07 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
26 Eylül 2016 Pazartesi, 00:25:01 Güncelleme:08:50:22

Ayşegül’ün suçu ne?

 

İnsanlık tarihi “özgürlük mücadelesi”yle yazılmıştır.

Hiçbir dönemde özgürlük “altın tepsi” içinde topluma sunulmamış; mücadeleyle, direnişle elde edilmiştir.

Tepkisiz; korkak, ürkek bir toplum; her dönemde özgürlükten yoksun kalmıştır.

Hemşire Ayşegül Terzi’nin bayramın birinci günü nöbetten belediye otobüsüyle evine giderken şort giydiği için sözde özel güvenlikçi bir “sapkın” Abdullah Çakıroğlu tarafından suratına tekme atılarak saldırıya uğraması ve saldırganın savcılıkça mahkemeye sevk edilmeden serbest bırakılması; toplumu derinden sarsmış, ayağa kaldırmıştır.

Kadınlı-erkekli toplumda oluşan bu tepki seli karşısında tekrar gözaltına alınmış, bu kez “basit yaralama”dan değil; “halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek ve yaşam tarzına müdahaleden” tutuklanmıştır.

OLDUKÇA MANİDAR

Yakalandıktan sonra basit yargılanmadan ifade veren Çakıroğlu savcıya, “Giyimini beğenmediğimi döverim. Devlet böyle giyinenlere ceza vermeli” şeklinde konuşarak pişmanlık duyacağı yerde sırıtarak yaptığının adeta normal bir davranış olduğu imajını vermeye çalışması oldukça manidar.

Bu sonuç; toplumun özgürlük ve yaşam tarzına sahip çıkma mücadelesinin başarıya ulaşmasıdır.

Aslında; Ayşegül Terzi’nin suratına atılan tekme sadece Ayşegül’e değil; bütün kadınların ve toplumun tümüne atılmıştır.

Kadına yöneltilen her saldırı yaşam tarzına her müdahale ve cinsiyet eşitsizliği karşısında, ister o kadın “başörtülü”, ister “şortlu” olsun ayrım yapmaksızın kadın-erkek toplum olarak en sert tepkiyi vermeliyiz.

Kadının korkusuzca, özgürce yaşama hakkı; temelde toplumun tümünün özgürce yaşama hakkıdır.

Yaşam tarzı; kişinin kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır ve serbestçe benimsenip kullanılan temel insan hakkıdır.

Bu nedenle; “başörtülü” kadına yapılan saldırı da topluma yöneltilen tehdittir, “şortlu” kadına da yapılan saldırı topluma yöneltilen tehdittir.

Her ikisi de demokrasiye, özgürlüklere, yaşam tarzına tehdit ve müdahaledir.

Unutmayalım ki; çeşitlilik, hoşgörü ve birlikte yaşama kültürü; demokrasinin eti-kemiğidir.

Dindarlarla laikler, birlikte yaşamanın keyfini sürdürmeli, lezzetini tatmalıdırlar.

Hiç kimse kıyafet ve hayat tarzı üzerinden gerilim çıkarmamalı.

Gelişmiş; olgunlaşmış çağdaş toplumlarda çeşitlilik vardır; farklılıkların özgürlük alanı olmasını herkes içine sindirmiştir.

İZMİRLİ KADINLAR ÖNCÜ

İzmir’li kadınlar, demokrasiye ve özgürlüklere sahip çıkma konusunda her zaman olduğu gibi bu kez de öncü olarak Ayşegül Terzi’ye şort giydiği gerekçesiyle otobüste yapılan saldırıyı protesto etmek üzere meydanlara indiler, gür bir sesle “özgürlüğüme dokunma”, “şort da giyerim, ruj da sürerim”, “istediğimi giyerim, sana ne”diye haykırdılar.

CHP İzmir İl Kadın Kolları Başkanı Nurşen Balcı, yaptığı konuşmada, “Ayşegül”e atılan tekme laikliğe, özgürlüğe, insan haklarına atılan tekmedir. Adalet önünde, hak arama yolunda yalnız değilsin Ayşegül” dedi.

Bu arada; Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya da; olaya tepki göstererek, “Hemşire kızımızın üstelik kıyafeti nedeniyle bu şiddeti görmesi beni iki kat üzdü.

Bu şiddeti asla kabul edemem.

Dava süreci başlayınca Ayşegül Terzi lehine müdahil olacağız” şeklinde konuştu.

Aile Bakanı’nın tepkisi; olumludur, özlenen ve beklenen bir tepkidir.

Ancak; Aile Bakanı’nın tepkisi tek başına yeterli değildir.

Hükümetin, siyasi partilerin, sivil toplumun ve basının da “başörtülü bacımıza”da, “şortlu bacımıza”da yönelik şiddet karşısında aynı dozda tepki göstermeleri; farklılıklarımıza hoşgörü ve karşılıklı saygıyla bakmalarının temel koşuludur.

Sonuç olarak: Ayşegül’ün onuru, hepimizin onurudur. Birbirimizi sevmeye, barışık olmaya ihtiyacımız var.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300
HAVA DURUMU
Çarşamba 17 MPH
Kısmen Güneşli ve Sağanak Yağışlı