Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İNSANA nasıl ki dünyada bir yaşama, hayat şekli verildi ise manevi dünyasında ve ruhi sahada da Allah Teâlâ’nın koyduğu bir sıhhat ve hayat şekli vardır. İnsanın nefis denilen dükkânı bu dünya hayatında tertip edilmeli, ahiret kazancına uygun şekilde işlenmelidir.

        Ne olursa olsun bir kişi bu dünyayı nasıl yaşayacağı ve ahirete nasıl gideceği hakkında ilim sahibi olmaya mecburdur. İnsan; bu dünyaya gelişiyle beraber kendisine lazım olanları tahsil etmelidir. Bu; “bilmek”’ yani öğrenmektir.

        Sonra bu bildiklerini hayata tatbik edip insani yapısını Allah’ın (CC) rızasına uygun şekle getirmeye çalışır. Bu da ibadet ve taatla olur. Fakat ibadet ve taatın kişiye fayda verebilmesi için “nefis emanetinin zaaf ve hastalıklarını” terbiye ve tedavi etme üslubunu bilmek gerekir.

        KENDİNİ BİLMEYEN RABB’İNİ BİLEMEZ

        Eskilerin bir sözü var, muhakkak duymuşsunuzdur: “Def-i mazarrat, celb-i menfaatten evlâdır...”

        Yani zararlı bir şeyi def etmek, doğabilecek bir sıkıntıya mâni olmak; hayır, hasenat ve iyilik yapmaktan çok daha iyidir. Bir insan nefsi açısından kan kaybediyor ve felakete doğru sürükleniyorsa o kişinin yapması gereken ilk iş bu zararı ve hastalığı bertaraf etmektir. Hakk Teâlâ bizden şuursuzca itaat etmeyi değil idrak ederek kulluk yapmamızı istiyor. Kul; haddini ve kendisini bilmezse asla bu noktaya erişemiyor.

        ŞİRK

        Allah Teâlâ’ya karşı, nefsi için put edinmektir. Cenâb-ı Hakk’a ortak koşmak, puta tapmak olarak biliyoruz bu günahı. Şirk; Allah Teâlâ’nın varlığını bildiği halde onu inkâr etmek olduğundan en büyük günahtır. Müşrik, “Sen Allah’sın (CC) ama benim de kendime göre ilahim var!” düşüncesizliğindedir.

        Herhangi bir ibadet ve taatı, kullar kendisiyle alay eder, hoşnut ve razı olmazlar diye terk etmek de şirk alametidir. Mesela, “Şimdi namaz kılarsam gerici derler, şimdi oruç tutarsam beni falanca partinin adamı zannederler” yahut “Şimdi namazımı kılarsam ‘Bak görüyor musun gösteriş yapıyor!’ diye düşünürler” gibi inanışların pençesi altında kıvranmak şirk alametidir. Çünkü bu durumdaki kişi Allah Teâlâ’nın hoşnutluğu ile diğer mahlukatın hoşnutluğu arasında kalmıştır. Yani Cenâb-ı Hakk’a şirk koşma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

        Şirkin en büyük rezaleti ise kişiyi her nefes ve her an muhtaç olduğu Allah Teâlâ’ya yönelmekten alıkoymasıdır. Tabiri caizse şirke düşen kişi; kullukla alakasını keser ve perişan olur.

        KİBİR

        Cenâb-ı Hakk’a karşı kendi nefsini put edinmektir. Kendinde varlık görüp hakiki var olan Allah Teâlâ’yı unutup hem yaratıcısına hem yaratılana karşı büyüklük taslamaktır.

        Kibirli kişi; Allah Teâlâ’nın kullarını beğenmez, şeriatını, dinini beğenmez yahut sadece kendini beğendiğinden, aynı bir müşrik gibi hiçbir zaman güzel ahlaka ve kul olma şerefine yükselemez. “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kişi cennete giremez” ifadesiyle Efendimiz (SAS) bu durumu özetlemiştir.

        GAFLET

        Gaflette olanlar, Allah (CC), Peygamber, kitap, melek, ölüm, kabir, ahiret, öldükten sonra dirilmek, mahşer, mizan, hesap nedir düşünmeyenler, cennet ve cehennemi akıllarına bile getirmeyenler, azaptan korkmayanlardır. Bunları bildiği halde bunları unutmuş olarak yaşamak da gaflet sıfatıdır. Gaflet; Allah Teâlâ’ya karşı yapılabilecek bütün hataların da başıdır.

        HIRS

        Allah (CC) ve ahiret gününü unutacak şekilde dünya hayatına, servetine düşkünlük, ihtiyacından fazlası için gayret edip manevi hayatı için çalışmamaktır. Kişi, hırs neticesinde hem Allah’la (CC) kendisini karşı karşıya getirecek günahlara sürüklenir hem de kulların elindeki nimetlere düşman olur yahut onların hakkını hiç düşünmeden, hep toplama sevdasına düşer. Karınca gibi, taşıdıklarının binde birini yiyemeden geberir gider.

        GADAP

        Haksız yere kızmak, öfkelenmek demektir. Gadap; gafleti ve şehveti tetikler. İnsanın benliğini büyütür. Kibir ağacını besler. Şirk tohumunu kuvvetlendirir. Şeytan, öfkelenen ve daima kızgınlık halinde bulunan kişiyle istediği gibi oynar. Maalesef çocuklarımız şiddet içeren çizgi film, bilgisayar oyunu ve filmler sebebiyle egoist ve şehvetperest olmaya yönlendirilmektedir. Gadap, nefsin her hastalığı gibi tedavi edilmezse, kişiyi küfre ve şirke sürükler.

        HASET

        Kıskançlık ve haset, başkalarına verilen nimeti onlara yakıştıramamak ve böylece Allah Teâlâ’nın taksimatına razı olamamaktır. Haset; gaflet ve cehalet eseridir, gadap; kibir ve şirki davet eder, yapılan bütün iyi amelleri heba eder. Çünkü hasetçi Allah’tan (CC) razı değildir. Kullara düşmanlık ettiğini zannederken Allah’ın (CC) düşmanı oluverir.

        ŞEHVET, HEVA VE HEVES

        Nefsani hazlarını, bedeni tatminini, kendi benliğinin isteklerini yerine getirmeyi öne alıp Allah Teâlâ’nın zikrinden, kulluğundan ve hesabından uzaklaşarak hayat sürmek demektir. Şehvet; Allah’a (CC) giden yoldan sapmak, başka hazlarla yoldan çıkmaktır. Şehvet sahibi istediği olmayınca kızar, gadaplanır. Yahut nefsi pohpohlansın diye Allah Teâlâ’yı tercih edeceğine başkalarını tercih ederek şirke düşer.

        Kendi nefsini beğenmekle kibir ve hasetin de pençesine düşer. Yani aslında şehvet insanların hemen hemen hepsinde bulunan yaygın bir hastalıktır ve dikkatle terbiye edilmezse muhakkak bu ölümcül hastalıklardan birisi olarak bizi perişan eder, Allah Teâlâ ile aramızı açar.

        KİN VE BUĞZ

        Öfkenin ve hiddetin insanın içinde çöreklenmesi, kalbine kadar yerleşmesidir. Bundan dolayı kişi kalbinde Allah Teâlâ’ya ve dine karşı muhabbet hissedemez hale gelir. Kini olanın dini yoktur.

        Buğz; Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun olmayacak şekilde iç âleminde belli şeylere ve kişilere karşı nefretin bulunmasıdır. Kişi Allah (CC) için sevip Allah’ın (CC) sevmediklerine buğz ederse bunda bir beis yoktur. Fakat nefsi için birilerine buğz ve kin besliyorsa bu manen ölümcül bir günahtır. Müslüman’ın Müslüman kardeşine üç günden fazla dargın kalması dinen haram sayılmıştır.

        FISK, FÜCUR VE BÜYÜK GÜNAHLAR

        Günahları yapa yapa artık alışkanlık gibi günah işleme haline düşmektir. Büyük günahlar insanı manen öldürür, Allah Teâlâ’nın feyzini keser ve nefis nurdan ve feyizden mahrum kaldığı için her türlü nefsani hastalığın eline düşer.

        Hırsızlık, mala mülke zarar vermek, kul hakkı yemek, içki içmek, zina etmek, sövmek, israf, gıybet, iftira atmak, yalan söylemek, insanı nihayetinde şirke ve kibre sürükler, imansızlıkla karşı karşıya bırakır. Allah Teâlâ hepimizi muhafaza eylesin.

        SORU VE CEVAP

        -Erkekler nikâh yüzüğü olarak altın takabilirler mi?

        Erkeklerin altın yüzük takması caiz değildir. Gümüş, platin gibi yüzükler takabilir.

        -Eşlerin kavga etmesi nikâha zarar verir mi?

        Bu sözler nikâha zarar vermez, ancak boşanma ya da dinden çıkmayla alakalı sözler nikâha zarar verir.

        -Nişanlanmak dini bir yükümlülük getirir mi?

        Nişanlanmak, nikâh gibi değildir. Nikâhın doğurduğu hükümlerin hiçbirini nişanlılık doğurmaz, nişan sadece ahlaki bir sorumluluk yükler.

        KISSA

        ‘Güzel ahlakı nerede öğrendin?’

        BÜYÜK bir zata sormuşlar, “Sen bu güzel ahlakı nerede veya kimden talim ettin?” diye. O da, “Ahlaksızdan öğrendim” demiş. “Yahu bu nasıl olur?” diye sorulunca, “O ahlaksızın yaptığı şeyleri gördüm ve yakışmadığını fark ettim, ‘Ben böyle hareketler yapmayayım’ diyerek o davranışlardan uzaklaştım. Şayet bende güzel bir ahlak görüyorsanız bu, ahlaksıza benzememek için gayret etmemden ibârettir” diye cevap vermiş.

        Cenâb-ı Hakk bizi ibret alanlardan eylesin, ibret olanlardan eylemesin. Amin.

        AYET-İ KERİME

        “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a (CC) karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat-10)

        HADİS-İ ŞERİF

        “Bana salât ü selâm getiriniz. Zira nerede olursanız olun sizin salât ü selâmınız bana ulaşır.” Hadis-i şerif - Ebû Dâvud

        Diğer Yazılar