Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ÜÇ yıl önceki tartışmaya yeniden döndük.

        Odağında yine “Dersim trajedisi”... Başbakan Davutoğlu’nun gelecek hafta Tunceli’ye gideceğine ilişkin haberi duyunca Prof. Dr. Alemdar Yalçın, “Dersim 1937’den önce olanların acı sonucudur” diye söze girdi.

        Sorunun 1860’lara dayandığını belirtti, nedenlerini özetledi.

        Gazeteye dönünce Prof. Yalçın’ın sözünü ettiği “Ahmet Cevdet Paşa Tezakiri” ile “Fırka-i Islahiye”yi buldum.

        O da beni 93 Harbi Komutanı Ahmet Muhtar Efendi’nin özel kâtibi Mehmet Arif Bey’in “Başımıza Gelenler” eserine götürdü.

        Bitmedi, 12. Ordu Komutanı Fahrettin Altay’ın 1915 anıları ile arkadaşım Murat Bardakçı’nın dedesi Cemal Bardakçı’nın Dersim Raporu’na ulaştım.

        Aslında kazsam derini de var; Çaldıran’dan (1514) başlayıp, Kalender Çelebi, Koçgiri ve Şeyh Said isyanlarıyla devam eden 500 yıllık kesintisiz süreç...

        FIRKA-İ ISLAHİYE

        Tarihi sürecini bir tarafta tutup güncel tartışmaya dönersem.

        Tüm anlatımların ortak noktası, bölgenin merkezi hükümetlere başkaldıran, asker vermeyen, vergi ödemeyen yapısı...

        Nitekim, Kırım Harbi’nde sıkışan Osmanlı, Çukurova’daki Ulaşlı ve Kozanoğlu aşiretleri ile Dersim ve Zeytun bölgelerinden de asker istiyor; yine alamıyor.

        Saray, her gün genişleyen “kontrol edilemez” alanları denetim altına almak, göçebeleri de yerleşik hayata bağlamak için “Fırka-i Islahiye”yi hazırlayıp işleme koyuyor.

        Çukurova’da 1865-66’daki uygulaması başarılı oluyor ve idareyi sağlıyor.

        Dersim bölgesine geçileceği sırada 1877 Rus Harbi başlayınca askıya alıyor.

        Rus Harbi Komutanı Ahmet Muhtar Efendi ile özel kâtibi Mehmet Arif Bey yaşadıklarını günlük haline getirip Saray’a iletiyor ve aşiretlerden bazılarının Ruslarla hareket etmesinden yakınıyor.

        BARDAKÇI RAPORU

        Osmanlı bir yere kaydetmiş olacak ki, ortalık yatışınca bölgeye Hüseyin Hüsnü komutasındaki bir alayı yolluyor.

        Hüseyin Hüsnü, Erzincan’da kurduğu alaya bölge halkını çağırıyor ve “Padişaha bağlılık bildirin; bildirmeyenler asidir” diyor.

        Filistin’de yenildikten sonra Konya’ya taşınan 12. Kolordu Komutanı Fahrettin Altay’ın bir müfrezeyle bölgeyi teftişi de tam bu döneme rastlıyor.

        Yolda rastladığı bir ihtiyar, “Hüseyin Hüsnü olup olmadığını” soruyor.

        Olmadığını söyleyip nedenini sorduğunda, “Bağlılık bildirmemizi istemiş, yeni duyduk” diyor.

        Altay, “Bazı aşiretler habersiz” mesajını yolluyor, ancak eline geç ulaştığı için Hüseyin Hüsnü 1915’te birçok insanı kırıp geçiriyor.

        Bitmiyor, 6 yıl sonra 1921’de Koçgiri, 1925’te de Şeyh Said isyanları bastırılıyor.

        Ankara nedenlerini anlamak için bölgeye müfettiş yolluyor.

        Elazığ Valisi Cemal Bey (Bardakçı), 1926’da hazırladığı raporunda aynen şöyle diyor:

        “Seyid Rıza ve pek çok ağayı Elazığ’a yerleştirmeye razı ettim. Diğer ağalar da Elazığ ve Malatya’daki arazilere yerleştirilmelidir. Bu tedbirler alınırsa, Dersimlilerin silahlarını kendiliğinden bırakacaklarına inanıyorum.”

        Ancak Genelkurmay’ın hafızasında bulunan 70 yıllık birikim, raporun önüne geçiyor, 13 bin insan öldürülüyor; 12 bin insan da sürgüne gönderiliyor.

        Silah, akıllı politikanın yerine geçiyor...

        Diğer Yazılar