın rengi önemli değil.

        Benim için futbol bitmiştir, rekabet bitmiştir.

        Çoluk çocuğumuzu keyifle maça yollayamayacaksak, formamızı giyip maça gidemeyeceksek batsın bu futbol, bitsin bu futbol.

        Allah hepsinin .... versin.

        Tabii tüm bunlar yargı rezaleti, emniyet rezaleti.

        Futbolda Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun çıkardı bu ülke. 6222 sayılı kanun.

        Zannettik ki, "şike kanunu".

        Ulan adı üstünde "futbolda şiddetin önlenmesi".

        Uygulandı mı?

        Nerdeee!

        Geçen sene Kadıköy yakılıyordu.

        Polis arabaları ters çevrilip yakıldı, benzinciyi Allah korudu.

        Var mı bir tek ceza, kalan bir tek tutuklu?

        Kulüp başkanları korudu olayları yapanları, üyelik verdiler kulüplerine.

        Statta burun kırıldı, beyefendi kılıklı adamlar dövüldü.

        Var mı tutuklu?

        Tribünde adam bıçaklandı.

        Bıçaklanan karakolda baskı gördü "Şikâyetçi olma" diye.

        O da olmadı.

        Kapandı gitti.

        Hadi onu geçtik.

        Kulüp başkanları, yöneticileri adam mı sanki.

        Galatasaray Başkanı olacak adam durduk yerde, "Alınacak kupa mı var ki Fenerbahçe Stadı'na gideyim" diyor.

        Fenerbahçe Başkanı zaten öfkesiyle meşhur, maça iki gün kala ağzını açıp gözünü, hatta kulağını yumuyor.

        Bugüne özel değil.

        Hep böyleler.

        Koskoca kulüp başkanı, başka takıma giden futbolcusu için "İnşallah taşlarlar" diyor.

        Var mı bir "hukuki" yaptırım, haklarında dava açılan var mı?

        Bir maçta sahada rakı şişesi, diğerinde viski.

        Kendi futbolcusuna telefon atıyor adam.

        Drogba gibi efendi adamı itekliyor Volkan, durduk yerde; yerdeki adamı kaldırmak isteyen Melo'yu itiyor Emre.

        Sabri gidip Volkan'a laf ediyor, Volkan kalkıp onun boğazını sıkıyor.

        Var mı bir ceza?

        İkisini de atacaksın Milli Takım'dan, beşer maç da ceza vereceksin en az.

        Bakalım bir daha yapıyorlar mı?

        Ama vermezler.

        Verseler de kaldırırlar.

        İkisi de tahkime gider, "Bademciklerini kontrol ediyordum" der biri, diğeri de "Ensesinde kene vardı, onu çıkarıyordum" der.

        Ceza kalkar.

        Federasyon "Şike mike yoktur" diyor.

        Mahkeme, Emenike kararını açıklıyor, "Teklif yapılmış ama Emenike kabul etmemiş" diyor.

        Böyle mi bitecek tribünde şiddet.

        Bu federasyon mu, bu disiplin komitesi mi, bu tahkim mi bitirecek şiddeti.

        Hadi onlar işin parçası, ya yargı.

        Tay gibi yasa var elde.

        Uygulasana.

        Uygulayamazlar.

        Yemez.

        Yemezse de şiddet bitmez elbet.

        Uygulanmayan yasalarla bitmez.

        Ama futbol biter.

        En azından benim için.

        Dün o Fenerbahçeli çocuk öldürüldü ya, benim için futbol bitti.

        Edeyim böyle sporun içine...

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Yönetici ve sporcusu ne kadar adamsa, taraftarının da o kadar adam olduğunu anladığımız zaman.

        Diğer Yazılar