Denetimsiz iktidar gücü, tehdittir
Demokrasinin en temel özelliği, iktidar gücünün her türlü eylem ve işleminin “yargı denetimi”ne tabi olmasıdır.
Kuvvetler ayrılığını oluşturan; yasama, yürütme ve yargının birbirine karşı “hiyerarşik” üstünlüğü yoktur.
Özellikle yargı bağımsızlığının tartışmasız önemi dolayısıyla da yürütmenin yargıya karşı bir üstünlüğü yoktur.
Kuvvetler ayrılığı; kuvvetlerin birbirini dengelediği “istikrar” unsurudur.
Yürütme gücünün “demokrasi ve milli irade örtüsü” altında etki ve baskı oluşturması, demokrasinin ve parlamenter sistemin bütün dinamiklerini bozarak “denge-fren” mekanizmasını işlemez hale getirir.
Unutulmamalıdır ki bir ülkede yargı basımsız değilse “adaletin gücü” değil de “gücün adaleti” egemense o ülkede adalet yoktur.
Eğer sistemin “denge-fren” mekanizması bozulmuşsa “gücün adaleti” söz konusuysa gücü temsil eden “çoğunluk iktidarının bizzat kendisi”, “kontrolsüz, denetimsiz güç” haline gelerek demokrasi ve toplum için “yakın tehdit” oluşturur.
Kuralı güçlü koyar
diğerleri ona uyar
Modern demokrasilerde, “kuralı güçlü koyar, diğerleri ona uyar” anlayışına yer yoktur. Aynı şekilde, “Çoğunluk bende ise her şey de benim olacak” anlayışını uygulamalarına hakim kılan çoğunluk iktidarları; uzlaşmadan, çoğulculuktan ve modern demokrasiden uzak yönetimlerdir.
Demokrasi temelde güç paylaşımıdır; demokrasi, bu paylaşımı içine sindirenlerin rejimidir.
Demokrasi; demokrasi kültürünü özümsemiş yöneticilerin elinde; insanların huzuruna, maddi ve manevi varlığını geliştirmesine hizmet eder, “çoğunlukçu” gücün her şeye “kadir” olduğuna inanan iktidar gücüyle de tam tersine sonuçlara neden olur.
Ülkeyi yönetenlerin; tarafsız yargıyı iktidara yönelik bir tehdit olarak algılaması; yargı bağımsızlığı için “yakın tehdit”e dönüşür. Siyasal iktidar, yargıyı ve kendisi dışındaki dünyayı “tehdit” olarak algılayarak “savunma ve saldırı refleksi”ni güçlendirmeyi seçer.
Haşim Kılıç’ın
yeni pozisyonu
Bugüne kadar iktidara “yakın” bir tutum izlediği “algısı” yerleşen Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın benimsediği bu yeni “pozisyon”; hukukun üstünlüğü bakımından önem taşır.
Yüksek Mahkeme Başkanı’nın ağırlığı ve sorumluluğuyla Kılıç; çağdaş hukuk sisteminde geçerli olan “hukuk felsefesi”ni benimsediğini göstermiştir.
Kılıç; Uluslararası Yargı Reformu Sempozyumu’nda, “Siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz. Hukukun dönüştürücü gücünü, toplumu hizaya sokan vesayetçi anlayış için değil; hak ve özgürlüklerin adil dağıtımında tüketmeliyiz” dedi. Sonuç olarak: Vatandaş yargı bağımsızlığına güvenmeli; yargı “öç alma” aracı olmamalıdır.