Enflasyon, trafik ve Sarkozy canavarının kardeşliği üzerine
Otomobilin sadece endüstrinin işi olduğunu sananlar yanılıyorlar. Bu yanılanlar arasına kendimi de koyabilirim. Zaman zaman safça bir coşkuyla gerçekleşeceğine inanarak yazdığım kimi yeni model ya da geliştirme yatırımlarının arkasında olabilecek siyasi etkileri unuttuğumu fark ediyorum.
Bazen aksi giden, olmayan, bir türlü düzelmeyen işlerin suçlusu hep başkasıdır ya. İşte bunun çok rahatlatıcı bir etkisi vardır. Rahatça yatıp uyursunuz. Nasılsa hep 'senden ötürü' diyebileceğimiz bir günah keçimiz vardır.
Biz yıllarca hayatımızı çevre ülkelerdeki herkesten daha pahalı yaşamamıza neden olan beceriksiz politikacılar (Ya da becerikli mi demeliydim? Arabacıyım ben, siyasetten anlamam, idare edin!) yerine enflasyon canavarına saydırdık durduk. Mizah dergilerine kapak olması bir derece anlaşılırdı da büyük büyük yazarların köşelerine de konuk oldu bu canavar uzun yıllar. Ne zaman ki halkımız 'cambaza bak' siyasetini yememeye başladı, canavar da unutuldu gitti.
Bir konunun şikâyetçileri aynı zamanda suç ortakları olunca, onu ortadan kaldırmak ancak Hollywood filmlerinde mümkün oluyor. Trafik canavarı işte bu sebepten hâlâ varlığını sürdürüyor. Halkımız kendi canavarlığına değil, trafik canavarına inanmak istiyor. Siyasetçilerimiz de işlerinin yoğunluğundan, hep aceleyle bir yerlere yetişmek zorunda olduklarından, trafikte önde üç eskort, arkada üç eskort 'çekilin yoldan paşa geliyor' yol aldıkları için kim canavar, kim değil yazık hiç göremiyorlar.
Hal böyle olunca trafikle ilgili yaşadığımız sıkıntıların tamamının sebebi ister istemez 'trafik canavarı' olmaya devam ediyor.
Şimdi bir de Sarkozy canavarımız oldu. Fransa'dan Türkiye'ye bir yatırım gelmiyor mu? Suçlusu belli, Nicolas Sarkozy. Bunun aksini söylediğim sanılmasın, Türkiye'ye özel bir takıntısı olduğu, seçmeni satın aldığı sürece bunu oynamaya devam edeceği de kesin. İyi de ben gazetelerin ekonomi sayfalarında Türkiye'nin yatırımlarını ülkede tutabilmek için Sarkozy gibi davranılması gerektiğini söyleyen sanayicilerimizin haberlerini de okudum, hatta yazdım. Ne olacak şimdi?
Fransa devletinin Renault'da yüzde 15 kadar bir hissesi var ve bu hissesi oranında markanın yapacağı yatırımlara müdahale hakkı da var. Ama Renault-Nissan Başkanı Carlos Ghosn'un sözü ondan çok daha fazla geçiyor, orası kesin. Öyle olmasaydı, bütün karşı duruşlara rağmen önümüzdeki aylarda Bursa'da üretilip tüm dünyaya satılacak olan Clio4 için Türkiye seçilir miydi?
Siyasetin otomobilin direksiyonuna geçmeyi pek sevdiği aşikâr. Ama neyse ki otomobilin hangi yöne gideceğine aklıselim sahibi gerçek yöneticiler karar veriyor.
Hayali canavar ise tamamen beceriksizlikleri gizlemek için üfleniveriyor. Hayatımızda ne çok canavar, ne kadar az sorumlu var, yazık!