Yaşam kalitemiz ne durumda?
Ekonomi, sadece “makro denge”lerin “olumlu” görüntü vermesiyle değerlendirilemez. Yaşam düzeyimizi belirleyen esas göstergeler ekonominin “insani” ve “sosyal” boyutunun oluşturduğu göstergelerdir. Hükümetlerin uygulayacakları ekonomi politikalarının vazgeçilmez hedefi, toplumun refah düzeyini yükseltmek ve insanları “mutlu” etmek olmalıdır. Bunun için yapılması gereken işsizlik problemini çözmek, kaliteli eğitim olanağı sağlamak, daha iyi sağlık hizmeti sunmaktır. İşsizlik sorunu devam ediyorsa, çalışan kesimin gelir düzeyi düşükse, gelir dağılımı adaletsizliği kronikleşmişse, kaliteli eğitim ve sağlık hizmeti sunamıyorsa, ekonomideki olumlu gelişmeler vatandaşın sofrasına yansımamışsa, ekonominin “sosyal” ve “insani” boyutu “olumsuzluk” sinyalleri veriyor demektir. İşsizlikle, yoksullukla mücadelede, eğitimde ve sağlıkta, kaydedilen olumlu gelişmeler de “yaşam kalitesi”nin göstergesidir.
YAŞAM ENDEKSİ
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) “Kaliteli Yaşam Endeksi”nde Türkiye, 36 ülke arasında “sonuncu” oldu. Bu durum Türkiye’nin temel problemlerini henüz çözemediğini, insanların da refah düzeyinin, yaşam kalitesinin “iyi” olmadığını göstermektedir. Ekonomik İşbirliği ve Gelişme Örgütü (OECD), “Kaliteli Yaşam Endeksi”ni hazırlarken ülkelerin konut, gelir, iş imkânları, eğitim, sağlık, çevre, güvenlik, şeffaflık, güvenlik, iş-özel yaşam dengesi ve yaşam memnuniyeti gibi kriterleri dikkate almaktadır. Örneğin konut edindirme konusunda Türkiye, “konut kriteri”nde son sırada yer almaktadır. Öte yandan işsizliğin “kaliteli” yaşam için büyük önem taşıdığı vurgulanan raporda, Türkiye’de yaşları 15-64 arasında yer alan kişilerin %48’inin bir işi olduğu ve bunun %66 olan OECD ortalamasının altında kaldığı ifade edilmektedir. Bu arada raporda, Türkiye’nin eğitim alanında da 36 ülke arasında sonuncu olduğu, eğitim düzeyinin OECD ülkelerine göre düşük kaldığı anlatılmaktadır.
SOSYAL POLİTİKA
Ekonominin sosyal boyutu, hem politikayı hem de toplumsal yapıyı şekillendirmektedir. Ekonomik kararların ve sosyal politikanın son hedefi, evsize ev, işsize iş, aşı olmayana aş, okumak isteyene okul, hastaya hastane sağlayarak insanların sağlıklı, mutlu ve refah içinde kaliteli bir yaşam sürdürecekleri ortamı oluşturmaktır. Refah düzeyi düşük, eğitimsiz, işsiz, evsiz, sağlıksız, mutsuz, yaşamı kalitesiz insanları çoğunlukta olduğu bir toplumda demokrasiyi de, sosyal devleti de “sürdürülebilir” kılmak olanaksızlaşır. OECD’nin raporu; ekonomideki “makro denge”nin ve büyümenin yaşam kalitesine aynı oranda yansımadığını göstermektedir. Önemli olan bu gelirin “adil” bir biçimde dağıtılıp dağıtılmadığıdır. Ulusal gelir “eşit” dağıtılmıyorsa, sosyal devlet mekanizmaları işler değilse insanların yaşam standardının iyileşmesi mümkün olmaz. Sonuç olarak; Sosyal devlet uygulamaları insanların yaşam kalitesini yükseltir.