Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Annelerimiz bizi kaşıyla gözüyle idare ede ede büyüttü. Birkaç nesil böyle gitti. Şimdi de vardır öyleleri gerçi... Bir şey kaybetmedik, herkes günün sonunda kim olacaksa oldu. Belki biraz fazla empatik olduk, belki bazıları benim gibi dudak okumayı öğrendi mecburen, ama çok büyük hasar görmedik. Hatta avantajları oldu dediğim gibi. Peki ne yapardık-ne yapmazdık?

        İŞTE BUNLARI ÖĞRENDİK

        Lafa karışmaz, yorum yapacağımız uygun yeri ve anı beklerdik (çoğu kez)

        Kimseye gözlerimizi dikip bakmazdık (ayıptır)

        Bir şey ikram edilirse kibarca teşekkür edip belki bir lokma alırdık (kimseyi zorlama)

        Kimseyi zamansız ve habersiz ziyaret etmezdik (mahremiyete saygın olsun)

        Kimsenin hiçbir kusuru ve davranışıyla, hele görünüşüyle alay etmezdik (insan ol)

        Sıraya girer, hakkımızı korur, başkasının hakkına da saygı duyardık (medeniyet öğren)

        Kimsenin özel eşyasına dokunmaz, karıştırmaz, hatta bakmazdık (herkesin özeli var)

        Büyüklere kayıtsız şartsız saygı duyar, onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışırdık (deneyime saygılı ol)

        Kendimizden küçüklere ve güçsüzlere mutlaka yardım ederdik (çevrenle eşitlen)

        Elimizde ne varsa paylaşır, sır saklar, arkadaşlığı önemserdik (paylaştıkça artarsın)

        Evine girip çıktığımız kişi bile olsa odalarını dolaşmaz, eşyalara dokunmazdık (yakınlık başka şey, laubalilik başka)

        Yani: Yaşa, bilgiye, özele, mahremiyete, dostluğa, aileye kıymet verir, saygı duyardık. Herkes böyle olsa, böyle büyüse bugün bu kadar üzülmezdik ama öyle olmadı. "Ütopya"da gibi yaşar giderdik.

        Şimdi: Herkes arsız, herkes gözünü dikiyor, kimse teşekkür etmiyor, kimse- kendisine bile- saygı duymuyor, kimse sıraya riayet etmiyor, sır saklamıyor, dedikodu ediyor, didikliyor, yoruyor, üzüyor. Şimdi Fahrenheit 451 zamanı. Hatta çoktan geldi. Kitapları geçtim, birbirimizi yakıyoruz. Her türlü... Fena halde ve her an gözetleniyoruz, düşüncelerimiz yüzünden yargılanıyoruz, dedim ya hatta ölüyoruz, öldürülüyoruz. O yüzdendir ki koca bir insanlık halinde endişeli, huysuz, mutsuzuz.

        AYNI DERTTEN MUZDARİBİZ

        İşte bu yüzden önemsedim. Bu yüzden merak ediyorum. Bu yüzden heyecanlıyım. 30 Eylül'de Çağla Cabaoğlu Gallery'de "Mahremiyet" sergisi açılıyor. 13 sanatçılı bu sergi, bana "Demek ki çok kişi aynı dertten muzdarip" dedirtti. Son 6 ayda bu hissi sık sık yaşamak da bana çok iyi geldi. Yalnız olmadığını bilmek ne güzel.

        Sor sor: Nerdesin aşkım?

        Etrafım haksızlığa uğradığını düşünen insanlarla dolu. Mutsuzlar. Hayalkırıklığına uğramışlar. Onarılamazlar. En güzeli de ne biliyor musunuz? Herkes ve her şey, sanki bütün evren bir olmuş onları mutsuz ediyor. Kendileri? Yok canıııım, kendilerinde tabii ki hiç hata yok!

        Onlar ki düşündükleri gibi olması lazım gelen bir düzenin doğal öznesidirler.

        Filmlerdeki, romanlardaki gibi aşklar onları bir türlü bulamaz ama sevilmeyi hak edecek bir kişilikleri var mı? Bundan hiç şüpheleri yok. Çünkü onlar "çok iyi" insanlar.

        Hayallerindeki gibi bir kariyerleri yok, çünkü hep kuyuları kazılıyor. Kimse onların başarılı olmasına tahammül edemiyor. Kimse onları "parlatmıyor"! Kimse değerlerini bilmiyor. Aah ah!

        Neyi beklediklerini, ne istediklerini sorsanız elle tutulur bir cevap vereceklerinden şüpheliyim. Amansızca mutlu olmak istiyorlar ancak şikayet etmekten mutlu olacak enerjileri zaten kalmıyor.

        Arzum Uzun'un "Nerdesin Aşkım" adlı kitabı, Zadie Smith'ten bir alıntıyla açılıyor ve sırf bu yüzden bile yeterince dürüst, yeterince güzel: "Tebrik kartları bize sürekli herkesin aşkı hak ettiğini söyler. Hayır. Herkes temiz suyu hak eder. Herkes her zaman aşkı hak etmez!"

        Diğer Yazılar