05 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
22 Mayıs 2009 Cuma, 15:03:00 Güncelleme:15:03:00

Cüneyt Toros: "Meslektaşlarımın tavrı kanıma dokundu"

Gülin Yıldırımkaya: "Türkiye'nin tek farklı gazetesi" sloganıyla yola çıkan Gazete Habertürk'te gerçekten farklı bir pencereden bakan ekonomi servisimiz olduğunu görüyorum. Genelde iş dünyası ile iyi geçinen ve özellikle de güçlü figürlere dokunmayan ekonomi sayfaları okuyoruz. Sizin ise böyle bir kaygınız yok, neden?


Cüneyt Toros: Gazeteci arkadaşların tercihleri değil bu, Türkiye’deki medya patronlarının tercihi. Bizim iş dünyasıyla özellikle aramızı kötü yapmak gibi bir isteğimiz yok. Aksine aynı zamanda haber kaynakları olduğu için sıcak ilişkiler içinde olmayı tercih ederiz. 2009 yılında artık Türkiye’de bir şeylerin değişmesi gerekiyor. İşte biz bu değişimi yakalamak istiyoruz. Arkadaşlarla oturduk, yüzlerce gazeteye baktık, Brezilya gazetesinden Lübnan gazetesine kadar.. Ve şunu gördük; internet ve televizyonunun günlük hayatın bu kadar içinde olduğu dönemde ekonomi gazeteciliğinin gittiği nokta; 2 temel unsura dayanıyor. Birincisi tüketiciye fokuslanmak. Bugün iş dünyası örgütü tüketici haklarını ihlal edecek uygulamaları savunuyorsa, o zaman bizim okurların mantıklı ekonomik temeli olan sorunlarına fokuslanmamız gerekiyor. Çünkü biz kamu adına tüketici hakkını korumak ve kollamak durumundayız. Konunun idari ve adli tarafı bizim işimiz değil. Ama gündeme getirmek bizim işimiz.
Kendi gazetemden örnek vereyim; ‘Özel emeklilikte 90 yaş cinliği’ başlığı ile bir haber yaptık. Özel emeklilik şirketlerine 10 yıl boyunca paranızı ödüyorsunuz. Bu süre sonunda ne kadar maaş alacağınız söylenmiyor. Türkiye'de buna uygun bir sistem kurulmamış. Alacağınız aylığın hesaplanmasında ortalama yaşam süresinin 90 yıl olarak baz alındığını duyduk ve bunu haberleştirdik. Türkiye'de kim 90 yıl yaşıyor dedik, böyle yaparsanız benim alacağım aylık düşecek. Bunu haberleştirmek tüketiciden yana bir tavırdır. Bunu haberleştirmek iş dünyasıyla problemli olduğumuzu göstermez. Ayrıca iş dünyasıyla problem de yaşamak istemiyoruz. Bu en çok bizim başımızı ağrıtıyor.
Kaldı ki şunu söylemek durumundayız: İş dünyası günümüzde eskisinden çok daha önemlidir. Osmanlı ordularıyla ülkeleri fethediyordu, şimdi girişimcinizle başka ülkeleri fethediyorsunuz. Ancak tabiî ki patron ve iş dünyası karın maksimizasyonu için çalışır, kendi çıkarlarını doğal olarak korumak durumundalar. Çıkar çatışması olacaktır, gazeteci ile iş dünyası arasında ve olmalıdır, dünyada da oluyor. Bir örnek daha vereyim, '150 bin stok var. Vergi indirimi getirin stokları eritelim' dedi otomotivciler. Haklıydılar. Hükümette vergiyi indirdi. İki haftada 10 bin  araba satıldı. Sonra kimse otomobil bulamaz oldu. Biz de HT Ekonomi olarak ‘Nerede bu stoklar’ diye sorduk. Hani 150 bin stok vardı? Bizim görevlerimizden biri bu. Ekonomi gazeteciliğinin ikinci önemli dayanağı da, ekonomik durumu iyi analiz edip, okuyucunun önüne koymaktır.

Tabii ki, normal olanı bu zaten ama normali anormalmiş gibi görüp altında servet düşmanlığına varacak nedenler arayanlar da çıkıyor, değil mi?

Başta söylediğim gibi, bu bir sermayedar kararı. Biz daha önce çalıştığımız gazetelerde de benzer türde haberler yaptık. Biraz da sistemi siz zorlayacaksınız. Haberturk Gazetesi’nde ise fark zorlamadan bu yönde haberler yapabilmemizdir. Birçok meslektaşım, bazı haberlerimizden sonra beni gördüklerinde 'Helal olsun, çok güzel işti' diyor. O yüzden onları suçlayamam, bunu yapmak istemiyorlar diyemem. Başka şeylerden, medya sektörünün bağlı olduğu yapıdan kaynaklanıyor. Tabii bu insanlara farklı geliyor ve Türkiye değişiyor. Türkiye artık 10 yıl önceki Türkiye değil. Bir süre sonra biz de değişeceğiz. Ekonomi basını da değişecek, siyasi basın da, spor da, hepsi değişecek. Değişmek zorunda, başka türlü ayakta duramayız. Buna uygun bir strateji ile gidiyoruz. Şu ana kadar da bunu başardığımızı düşünüyorum.

ALİ AĞAOĞLU OLAYINDA MESLEKTAŞLARIMIN TAVRI KANIMA DOKUNDU

Yıllardır bir çok işadamı hakkında haber yapmışsınızdır, Ali Ağaoğlu gibisini görmüş müydünüz? Küfürlü, inanılmaz bir açıklamaydı, bahsettiğimiz tablodan buluyor olabilir mi bu cüreti kendinde?

Ali Ağaoğlu bir işadamıdır. Para kazanmış, harcamıştır. Beni ilgilendiren tarafı bu değil. Bu ülkenin en temel sorunu işsizliktir, dolaylı vergilerin yüksekliğidir, kayıtdışılıktır? Cüneyt Toros bir çalışan, Mustafa Koç bir patron olarak arabasına benzin alırken aynı vergiyi ödüyor. Bir kere bu sürdürülebilir bir şey değil. Dolaylı vergi adaletsiz. Bakın yeni Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Maliye bürokrasi ile ilk toplantısında ‘Yüzde 70’lik bu oranın sürdürülebilir olmadığını söyledi.’ Peki bu neden kaynaklanıyor? Benim şahsi kanaatim, Türkiye’de gelir ve kurumlar vergisi tahsilatı yetersiz.
O haberde dikkat ederseniz başka işadamları da vardı. Ancak Ali Ağaoğlu verdiği yanıtla tartışma odağı haline geldi. Bizim orada yapmaya çalıştığımız, gazetelerde sayfa sayfa yer alan büyük işadamlarının en yüksek vergi ödeyenler listesinde niye olmadığıdır. Bu az çok gelişmiş bir ülkede mutlaka sorgulanır. Bir örnek vereceğim; Al Capone'u herkes bilir. Dünya tarihinin en büyük gangsteridir. İçki yasağı sırasında yüzlerce insanı öldürdü, gasp etti, her şey var adamda. Peki neden yakalandı hatırlıyor musunuz? Bunların hiçbirinden ceza almadı. Amerikan Vergi İdaresi, vergi kaçırdığı için adamı yakalandı. Ve Al Capone'u vergi idaresi bitirdi. Ben bir gazeteci olarak bu ülkede insanların devlete ne kadar vergi verdiğinin üzerinde durmak durumundayım. Çünkü bu ülkenin çalışanı, asgari ücretlisi yüksek vergi ödüyor. Bu işadamları niye bu listede yok? Koca koca binaları, gökdelenleri dikiyorlar. Seninle, ben gitsek gökdelen diksek yapabilir miyiz? Bir sermayemizin,  gelirimizin olması lazım. Varsa da bunun vergilendirilmiş olması lazım. Çok basit bir soru sorduk, 'Kardeşim, bu kadar şey yaptın, neredesin?' Bunu sorduğumuz için, o arkadaş bize küfretti. O küfürlü sözleri de yazdık, kötü söz sahibine aittir. Kardeşim hakaret etme bana. Bana bir açıklama yollamışlar, 'İşte şu kadar ödedik.' Ben sana ‘ödemedin’ demiyorum ki, ‘az ödemişsin' diyorum. Bana bir şey söyle, ama küfretme. Bu ülke demokrasisini de çağdaş seviyeye çıkarmak istiyorsa herkes vergisini adam gibi ödeyecek. Vatandaş da ödeyecek, patron da ödeyecek, orta sınıf da ödeyecek. ABD'de, bir Rolls Royce almaya gidin, size diyecekleri ilk şey vergi numaranızı alabilir miyim olacaktır. Bu dünyanın yaptığı bir şey, biz de yapmalıyız. Zaten IMF de dikkat ederseniz artık Türkiye’den bağımsız bir gelir idaresi ve vergi denetimi istiyor. Türkiye’nin bu şekilde sürdürülebilir büyümeyi yakalayamayacağını dünya biliyor. Hep aynı patronları vergi sırasında görmek zorunda mıyım? Bunlar Türkiye'nin sermaye birikimi yüksek insanlarıdır, vergilerini zaten ödüyorlar. Önce bu işadamlarına haksızlık oluyor. Onun dışında gazetelerde ben birçok insan görüyorum. Atıp tutan, mangalda kül bırakmayan, yatları, katları olan, deli gibi yatırım yapan. Bir vatandaş olarak da istiyorum, bir gazeteci olarak da bu insanların vergi listelerinde görünmesini istiyorum.

Siz bu kavgayı verirken, Ali Ağaoğlu da röportaj üzerine röportaj veriyor, hakaret ettikçe kıymete bindi, tepki göreceğine el üstünde tutuluyor medyada.

En çok kanıma dokunan, geçenlerde Milliyet Gazetesi, bu kişi ile röportaj yapmış ve ‘Taksim'den helikopterle dolaşacağım inadına’ demiş. O gazetenin patronu Türkiye'nin vergi rekortmenlerinden biri. Kızı TÜSİAD'ın başkanı. Geçenlerde açıklama yaptı, vergi idaresi siyasallaşmıştır, bağımsız olsun. Eee tamam, bizim söylediğimiz de bu zaten ‘Hep niye aynı adamlar vergi ödüyor. Bu işadamları niye listede yok’ dedik. Önce onların ‘helal olsun’ demeleri gerekirken, kendi gazetelerinden bize laf söyletip, adamı üzerimize salıyorlar. Bundan sonra ben sana nasıl güveneyim? Bu ülkede en çok muzdarip olduğunu söyleyen işadamlarından birisin ve çıkıp bunu söylüyorsun. Biz de buna benzer bir şey söylüyoruz. Bu adamı bana küfrettiriyorsun. O zaman söylediğinin inandırıcılığı kalmıyor. Kısa vadeli beklenti için, 3-5 reklam geliri için bu yapılmaz. Söylediğinin bir değeri kalmıyor, hem de bizim emeğimize yazık oluyor. Ben çok isterdim bu haberin peşinden gelsinler.

Ekonomi Gazetecileri Derneği dışında tavır koyan yok değil mi medyadan?

Ben de bu derneğin üyesiyim. Teşekkür ediyorum, bizi kolladıkları için söylemiyorum, olması gereken bir şeyi yaptıkları için. Benim eski gazetem SABAH adamın 'it,uğursuz' lafını gazetesine taşıdı. Hepsi benim arkadaşım, 12-13 yıllık emeğim var o gazete de. Bu lafı bile koymamaları lazımdı. Bir kere bir meslektaşına basın yoluyla küfrettirmemen lazım. Orada çalışan ekonomi editörü arkadaşın buna direnmesi lazımdı. Ama yetmemiş haberin spotuna bile bu lafları koymuş. Demek ki, biz bu arkadaşlara bazı şeyleri öğretememişiz. Bu ülkede gelir modeli çarpık olduğu için, medyanın finansman modeli, böyle abuk subuk şeyler oluyor. Bu Avrupa'da ya da Amerika'da olsaydı millet gülerdi herhalde. Adamın biri bir gazeteciye küfrediyor, diğer gazeteci alıyor o açıklamayı aynen koyuyor. Sen olayın tarafı değilsin ki.

Sizin de bir hatanız oldu o haberde, Ahmet Çalık için listede yok demiştiniz ama 42'nci sırada çıktı. Telafi ettiniz mi daha sonra?

Bir kere ben önümdeki veriyle hareket ederim. Ahmet Bey kendi isminin açıklanmasını istememiştir. Bu da tartışılabilir bir şeydir. Niye açıklanmasın? Gelir vergisi listesinde ismini görüyorsun, kurumlar vergisi listesinde niye yok? Ama diyelim biz hata yaptık. Hata yaptığımız zaman çıkıp özür dilemesini de bilirim ben. Çıktık, Ahmet Bey'in açıklamasını da koyduk. Hakaret yok, bir şey yok, kimseyi kırıcı bir şey yok. Hata yapmışız, peki, buyurun Ahmet Bey sayfalarımız size açık. Benim orada tartıştığım Ali Ağaoğlu’nun açıklamasını niye koydun değil. Koyarsın koymazsın bu senin bileceğin iş, bu bir tavır, bu bir duruştur. Sen bu yönde bir duruş sergilemişsin. Benim orada tartıştığım son hakaret içeren cümleyi niye koyuyorsun. Bana küfür ettiriyorsun. Ben Sabah gazetesinin bu tavrına kızdım. Benim onlara kızmam çok önemli değildir, Sabah Gazetesi için ama benim bir emeğim var o sayfalarda. O gazetede yıllarca çalıştım. Ayrıca Milliyet gazetesindeki çelişkiyi de anlattım. Milliyet’in Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin ‘etik’ konularda bize ders verir de kendi gazetesinde bu yönde röportajları koyabiliyor. Çelişki işte…
Biz ekonomi gazetecisiyiz, polemikçi değiliz. Sporcular kızacak ama spor programlarında oluyor birbirlerine bağırıp çağırıyorlar. Biz böyle bir şey yapmıyoruz. Bizim anladığımız tarzın dışına çıktı. Bu da beni rahatsız etti açıkçası. Rakamla konuşalım. Hata yaptıysak eyvallah deriz, bu kadar basit. Bu gerçekten Türk basını adına da kötü bir örnek olduğunu düşünüyorum. Ali Ağaoğlu'yla ilgili hiçbir şey söylemek istemiyorum. Sövüyor zaten. Ben ekonomi gazetecisiyim, rakamı, temeli, analizi olmayan hiçbir şeyi koymam. İşkembeyi kübradan atmıyorum. Benimle gelsinler rakamlarla istedikleri gibi tartışırım. Ama küfürler falan... Tartışma düzeyi bu değil. Burada bir yol açtık. Bir şekilde zorlaması lazım arkadaşların.

Ekonomi müdürlüğü zor iş gerçekten, spor olsa mesela habere mevzu aktörler daha kısa vadede değişiyor ama ekonomide birkaç istisna dışında büyük patronlar muhtemelen meslek hayatınızın sonuna kadar aynı konumda olacaklar.Yıllar sürecek bir ilişkiyi de bir şekilde yürütmek lazım. Çok iyi yerden sıkıştırdın bizi, helal olsun diyecek olgunlukta olanlar da vardır herhalde..

O da oldu tabii. Gerçekten şunu söylemem lazım. Türkiye'de iş dünyası da hatalar yapıyor. Hatasız kimse yok. Ama şunu da kabul etmek gerekiyor. Türkiye’de iş yapma ortamı dünya ile karşılaştırdığınız zaman o kadar da şeffaf ve rahat değil. Devlette biraz zorluyor iş dünyasını. Sadece iş dünyası kötü, diye bir şey yok. Ama kötü yaptıkları şeyleri söyleyebilirim. Söyledik de zamanında, çok samimi konuştuğumuz insanlar küstü. Çocuk gibi küserler. Olabilir ama sonuçta biz gazeteciyiz. Gazetecilik zaten sevilen bir meslek değildir. İyi çocuk, beni severler ama bu çocuğun da sağı solu belli olmuyor falan. İlla sevilmemiz gerekmiyor, ama saygı duymaları gerekiyor. Sevilmek önemli değil, ama saygı önemlidir. Onların hoşuna gitmeyecek bir haber yapıyorum ama hata da yapıyorum örneğin o haberde. Şimdi adam der ki; sevmiyorum seni, saygı da duymuyorum çünkü hata yapıyorsun. Bugüne kadar başıma çok gelmedi açıkçası, ufak tefek şeyler oldu. Günlük akış içerisinde hata yapabiliyorsunuz. Ama senin duruşunu biliyorlarsa sevmeseler bile saygı duyuyorlar. Bunu yakaladığınız an problem olmaz. Hem adam hakkında haber yapıyorsun, hem yalan yanlış yapıyorsun verisi hatalı, her şeyi hatalı, o zaman adam diyor ki sana, sevimsiz bir herifsin, bir de bilgisizsin üstelik. Diğer alanlarda polemikle insanı kızdırabilirsin, ekonomide adam böyle kızmaz veriye dataya bakar.

'DURUŞ'U ABDURRAHMAN YILDIRIM'DAN ÖĞRENDİM

Son 15 yıl Sabah'taydım dediniz, oldukça da gençsiniz, Sabah'ta mı başladınız?

Ben önce Cumhuriyet'te başladım. Cumhuriyet gazetesinde Abdurrahman Yıldırım'la, şimdi yazarımız, bizi yetiştiren üstadımızdır. Ondan çok şey öğrendik. Duruşu, ilk ondan duymuştum ben. Yani duruş olacak bir adamda. Adamın da bir duruşu olacak, gazetecinin de olacak. Ondan öğrendiğimiz şeyi devam ettiriyoruz.

İlk başladığınızda Abdurrahman Bey sizin müdürünüz müydü?

Abdurrahman Bey orada finans yazıları yazıyordu, ona tabloları dizecek, yabancı dili olan bir stajyer lazımdı, ben de o zaman İstanbul İşletme'deydim. Ankara Anadolu Lisesi'ni bitirmiştim. Parasız, pulsuz zamanlardı. Sağ olsun bizi kabul etti. Çok başvuru vardı. İyi bir finans yazarıydı o zaman da. Ben de kim olduğunu falan bilmiyordum açıkçası. Tek görevim günlük gelen döviz kurlarını dizmek. Yabancı dilim olduğu için çeviri yapıyorum. Benim şansım oydu, yabancı dil o zaman bu kadar yaygın bir şey değildi. Yabancı dili olanlar pek gazetecilik içine gelmiyorlardı. Financial Times'tan falan çeviriler yapardım. Çok şey öğrendim orada ama, o zaman pikaj vardı, pikaja yollardı beni, her şeyi öğrenmemi isterdi. Çekirdeğinden yetiştik. Eğitim var, kolej bitirmişiz, İngilizce var ama bir bakıyorum aşağıda pikajda yazılar dizilmiş mi. Böyle başlıyorsunuz. Ama bunun çok yardımını gördüm. Sayfa sekreterliği kursu açılmıştı. Ona gittik. Şimdi otursam sayfa da yapabilirim. Ayrıntıları bilmek önemlidir. Ondan sonra Yeni Yüzyil gazetesi açıldı. Bu gazete hepimiz için bir ekoldür. Orada da çok şey öğrendik. Yeni Yüzyıl ekonomi basını için bir dönüm noktasıdır. Bugunkü ekonomi sayfalarının altyapısını hazırlayan şey, Yeni Yüzyıl'ın ekonomi sayfalarıdır. Bütün gazeteler sonra o sayfaları aldılar. Bu tepe grafikler filan hepsini Abdurrahman Bey getirmiştir mesela. Bir borsa sayfası. Hepsi Abdurrahman Yıldırım'ın başlattığı şeylerdir. Dikkat et bak, 2009, Yeni Yüzyıl 1995, 14 yıl geçti, 14 yıldır aynı şekilde. Biz bu gazeteyi kurarken, Abdurrahman Yıldırım'a dedim ki, "Allah'ını seversen abi, yeni bir şey kuruyoruz, şundan bir vazgeçsek, bir şey yapsak", 'İyi o zaman yenile bakalım" dedi. Görevde bize düştü. Bir kısmını yeniledik. Örneğin tepe bant kısmını daha geliştirdik, içeriğini artırdık. Emtia fiyatları veriyoruz, bugün dünyada emtia fiyatları önemli. Tepe bantları haber gibi çalışıyoruz. O tepe bantları rakamın dışına çıkarıyoruz. Yenilikler yaptık, bunları da araştırdık, ettik. Dünyadaki her şeyi alalım koyalım değil, bizim ülkemize uygun olanları seçtik, Türkiye'ye uygun şeyleri eklemeye çalıştık. Gerçekten ne kadar başarılı olduk bu kamuoyunun takdiri. Uzun vadede başarılı mıyız, başarısız mı, sonucu tarih yazar. Ama çaba gösterdik, emek verdik. O ekibin yaptığı şeyleri aşmaya çalıştık. Ben o zaman muhabirdim. Sonra bir Milliyet maceramız oldu, 1 ay filan. Yeni Yüzyıl kapandı, satıldı. Sonra Sabah..

Sabah'a muhabir olarak başladınız herhalde?

Abdurrahman Bey ekonomi müdürüydü. Ben yine muhabirdim, ama aynı zamanda da editörlük de yaptım.

Sonrasında Abdurrahman Bey'in koltuğuna oturdunuz..

Abdurrahman ayrıldı. Ben 2001 yılında Sabah’ı bıraktım. Etibank'a el konulması sırasında. Sonra Yavuz Semerci müdür oldu beni aradı, 'Ne yapıyorsun?' dedi, 'Evde oturuyorum', 'Hadi kalk gel, yeter dışarıda kaldığın' dedi. Abdurrahman Bey de teşvik etti, yeniden başladık. Sağolsun ondan öğrendiklerim vardır. Beni mesleğe geri döndürdü. onun yardımcısı olarak başladım. 2002 yılında, Sabah’ı Turgay Bey almıştı, yeni bir ekip kurduk. sonra Yavuz Bey 2005’te bıraktı, ben müdür oldum. O ekibi takviye ettik.

Gazete Habertürk'e gelirken, sanırım teklif size geldi ilk, Abdurrahman Bey'e siz mi haber verdiniz 'Gel şuraya gidiyoruz', falan gibi? 

Evet, ben söyledim. Ama o da, başka bir yerle görüşüyordu, bizim adımıza da. Ancak Fatih Altaylı faktörü önemli. En rahat çalıştığım Genel Yayın Yönetmenlerindendir. Fatih Bey’le rahat çalışılır. Ben ve ekibim ona saygı duyar ve kendini rahat hisseder. Sabah’ta da çalıştık Fatih Bey’le. Bizim yaptığımız işin ne demek olduğunu bilir ve anlar. Türkiye’de çoğu genel yayın yönetmeni ekonomiye mesafelidir, anlamadıkları için. Sabah'tan ayrılma konusunda öyle bir niyetimiz zaten vardı. Ben o anlamda biraz da hırslı bir adamım. Tıkandığım zaman görevi bırakma gibi bir huyum var. Sabah'ta müdür yardımcısıyken ayrıldığımda o yüzden ayrılmıştım. Krizde ayrılmıştım sebebi de şuydu: Çok tıkanmıştım. Sonra aç kaldık ayrı konu ama o dönem o gerekiyordu. Başka sebepleri de vardı ama sebeplerden biri de buydu. Burası çok ciddi anlamda, mesleki anlamda da bizi ileriye götürecek bir yer. Biz de bunun karşılığını vermeye çalışıyoruz. Bunun yapabilirsek bu sadece Habertürk Gazetesi için değil, Türkiye'deki basın sektörü için, çalışanları için, patronaj için çok ciddi bir mihenk taşı olacak. Bunun içinde bulunmak beni çok memnun ediyor. Ayrıca  Turgay Bey'e de bir borcum vardı, bunu söylemem lazım. Kendisi beni ekonomi müdürü yapmıştı 2005 yılında.

33 YAŞINDA MÜDÜR OLMAM EKONOMİ BASININDA KIRILMA NOKTASIDIR, BENDEN SONRA DEĞİŞMEDİK EKONOMİ MÜDÜRÜ KALMADI

Kaç yaşındaydınız?

33 yaşında bir adamı ekonomi müdürü yaptı. Şimdi 4 yıl geçti, piyasadaki en eski ekonomi müdürlerinden biri benim herhalde. Bu kararlılığı göstermek, her patron yapmıyor bu işi. Bu grubun medya grup başkanı Kenan Tekdağ olsun, patron olsun bizi çok destekledi. Ekonomi müdürü olduğum gün Turgay Bey bana telefon etti ve şunu söyledi ‘Benim için başarılı olmak zorunda değilsin, senden sonra gelecekler için başarılı olmak zorundasın.’ Bu ağır bir yük. Türk ekonomi basınında önemli bir değişim yarattılar. O kararın ardından, benden sonra benden daha genç ekonomi müdürleri oldu, ama cesaret hep buradan alındı. Sabah'ın ekonomi müdürü oldu adam, Türkiye'nin en büyük 2. gazetesi. Ekonomi müdürü 30 yaşında bir çocuk oldu yani. Demek oluyormuş deyip, orada da bir değişim yarattılar. Ondan sonra geldi gerisi. Değişmedik ekonomi müdürü kalmadı. Bir tek Hürriyet gazetesi kaldı.
Orada verdikleri karar çok yerinde bir karardı. Gerçekten devrimci bir karardı. Zaten bu gazete de çok ciddi bir karar. Zor bir karardı, bunu da aldılar. Tabi benim en büyük şansım çok iyi bir ekiple çalışıyorum. Çoğu kendi alanında uzmandır. Yardımcım, Yavuz Barlas bugün elim ayağım, ben müdür olduğumda daha 27 yaşındaydı. Şimdi sayfalarda çok büyük emeği vardır. Kendisini yetiştirdi.
Ben iddia ediyorum, ekonomi muhabirleri Türkiye ortalamasında diğer gazetecilerin üzerindedir. Bunu iddia edebilirim. Sadece kendi gazetem için söylemiyorum, genel olarak söylüyorum. Büyük gazeteler için, ufakları söylemiyorum tabii. Şimdi bir eksiğimiz var, biraz daha işi ileriye atmamız lazım. İleriye atmak dediğim, tüketicinin yanında olmak, kayıt dışının karşısında olmak.

ŞANSLIYIM, BAB-I ALİNİN EN GENÇ, EN İYİ EKONOMİ SERVİSİYLE ÇALIŞIYORUM

O da ışık görülmüş bir sorun artık, önünü açtınız, kamuoyu da sorgular iki gazeteyi yan yana koyduğunda bundan sonra, mecburi bir değişim getirir, değil mi?

Evet elbette. Oluyor zaten. Birinci sayfaya kadın koyduk. Hatta ilk önceleri ben açık söyleyeyim, biraz teredütteydim. Kendi aramızda tartışıyorduk, Fatih Bey 'Kadın da koyun' dedi. Biz de ekonomici adamız yani. Arkadaşlarla tartışıyorduk bunu, ‘Yahu bunun verisi yok, tablo yok biz bu kadın işini nasıl kotaracağız.’ Gibi tipik ekonomici tepkisi veriyordum. Kolay değil siz de bir süreçten geliyorsunuz. İşte tam bu noktada çalıştığınız ekibin genç ve hayata bakışlarının farklı olmasının yararını görüyorsunuz. Onlar beni cesaretlendirdi. Ben Babıali'nin en iyi ekonomi servisi olduğunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim. Yaş ortalaması genç olmasına rağmen birikimleri üst düzeydedir. Genç bir ekiple uzun yıllar birarada çalışmanın avantajı da burada işte.


Güzel oldu ama. İçinize siniyor mu, alıştınız mı?

Güzel oldu. Farklı şeyler de yaptık. Bakın biz SABAH Gazetesi’nde çalışırken de farklı işler yapardık. Genlerimizde bu var. Biz statükocu değiliz. Habere de böyle bakmayız. Burada ayrı bir gazete olmanın verdiği avantajla işleri daha da ileri götürdük. Geçen gün bir arkadaşımıza dedik sokağa çık, kimlerin nasıl para harcadığını yap, ama lüks harcamalarını değil, nereden marul alır, nereden bilmem ne alır, bunları sor. Yemiyor mu, bu üst sınıfı kardeşim. Yiyor. Peki alt sınıf ne yapıyor, en ucuz sepeti nereden doldurursun diye arkadaşımız market market dolaştı. Yerinize geçtik diye bir şey yaptık, çöpçü oldu benim arkadaşım. Madene indi. İşsiz oldu, bir gün iş aradı. Broker oldu. Doktor oldu, ameliyathaneye girdi. Çıktı kusuyor, midesi bulanmış. Doktor değil ki. Geleneksel gazeteciler, ekonomi gazetecileri sıkıcı, anlaşılmaz işler yapıyorlar diyorlardı. Hadi bakalım, öyle mi?

EYÜP CAN SIKICI OLMAYAN EKONOMİ GAZETESİNİ ÖNCE KENDİSİ YAPSIN

"Ekonomi gazetecileri sıkıcı olduğu için ben seçildim" demişti bana verdiği röportajda Eyüp Can. Ona mı yanıt bu?

Eyüp Bey söylemişse doğru söylemiştir de, kendisi yapsın da görelim diyorum ben de. Referans için söylemiyorum, kaliteli bir ürün ama öyle diyorsan onu yapmış olman lazım.

Referans'ı sıkıcı mı buluyorsunuz yani?

Referans'ı sıkıcı bulmuyorum çünkü ben ekonomiciyim. Ben Referans okurum. Eyüp'ün söylediği anlamda, kendi çerçevesinden sıkıcı. Ama benim için değil. Ben çok şey öğreniyorum. Ben ekonomi müdürüyüm, işim bu. Ama öyle diyorsan, geçmişte buna yönelik yaptığın örnekler olacak. Ben Referans Gazetesi iyi bir gazetedir, ancak biçilen misyona uygun yapılmış bir gazete değildir diyorum gayet basit. Sonra bu sözünü Hürriyet’teki ilk yazısında da kullandı. Ben olsam yapmazdım. Oranın bu mesleğe yıllarını vermiş önemli bir ekonomi müdürüne saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Önce emeğe saygı göstereceksin. Çıkış noktan bu olacak. Olmazsa her şeyi söylersin, dağları devirirsin.

Ekonomi herkesi ilgilendiren bir konu ama ekonomi programları için de ekonomi haberleri için de böyle eleştiriler gelir gerçekten. Yapanların hiç mi payı yok, daha halkın anlayabileceği daha ilgi çekebilecek haberler de olsa, sadece uzmanlara hitap etmese örneğin..

Sıkıcı değillerdir, normalde, ekonomi müdürlerini ben çağırayım, sen de gel, şurada oturalım rakı içelim, dünyanın en tatlı adamlarıdır. Bir insan yaptığı iştir. Geçen büyük bir şirketin halkla ilişkiler müdürü geldi, 'Geçen gün koyduğunuz kadın çok çirkindi' dedi, kadın söylüyor bunu. Öyle mi dedim, biraz daha dikkat ederiz.

Kadınların kadınları beğenmesi daha zor tabii..

Eyüp Can’ın orada söylediği aslında yanlış ifade edilmiş, Ertuğrul Bey söylemiş onu galiba ama öyle değil. Süreci eğer bilmezseniz, söylediğiniz her şey havada kalır. Şimdi neden ekonomi sayfaları sıkıcı? Size cevap verebilirim. Finans muhabirliğinden gelme biriyim. 90'larda bu ülkenin enflasyonu 100'lere vurmuştu bir dönem. 97 Asya, 98 Rusya, 94 Türkiye krizi, üç kriz sayıyorum 10 yılda ve enflasyonun çift haneli, üç haneliye giden bir ülkeden bahsediyorum. Hatırlarsın günlük repo yapılırdı bu ülkede. O dönem vatandaş en çok ne soruyordu ekonomi muhabirine? Abi, repo mu yapayım, borsaya mı gireyim? O zaman ekonomi muhabiri de buna yönelik olarak çalışıyordu. Ülke sürekli krizden krize savruluyor, ne yani sen o sırada milli gelir 2 bin dolar, ne yani sen mücevher haberleri mi yapacaksın. Her dönemin kendine has bir dokusu var. Buralardan gelindi bu döneme. Tabi ki değişecek ve değişiyor haliyle..

Şöyle bir yanlış algı var bence; ekonomi servisleri farklı bir kitleye hitap ettiklerini, direkt AB grubuna hitap ettiklerini düşünerek, banka müdürlerine, CEO'lara yönelik yayın yaptığını söyler ya, 'Kadın koysak AB kitlesi yadırgar' endişesi ne kadar doğru? Haber değeri taşıyan kadın fotoğraflarından bahsediyoruz tabii.. AB grubunun kadına bir alerjisi mi var yani? En lüks otomobil fuarlarında bile güzel kadınlar tanıtım yapıyor, bu fuarlara gitmezlerdi o zaman. Ya da pırlantadan yapılmış milyarlık bir iç çamaşırı AB grubunu doğrudan ilgilendirmiyor mu, sonuçta onlar satın alacak eşlerine..

Olur mu canım. Patronların çoğu erkek bir defa. Böyle bir şey yok. Ama dediğim süreç hepimizi etkiledi. Ben o süreçten gelme biriyim. Finans muhabirliğinden, o yüksek faiz dönemlerinden. Kredi kartı yoktu daha. Yeni başlamış, kimseye de verilmiyor. Artık kredi kartı falanda şimdiki değildi. Bakın düşük enflasyon ortamına herkes alışacak. Ekonomi muhabirleri de… Artık tüketim, tüketim araçları bunlar önemli hale geliyor. Bakın işin tasarruf tarafı da önemli. Eskiden yüzde 50 ile repo yaparsın, olur biterdi. Şimdi faizler düştü, millet az buçuk tasarrufunu ne yapacağını bilemiyor. İşte bu noktada da ekonomi muhabirlerinin görevi var. Dedim ya tüketici… Tüketici dediğim, 70’lerde ‘halk’, 80’lerde ‘vatandaş’, bugün ‘tüketici’. tüketici de tasarruf yapar. İşin bu tarafı da önemli. Hepimiz anlattığım bu krizli yıllardan geldik. Bunu kırmak kolay olmuyor. Ben de birinci sayfaya kadın koyarken, buradaki genç arkadaşlar tutturmasa ben itiraz ediyor olurdum. Ama doğru bir şey oldu. Geçen gün bir Kıvanç Tatlıtuğ haberi geldi mesela. Arkadaşlar geldi, bugün kadın değil Kıvanç Tatlıtuğ koyalım.

Neydi o haber?

Bir firma onun giydiği tişörtle, adam çok zor durumdaymış, tişörtü bir giymiş, satışları patlamış. Bizim hayatımızı kurtardı diyor. Güzel hoş bir haber yani. O gün kadın koymadık, Kıvanç Tatlıtuğ koyduk, yakışıklı adam falan ama sayfaya baktım işte böyle... Ben de alıştım artık. Biz ekonomi gazetesini normal bir gazete gibi yapmak istiyoruz. Biz küresel düzeyde gazetecilik yapmalıyız. Ve sayfa açtık biz. Göbek sayfada grafiklerle yapma işini ilk biz yaptık. 13 Mayıs günü bir birinci sayfa yatık, Financial Times, Wall Street Journal yanyana koyduk, fotoğraf aynı fotoğraf. Türkiye'de bir tek bizde vardı o fotoğraf. 1. sayfa mantığımız aynı olmuş. Demek ki; reflekslerimiz dünyayı yakalamış. Dünyayı yakalamak zorundayız. Bugün Türkiye'nin 100 milyar dolar ihracatı var. 10 bin dolar milli gelire geldi. Avrupa Birliği'ne gireceğiz, biz dünyada gazeteler nasıl yapılıyor bakmayalım. Olur mu böyle şey, bakacaksın. Onu geçmeye uğraşacaksın. 13 Mayıs'ta onu gördüğüm gün çok sevindim.  1888'de kurulmuş Wall Street Journal gazetesi. Hop diye o olamazsın, öyle bir iddiam yok. Ama reflekslerimizin aynı çalışıyor olması beni mutlu etti. Avrupa Birliği'nin tüketicisi ne hak ediyorsa Türk tüketicisi onu hak ediyor. Temel kuralımız budur. Bizim tüketicimize de iş dünyası aynı muameleyi yapacak. Biz Sabah'tayken etiketlerin üzerine Türkçe koymuyorlar diye bir kampanya yapmıştık. Geçen gün Rahşan Gülşan aynı şeyi yazmış. Bize dediler ki; niye yapıyorsunuz? Bu insan değil mi? İngilizce bilmek zorunda mı Türk tüketicisi. Burası Türkiye, Türkçe yazacaksın. Yapabilir misin Fransa'da? Yap da bak sana mal sattırıyorlar mı?

Genç bir ekip ve hep beraber geldik dediniz Sabah'tan. Çok iddialı köşe yazarlarınız var gerçekten. Mutfakta başka kimler var? Kaç kişi hazırlıyor HT Ekonomi'yi?

15 kişiyiz. Ama yazarlarımız var dediğin gibi. Ben bu konuda çok şanslıyım. Benim çalışma sistemim böyle. Siyasi bakışımızdan da mı kaynaklanıyor, ekibe çok inanırım. Bir insan tek başına hiçbir şey değildir. Benim yazar abilerim, Ercan Bey, Abdurrahman zaten bir abi olarak başımızda. Gazi Erçel, Ali Tezel, Ankara'dan Hakan Özyıldız, İbrahim Haselçin, Oral Erdoğan’la sürekli diyalog halindeyiz. Bazıları muhabir gibi çalışır. Heyecan ve çalışma isteği ortamını yaratmışsanız, insanlar bunun karşılığını veriyor. Bir katkı yapmak istiyor. Geçen gün FED bir şey açıkladı, acayip teknik bir iş. Kurtarma ile ilgili, bilanço ile ilgili teknik bir şey açıkladı. Bakıyoruz bir şey yok. Ercan Bey, biliyorsunuz Merkez Bankası eski Başkan Yardımcısı, ben dedi internetten baktım şöyle. Abi dedim hadi şunu bize bir yazı ver. Geçti odaya, köşesinden değil habere yazdı. Bu gerçekten çok önemli bir şey. Bu ekipte bulunmaktan insanların zevk alması önemli. Bunu yarattığınız zaman çok ciddi bir ürün çıkıyor ortaya. Türkiye'de ilk kez bu kapsamda bir ekonomi gazetesi veriliyor günlük gazete içerisinde. Ben daha önce bir gazete yapmadım. Gazetenin içinde sayfa yaptım ama bir gazete yapıyorsunuz. Bu başka bir organizasyon demek. Genç ve açık fikirli adamlarla çalışmanın kolaylığı burada. Ben iddia ediyorum, başka hiçbir ekip bu kadar kısa sürede gazete yapmaya bu kadar kolay alışamazdı, bir ilki yaptık. Alışamazdı, nasıl alışsın. Bütün sayfa yapıyor ana gazetenin içinde, yolluyor. Sonra sana diyorlar ki; hadi gazete yapacağız. Gazete deyince, manşet, sürmanşet, kadını, göbek fotoğrafı, biz ekonomiciyiz, sıkıcıyız ya biz!. Biz göbek fotoğrafı için ciddi mesai harcıyoruz. Referans Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı İsmet Abi bizde çalışıyor, çok büyük katkısı var. Ondan faydalandık. Çünkü bir gazete yapmış daha önce. Ben de, Abdurrahman Bey de Yeni Yüzyıl’dan gazete çıkarma konusunda deneyimdik. Burada yararını gördük.

BÜTÜN KURŞUNLARIMIZ BİTMEDİ, İNSANLARI DAHA DA ŞAŞIRTACAK YENİLİKLER YAPACAĞIZ

Bütün bunları dinleyince size katılmak isteyen arkadaşlar da olacaktır, ne durumda yapılanma?

Devam ediyor. Bir defa yenilik de eskiyen bir kavramdır. Yenisin, yenisin bir yere kadar. Ondan sonra içini doldurman lazım. İlgiyi ayakta tutman lazım. Sürekli sürprizler yapman lazım. Bizde şimdi hem ekibin takviyesi anlamında, hem editöryal olarak yeni yapmak istediğimiz birçok şeyi yapamadık, açık söyleyeyim. Bu bir kısmıydı. Yapacağız. Daha kafamızda oluşturduğumuz çeşitli fikirler var. Bunu yakın zamanda da yapacağım. O zaman insanlar daha da şaşıracaklar. Stratejik planlamanı iyi yapacaksın. Oduncu odun keser ama odun bir karşılık veremez. Balta keser. Fakat bir general aldığı bir karar, karşında da bir ordu var. Yanlış bir karar alırsa oradan tepki yağar. Oduncunun karşısında tepki yoktur ama generalin öyle değil. Siz her aldığınız kararı bir sonrakini düşünerek almak zorundasınız. Her şeyi şimdi yapalım, bitti. O zaman tek kurşunla indirirler aşağıya. Artık internet, televizyon tüketiyor her  şeyi. Ben şimdi o adama ne diyeyim? Çok hızlı tüket ama benim analizlerimi oku. Olmakta olanı vereceksin, olanı değil. İnternet olanı veriyor zaten. Anında onu vermek zorunda, televizyonlar da öyle. Ama gazeteciliğin görevi, özellikle benim bakış açıma göre olmakta olanı vereceksin. Olacak olanı da değil. O da çok spesifik bir şey olur. Bu çok kritik bir şey. Bunu başardığın an piyasa seni benimsiyor. Ama internetin ya da televizyonun öyle bir görevi yok. Televizyonun belki, yorumcularla falan olur ama internetin yok. İnternet olanı vermek zorunda, hızla. Ben onunla rekabet edemem.


KENDİ PARASINI İYİ DEĞERLENDİREN EKONOMİ GAZETECİSİ GÖRMEDİM

İnternet de olanı verme fonksiyonunu çoktan aştı tabii. Bugün hem dünyada hem Türkiye'de bir çok internet sitesi olanı da veriyor, analizini, yorumunu da yapıyor, rekabet gazeteler için gerçekten çok zor. Bu kadar piyasalardan bahsetmişken merak ettiğim bir şeyi soracağım. Ekonomi gazetecileri, finans yazarları  bu kadar verilerle iç içe olan insanlar, doğru yönlendirmek adına analiz yazan isimler kendi portföylerini nasıl yönetiyorlar? Terzi kendi söküğünü dikemez durumu mu oluyor? Dolar çıkacak derken, 'Dur bir internete gireyim de dolara alayım' gibi refleks de getiriyor mu insana?

Etik kurallarımız var. Benimle çalışan hisse senedi gibi spekülatif enstrümanlı yatırım yapamaz, yasak. Yasak derken kendi kendimize bir kural bu. Buna uymayan insanlar tarihin çöplüklerindeler. Ben ekonomi servislerinin kendi aralarında etik değerlere çok bağlı olduklarına inanıyorum. Ekibim için söylüyorum, haber yoksa mümkün olduğu kadar hisse bazlı şeylere yer vermiyoruz. Adam bir açıklama yapıyor, şirket batmış. Onu tabii koyacaksın ama çok haber değeri taşımıyorsa genellikle girmiyoruz. Daha böyle yukarıdan bakıyoruz. Biz portföy yöneticisi değiliz. Bu ülkede portföy yöneticisi olman için SPK'dan lisans alman lazım, ben ne desem boş. Derler ki ,"Ben o kadar lisans aldım, sen kimsin ki benim adıma bir şey yapıyorsun" buna karşıyız. Öneriyi yapan kişinin ismini koyarsın, aktarıcı olursun. Öyle olabilir ama sen söyleyemezsin. Normalde mesela mevduat yaparsın. Faizler yükselir, sen onu çekip bir daha yapmazsın. Vaktin yoktur, uğraşamazsın..  İyi değilizdir bu konuda açık söyleyeyim. Ben iyi olanını görmedim.

Çok teşekkürler, sürprizlerinizi de bekliyoruz merakla.

Teşekkür ediyorum, bu emeğin inşallah devam etmesi, yani başarılı devam etmesi, sürdürülebilir olması gerek.


 

gulinyildirimkaya@haberturk.com

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300
HAVA DURUMU
Pazar 18 MPH
Kısmen Güneşli