ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
14 Temmuz 2017 Cuma, 06:52:25 Güncelleme:07:14:50

15 Temmuz

 

CENAB-ı Hakk’a hamd ü senâ, Efendimiz’e (SAS) sonsuz salât ve selâm olsun. Muhterem okurlarım! Yaşadığımız toplumda maalesef hadiselere popüler görüşlerin ışığında bakılmakta, şahit olunan mevzuların önemini görmek zaman almaktadır. Bunun için esas lazım olan fikir ve inanç temelleri maalesef sonraki planlara atılmaktadır. Bunu değiştirmekle uğraşmanın pek fayda sağlamadığı kanaatindeyim. Zira devir ahir zaman fitnelerinin devridir. Şikâyet etmek yerine nasıl hizmet edebileceğini düşünmek ve buna bir çare bulmak daha doğru bir yaklaşımdır.

O halde bu ikisini paylaşım için insanlara sunmak gerekecektir. İşte bunun için 15 Temmuz İstiklal Bayramı’mızın sene-i devriyesine geldiğimiz bu günlerde yaşadığımız ve merak ettiğimiz hadiseler ile inanç temellerimizi beraber mütalaa etmek çok isabetli olacaktır.

Şu an hayatınızda yaşadığınız problemlerin temelinde bir inanç eksikliği olduğunu unutmayın. Bir insan neyi kaybettiğini anlamadan içinde bulunduğu zararı anlayabilir mi? Sahip olduğu kıymeti bilmeyen, emanetini koruyabilir mi? Artık bu acelecilikten ve “Her şeyi biliyoruz” edasından biraz uzaklaşalım.

Gerek içte gerek dışta düşman ve hain olarak nitelediğiniz kişilere bakın!.. Senelerce hazırlık yapmadılar mı? Bugün bütün dünyanın başındaki belalara, musibetlere bakın!.. Elli sene, yetmiş sene, yüz senelik program ve projeler değil mi bunlar?

Düşmanlar bile kendi kumpasları için bu kadar sabırla iğneyle kuyu kazar gibi çalışıp, öğrenip bilgi sahibi olarak sonra bunları bize karşı kullanırken bizdeki bu tembellik, bu acelecilik, odaklanamama, öğrenmeye tahammül edememe hastalığı asla meşru mazeretlerle izah edilemez. İletişim konuşmakla olmaz, birbirini dinlemekle başlar.

15 Temmuz’u anlamak için Mesnevi’deki “Yahudi vezir kıssası” okunabilir. Bu kıssada Yahudi-Hıristiyan tarafları olarak insanların uğradığı ihanet ve suiistimaller anlatılmakta ve örnek olarak getirilmektedir. Dün bunlar vardı, bugün bu örnekler değişebilir. Belki yarın ismi çok daha farklı türlü türlü hizipler de olabilir. Fakat değişmeyen gerçek, son güne kadar hep hakk ve batıl çekişmesi, mücadelesinin yaşanacağıdır.

Cenab-ı Hakk “Hakkı hakk görüp tabi olmakla” bizi şereflendirsin. Batılı batıl görüp sakınmayı, böylece şerefimizi kaybetmemeyi, muhafaza etmeyi nasip eylesin. Amin.

HAZRET-İ NEVFEL (RA)

EFENDİMİZ (SAS) bir gün ashâbıyla bulunurlarken kendisine şehitlik mertebesinden sual edildi. Efendimiz (SAS) şehitlik mertebesine erenlere ihsan edileceklerden bir kısmını müjdelediler. Orada bulunanlardan Hazret-i Nevfel (RA) iki oğlunu ve hanımını getirerek “Yâ Resûlallah! Ben duâ edeyim, siz de âmin deyin!” dedi. Efendimiz (SAS) bu talebi kabul buyurdular.

Hazret-i Nevfel (RA), “Yâ Rabb’i! Nevfel kuluna şehitlik nasip et. Bu iki oğlumu yetim ve annelerini dul eyle!” diye duâ etti ve kılıç kuşanıp harbe iştirak etti. Harp esnasında çokça düşman öldürdükten sonra, bir ok yarasıyla vurulan Hazret-i Nevfel (RA) şehit oldu. Bunun üzerine Efendimiz’e (SAS), Hazret-i Nevfel’in (RA) şehâdetini haber verdiler.

Efendimiz (SAS), Nevfel’in (RA) yanına geldi ve “Allah (CC) sana rahmet etsin. Yarın huzur-ı ilâhîde, arşın altında ve misk kokusu içinde olacaksın” buyurdular. Abdurrahman bin Avf (RA); Efendimiz’in (SAS) emriyle ridâ getirdi ve cenâze namazını kılarak Hazret-i Nevfel’i (RA) defnettiler.

Cenâze esnasında bir husus ashâb-ı kiramın dikkatini çekti. Efendimiz (SAS) mübârek ayak parmaklarının ucuna basarak yürüyordu. Bunun hikmeti sual edildiğinde Efendimiz (SAS) şöyle buyurdular:

“Beni peygamber olarak gönderen Allah’a (CC) yemin ederim ki, Nevfel’in (RA) cenâzesine gelen meleklerin çokluğundan ayaklarımı basacak yer bulamıyorum. Bir melek kanadını benim ayaklarımın altına serdi de ona basıyorum.”

Harbin ardından dönmekte olan İslâm ordusu Medine’ye yaklaştığında onları karşılamaya gelenler arasında Nevfel’in (RA) iki oğlu ile hanımı da vardı. Hazret-i Nevfel’in (RA) ailesi, Efendimiz’in (SAS) huzuruna varıp Nevfel’i (RA) sordular. Efendimiz’in (SAS) mübârek gözleri yaşardı. Orada bulunanlar da ağladılar.

Efendimiz (SAS) Nevfel’in (RA) şehit olduğunu hanımına söyleyemedi ve eliyle arka tarafı işâret etti. Arkada Hazret-i Ali Kerremellahu Vechehu vardı. Efendimiz’in (SAS) haberi Nevfel’in (RA) ailesine söylemediğini görünce o da eliyle arkayı işâret edip geçti. Daha sonra sırasıyla Hazret-i Osman (RA) ve Hazret-i Ömer’e (RA) sordular ve onlar da arka tarafı işâret ettiler.

Nevfel’in (RA) hanımı, askerin en arkasından gelmekte olan Hazret-i Ebû Bekir’in (RA) yanına kadar gidip kocasını sordu. Hazret-i Ebû Bekir (RA) bu durum üzerine Rabb’ine şöyle niyâzda bulundu:

“Yâ Rabb’i! Habibin gönül yıkmaktan sakındı. Ben Nevfel’in (RA) şehit olduğunu söylersem Resûlullah’a (SAS) muhalefet etmiş olurum. Eğer ‘Şehit olmadı’ dersem de yalan söylemiş olurum. Sen bana yardım et. Ya bana ne diyeceğimi bildir ya da Nevfel’in (RA) ailesine sabır ve tahammül gücü ver.”

Bu niyazından sonra Hazret-i Ebû Bekir (RA) “Yâ Allah!” diye bir sayha attı. Bir de baktılar ki, okun yaydan fırladığı gibi Hazret-i Nevfel (RA) atına binmiş geliyor. Hazret-i Ebû Bekir’in huzuruna gelen Hazret-i Nevfel (RA), “Buyurun Yâ Ebû Bekir! Beni mi çağırdınız?” dedi ve ardından bütün ashâbı selâmladı.

Ashâb-ı kirâm bu işe hayret etmişlerdi. Gazadan dönen Efendimiz (SAS) her zamanki gibi mescide girip iki rekat namaz kıldı. Nevfel de selâm verip mescide girdi. Bu esnada Cebrail Aleyhisselâm mescide dâhil oldu ve şöyle dedi:“Ya Resûlallah! Cenâb-ı Hakk, İsa Aleyhisselâm’a verdiği gibi senin ashâbından birine de ölüleri diriltme salâhiyeti verdi.”

Bunun üzerine Efendimiz (SAS) Hazret-i Ebû Bekir’e (RA) şöyle hitap etti:

“Hakk Teâlâ sana büyük ikramda bulundu. Allah’a (CC) hamdolsun ki bana Hazret-i İsa (AS) gibi ölüleri diriltme izni olan bir ümmet verdi.”

Bu hâdiseden sonra Hazret-i Nevfel (RA) iki oğula daha sahip oldu ve Yemâme Harbi’nde şehit edildi.

(Kaynak: Şemseddîn Sivâsî - 4 Büyük Halife)

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000
HAVA DURUMU
Pazar17 MPH32°
Güneşli