Ayasofya'nın sırrı çözüldü sıra temizlik kovalarında!
HABERİ okudunuz mu bilmem ama dünya harikalarından biri olmaya aday gösterilmiş, dünyanın en eski katedrali olan "Ayasofya Müzesi"nin yeni bir "gizemi" ortaya çıktı. "Müze midir cami midir, nedir nedir" diye yıllarca oyalandığımız ve yıllar içinde defalarca müdür değiştiren Ayasofya Müzesi'nin başkanı Doç Dr. Haluk Dursun, göreve geldiğinden bu yana (2006'dan beri yani) bir tokmağın izinden giderek Ayasofya'yı çözmeye çalışmış. Sayın Dursun nihayet büyük bir gizemi aydınlatmış ve tokmağın üzerindeki "Ya Fettah" yazısından, bu tokmağın İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından "kapının açma fonksiyonunu vurgulayıp her açışta açma kudreti olan Allah'a hürmetini ve aidiyetini hatırlatmak için" konulduğu gerçeğine varmış.
ÇAĞDAŞ PLASTİK SANAT ESERİ
Bunları duymasam belki Ayasofya'ya son gidişim aklıma gelmezdi. Ne kadar içimin yandığını, canımın sıkıldığını, yabancı turistlerden utandığımı anımsamazdım. Kocaman paspasların üstünde rasgele çıkarılıp üst üste atılan ayakkabılar için bir çözüm, bir sistem bulmaya çalışılsa bence 6 yıldır çoktan bulunurdu. Ama hayır, Sayın Haluk Dursun, tokmağın üzerindeki yazının ne manaya geldiğini çözmeye çalışarak geçirmiş o yılları. Ancak mutlaka çevrenin düzenlemesi de görevine dahildir bir şekilde. Neyse, o görüntü kirliliğinin yanı sıra kapılardan birinin yanındaki temizlik kovası çekti dikkatimi. Ne fotoğraf çekmek mümkündü o çirkinlikten dolayı ne de o yüce yapıya bakarken tarihte küçük, kendi çapında büyük bir yolculuk yapmaya... Çünkü kova insanı irkiltiyor. O devasa yapının kapısında kırmızılı sarılı bir "post modern çağdaş plastik sanat eseri"! İyi ki Andy Warhol görmedi!
O DERECE TEMİZ MİLLETİZ!
Görevliyi uyardım, "Şunu kaldırın, çok çirkin görünüyor. Temizliğin de zamanı var, etraf ziyaretçi dolu" dedim. Adamcağız da dertliymiş, "Biz de aynı fikirdeyiz ama çıkarılan ayakkabıların çamuru filan anında şilinsin diyeymiş" demez mi! "Öyle şey olur mu" desem de adam emir eri. Etraf çamur oluyorsa biraz daha önde çıkarılabilir ayakkabılar. Mermer kısma gelmeden yani...
Sonuçta bu uygulamaya, o çirkinliğe benim aklım basmadı, o haliyle kapının fotoğrafını çekmek de içimden gelmedi. Keşke çekseymişim, haber değeri vardı. Neyse, büyüklerimiz daha önemli konularla meşgulmüş zaten. İlgilerini çeker mi bu bilemem.
Hala Şaşırabilene
AĞZINDAN ÇIKANI BİLMEK...
CEM Özer, İvana Sert için "Yakından gördüm, öyle güzel değilmiş. Laleli ve Aksaray'da bunlardan çok var" dedi. Evet, aynen böyle dedi. İvana Sert kendisine "sertçe" bir cevap verdi ama (Kedi uzanamadığı ete murdar der" şeklinde) bence cevaba bile değmeyecek ölçüde basit bir yorumdu! Bilemem, siz şaşırdınız mı?
Mürekkebi kurumadan
BAZILARI GİDER BAZILARI BAKAR
"GİTMEK", insanoğlunun en büyük çıkmazı. Gitmek ama kendisini de taşımak, gitmek ama dönmemek, gitmekle kalmak arasında bir yerde sıkışmak... Bazıları gider, bazıları gidenlerin ardından bakar. Bir "gitme" hikâyesi de Serap Teğmen'den, "Ve Gittik" adlı kitabıyla geldi. Bir Hindistan yolculuğu... Goa Yayınları'ndan çıktı.
İNTERNETTE dolaşan şu fotoğrafı görünce aklıma geldi. Malum uzun ve çok soğuk bir kışın ardından yaz geldi geliyor. Bu aylardan başlar solaryum sevdası. Etrafta kapkara gezenleri görmeye başlarız. Ne kadar çirkin olduklarının farkında da olmazlar. Aman diyeyim, bronzlaşayım derken çirkinleşmeyin, sağlığınızdan da olmayın.
FUTBOLCU PAŞA
BU hafta bu köşenin konuğu Paşa. Paşa efendi Pelin Albant'la yaşıyor. En sevdiği şey futbol oynamak. Paşa'nın değme popüler futbolculara taş çıkarır cinsten bir usta olduğunu duydum. Bizzat görmek için ziyaretine gideceğim kesin!