03 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
25 Kasım 2016 Cuma, 01:05:58 Güncelleme:09:38:11

Biz esas darbeyi ahlak ve inancımızdan yemişiz!

 

Kıymetli dostlar! Geçen hafta konuşmak, yani lisanı, sözleri doğru kullanmak hakkında biraz sohbet etmiştik. Maksadım; herhangi bir mevzuda konuşmanın, fikrin lisana dökülmesinin basit bir şey olmadığına vurgu yapmaktı. Bir kere şunda anlaşalım: Dinimiz; hayatın dışında sadece kalp veya hayal dünyamızda yaşadığımız hislerden ibaret değildir. İslâm dini, yaşadığımız hayatın tamamını kuşatır; çünkü Allah’ın (CC) indirdiği bu dinden bahsediyorsak hayatımızda yaşanması için var olan bir gerçeklikten bahsediyoruzdur.

Yegâne mutlak varlık Allah’tır (CC). O’nun (CC) bildirdiği hakikat; hak ve mutlaktır. Bu ölçüyle baktığımızda kendi gerçek gördüğümüz hayat bile yalan ve sanal olmaktan kurtulamamaktadır. Bu fani ve yalancı sanal dünyayı gerçek, yaşanabilir hâle dönüştürmek veya gerçek yüzünü görmek ancak dinle mümkündür.

Geçen haftaki sohbette konuşmaya bağlı olarak düşülebilecek tehlikelerden, günahlardan sizlere bahsetmiştik. Bu köşede sohbet ederken topluma bir mesaj verebilmek ve insanımızı doğru yönlendirebilmek için acizane gayret sarf ediyorum. Fakat maalesef her geçen gün dilimizi tutamamak veya yanlış konuşmaktan dolayı ortaya çıkan tahribat ve yıkımları gördükçe de çok şiddetli şekilde üzülüyorum.

Bu satırları yazarken 40 kere düşündüm ama söylemeden edemeyeceğim. Kim ne derse desin... Geçen hafta yine bazı listeler açıklandı, bazı kimselerin işlerine, memuriyetlerine son verildi. Tamam, tedbir almak lazım, yanlışlığın düzeltilmesi lazım, bizi içten içe kemiren alçakların yahut gafletlerinden dolayı bizi zarara uğratan kimselerin üzerine gidilsin, mümkünse kökleri kurutulsun fakat anlayamadığım şey şu: Niçin böyle bir temizlik operasyonuna, kirli ve çirkin ağızlar, kendi şahsi garaz ve hesaplaşmalarıyla dahil oluyorlar ve en önemlisi başkaları da bunları dinleyerek karar veriyorlar.

Bu konularda konuşmaktan daha tabii bir şey olamaz. Şu anda iftiraya uğramış, şahsi hesaplaşmalar, çekememezlikler yüzünden işlerine son verilmiş onlarca insan var. Falanca filanca sahtekârlar gibi mağduriyet edebiyatı yapmıyorum. Onların yaptığı iş ve neye “hizmet” ettikleri aşikâr. Fakat kılın kırk yarılması gereken bir mevzuda, iman ve izandan yoksun kişilerin ağzına bakılarak, basit gammazlama metoduyla hayatların söndürülmeye çalışılması kumpasına dikkat çekmek istiyorum.

Dinimden aldığım hürriyetle şunu soruyorum: Niçin böyle bir mevzuda muhatap bulamıyorum? “Bu iş niçin böyle oldu?” diye araştırma yaptığımda, toplum içerisindeki bilinirliğim, tanınmışlığım, arkadaş çevrem birden suskunlaşıyor, duvar gibi karşıma örülüyor. 15 Temmuz öncesi ve sonrası bizim başımıza bu fitneleri çıkaran kimselerin eskiden elimizde robot resmi vardı, şimdilerde ise vesikalık fotoğrafları var. Anhasından minhasına kadar hepsini biliyoruz.

Hoş, gerçi birçok bildiğimiz insan hâlâ yerinde çakılı olarak bir şekilde devam ediyor. Onu da anlamakta güçlük çekiyoruz ama neticede kimin ne olduğu belli, en azından sebep olanlar ortada.

Derinlere inelim, bütün bağlantıları çözelim, hayhay, tabii ki böyle olacak ve olmalı. Fakat ben doğrudan şu satırları okuyan, birbirinin kuyusunu adice kazan, iman ve İslâm’dan uzak kişilere seslenmek istiyorum: Size ne oluyor ki Allah’tan (CC) korkmadan, bu adi iftirayı yaptığınız arkadaşlarınız ve kullardan utanmadan, kendinize yer açma çabasındasınız ve başkalarının ayağını kaydırmakla uğraşıyorsunuz.

Koyun sürüsüne kurt saldırmış. Çoban köpekleri durumu fark edince üçü beşi bir araya gelmiş, kurdu kovalamaya başlamış. Kurt önde kaçıyor, arkadan çoban köpekleri kovalıyor. O esnada civarından geçtikleri köyden kiremitçi köpeği denilen bir enik “hev hev” etmeye başlamış. Kurt şöyle bir dönüp bakmış bu kiremitçi köpeğine ve “Hadi bu arkamdakiler çoban köpeği, beni kovalıyor, tuttukları zaman da parçalayıp bir kenara atacaklar. Sana ne oluyor kiremitçi köpeği, sen ne işe yararsın?” diyerek seslenmiş.

Doğru haber vermek, doğru haber almak ne kadar önemliymiş şu hayatta. “Nebi” peygamber demektir, hepiniz biliyorsunuz ama “Nebi” kelimesi “Nebe” yani haber kelimesinden türetilmiştir. Doğrudan, doğru şekilde, doğru haber vermek ve doğru anlatmak hayatımızın, imanımızın temelini oluşturur. İşte tam da bu yüzden yalan ile din aynı kişide asla temsil edilemez. Birbirine iftira atanlara, yalana çanak tutanlara, yalan zabıtlarla istihbarat yapanlara, yalanı sorgulayamayanlara, yalan dünyanın yalan insanlarına sesleniyorum!

Hâlâ fırsat varken tövbe edin. Bu tövbe “Estağfirullah” demekle temizlenmez. Kimlerin kanına, canına, namusuna, işine gücüne iftira attıysanız, kimin için yalan beyan ettiyseniz, erkekçe demiyorum Müslümanca, eğer imanınız varsa bu hatayı düzeltmek için ahiretten evvel elinizi çabuk tutun. Ben bu aziz milletimden topyekûn bu duruşu sergilemesini bekliyorum ve bunu özlüyorum. Çünkü görüyorum ki biz esas darbeyi ahlak ve inancımızdan yemişiz. Bunu bertaraf etmek ancak imanın ve İslâm ahlakının bu hayat için olduğunu anlamaktan geçiyor. Allah Teâlâ bu aziz millete, rızasına uygun çalışanlara güç ve kuvvet versin. Şahsiyetsiz insanların fitnelerinden bizleri muhafaza eylesin.

Üstad Necip Fazıl’ın “Sakarya Türküsü” şiirinden birkaç dizeyle satırlarımı sonlandırıyorum. “Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kaf Dağı’nı assalar, belki çeker de bir kıl, Bu ifritten suâlin, kılını çekmez akıl!”

 

Hadis-i Şerif

Efendimiz (SAS) saâdetle buyurdular: “Allah’a (CC) ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun.”

Hadîs-i Şerîf - Tirmizî


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
  • Misafir 30 Kasım 2016 Çarşamba 11:52
    Güzel bir yazı sizin dediğiniz gibi ibadet etmek suç olmuş kimsenin umrunda değil bu kış ayırım da insanlar işsiz güçsüz bırakılmış bana domunmayan yılan bin yaşasın deniliyor peygamber efendimizin yaşamtısı sünetleri hadisler boşunamı hoca cuma günü vaaz veriyor müslüman müslümanın kardeşidir uygu
Kalan karakter : 300
HAVA DURUMU
Cuma 42 MPH 10°
Sağanak Yağışlı