Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Muharrem ayıyla birlikte her yıl Aleviler hatırlanır, Alevilik konusu on gün boyunca tartışma gündemimize girer; bir dahaki Muharrem ayına kadar...

        Galiba bu defa durum farklı olacak... Olmalı da...

        Farklı olacağına dair beklentim, Alevi kesimin kendileriyle ilgili gördükleri konularda daha açık bir dil kullanmaları ve sorunu siyasi iktidarın çözebileceği biçimde sunma gayretleri...

        Herhangi bir sorunu içinden çıkılmaz çetrefillikte sunarsanız, çözümden o kadar uzaklaşırsınız; sunumdaki sadelik çözümü de kolaylaştırır...

        Aleviler devletin kendilerine ayrımcı muamele ettiğinden şikâyetçi. Varlıkları çoktandır kabul ediliyor, ancak Alevi kesimin kendilerine biçtikleri ‘kimlik’ ile değil de, devletin herkesi kucaklayıcı olma iddialı söylemiyle...

        Bu yıl bir ilk olarak, ‘Alevi’ kesim, devlet yetkililerinden ‘kimlik’ konusunda anlayışlı bir tavır görmüş oldu.

        ‘Kimlik’ tanınmaya başlayınca, yani ‘Alevi’ adıyla farklı bir zümrenin varlığı kabul edilince, onları başkalarından farklı kılan özellikler de kendiliğinden ortaya çıkar. Aleviler için bunun en önemli göstergesi, Yaradan ile aralarındaki manevi bağı kurmak üzere toplandıkları mekânın, yani cemevlerinin, ibadethane olarak tanınmasıdır.

        En kolay çözüme kavuşturulabilecek bu konu, ne hikmetse, konuya en büyük anlayışı gösterecek Ak Parti iktidarı döneminde sürekli yokuşa sürüldü. “Müslümanların ibadethanesi camidir, başka ibadethane olmaz” cümlesiyle özetlenebilecek bir anlayış yüzünden...

        Oysa doğru olan “Her yer, bütün yeryüzü Müslümanların ibadethanesidir” anlayışıdır. Müslüman bireylerin çoğu, ülkemizde de, ibadetlerini evlerinde yerine getiriyor. Müslümanların sayıca az olduğu ülkelerde, toplu ibadet için, başka dinlere ait mekânlardan yararlandığı bile oluyor.

        Hemen her ilde bulunan ‘namazgâh’ adlı geniş meydanlar, tarihin değişik evrelerinde, iklim elverdiği sürece cuma ibadeti için ayrılmış olan mekânlardır.

        Tekkeler, zaviyeler ‘cami’ olmadıkları halde birer ibadethaneydi aynı zamanda.

        Vaktiyle yalnızca kırsal kesimde yaşadıklarından ‘cemevi’ ihtiyaçlarından haberdar olunmayan Alevi kesim, kentleşme ve göçlerle birlikte daha görünür hale geldi ve artık her ilin belli bölgelerinde birer cemevi açıldı, açılıyor...

        Açılsın da... İçinde ibadet edilen başka mekânlara tanınan kolaylıkların ‘cemevleri’nden esirgenmesi yanlıştır; şimdi sıra bu yanlışlığın devlet eliyle sona erdirilmesinde...

        Yeterli mi? Hayır.

        Elbette, Alevi kesimin dini açıdan ihtiyaçlarının karşılanmasında aracılık edecek bir otoriteye sahip olması da beklenir. Çözüm yolunda ikinci sorun da budur.

        Diyanet İşleri Başkanlığı ülkemizde artık yeni bir içerik kazanan ‘lâiklik’ anlayışına ayak uydurarak bütün inanç gruplarına cevap verecek bir hüviyete kavuşturulabilir. Sözgelimi, bir başkan yardımcılığı Alevi kesime tahsis edilebilir...

        Herhangi bir sebeple, Diyanet’in kendini yeni duruma uyarlaması mümkün olmadığı veya Alevi kesim onun dışında bir temsiliyeti tercih ettiği taktirde, sadece Alevi vatandaşların ihtiyaçları gözetilerek ayrı bir birim de oluşturulabilir.

        Bunu yaparken zaten varolan vakıfların biraraya gelmesi teşvik edilebileceği gibi, o birimi oluşturma görevi tek bir vakfa da verilebilir.

        Soruna çözüm bulmak amacıyla yaklaşılır ve soruna muhatap olanlar tezlerini anlaşılabilir bir açıklıkta sunabilirse, en çetin ve karmaşık sorunlarla bile baş edilebilir.

        Muharremden muharreme bu konuyu tartışmak değil, ama tartıştığımız halde çözümsüz bırakmak can sıkıcı...

        Diğer Yazılar