Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        PKK ile PYD’nin “ilişkisini”, dolayısıyla “rojava devrimini” anlamak için, PKK’dan başlayarak KCK’ya, oradan PYD’ye bu yapının işleyiş mantığını ve amacını bilmek gerekiyor.

        ***

        PKK 1978 yılında, klasik komünist illegal bir parti olarak kuruldu.

        Bu yapı zaman içinde büyüdü, parti içinden partiler doğdu. Irak’ta Demokratik Çözüm Partisi (PÇDK), İran’da Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Suriye’de Demokratik Birlik Partisi (PYD) gibi partiler onun içinden çıktı. Hatta Kürdistan Kadın Özgürlük Partisi (PAJK) adında bir de eş kadın partisi bile oldu. Bu partilerin hepsinin bağlantılı silahlı güçleri de oldu.

        Böylece PKK bir partiler bloku haline geldi. Legal alanda da, en son DBP ve HDP olmak üzere bir yığın siyasi parti kurdu. Hem Avrupa’da, hem de Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da sivil toplum kuruluşu adı altında bir yığın dernek ve kurum vücuda getirdi. Belediye başkanlıklarını ele geçirdi, gazeteler yayınladı, televizyon istasyonları kurdu.

        ***

        Bütün dünyada sayıları 250’yi geçen örgütlerden müteşekkil bütün bu devasa yapıyı tek bir şemsiye altında toplamak için Abdullah Öcalan 2005 yılında İmralı’da “Koma Civakén Kurdistan”, Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) adında bir sistem kurdu. KCK’nın amacı, bütün bu yapılar arasında bir entegrasyon ve koordinasyon oluşturmaktır.

        KCK büyük bir şemsiyedir. Bu şemsiyenin altında İran’daki PJAK da, Suriye’deki PYD de, Türkiye’deki HDP de vardır. Örgüt teorisyenleri kendilerini tanımlarken, KCK sistemini “güneş sistemine” benzetiyorlar.

        KCK sözleşmesine göre, son karar mercii olan ve hiçbir kararı tartışılmayan Abdullah Öcalan’ın adı “Önderlik”tir ve Önderlik, güneştir. Şemsiyenin altındaki bütün örgütler, Avustralya’daki bir dernek de, Amerika’daki bir radyo istasyonu da, Diyarbakır’daki DTK da, Kobani’deki PYD de, Süleymaniye’deki bir dergi de, Almanya’daki bir günlük gazete de, TBMM’deki HDP de bu güneş sisteminin gezegenleridir. Hepsi ışığını güneşten alıyor ve yönlerini o güneşe göre belirliyorlar.

        ***

        1999 yılında İmralı’ya kapatılan Öcalan, yeni kaynaklarla tanıştıktan sonra, “bağımsız Kürdistan” fikrinden vazgeçerek; Laclau ve Mouffe tarafından ortaya atılan “radikal demokrasi” kavramına; “özgürlükçü sosyalist ve ekolojist” olarak ünlenmiş Murray Bookchin’den aldığı “özyönetim”, “demokratik özerklik” ve “demokratik konfederalizmi” kavramlarını da ekleyerek, bütün “dünya için” bir kurtuluş reçetesi geliştirdiğini söyledi. Bu reçeteye göre “radikal demokrasiye” ulaşmak için, önce “demokratik cumhuriyet”, sonra “demokratik özerklik”, daha sonra da “demokratik konfederalizm” kurulmalı.

        Kurulacak olan bu yeni sistem, “ulus devlete” alternatif bir sistemdir. Mahallelerden başlayarak köylere, oradan kasabalara, oradan illere, oradan bölgelere, bölgelerden ülke geneline, ülke genelinden de kıtalara, oradan da dünyaya yayılan bir “devrim” öngörülüyor.

        ***

        Suriye’deki iç savaş KCK’ya Öcalan’ın bu “ütopik devrimini” “hayata geçirme” fırsatını verir gibi oldu. Rejime tek bir kurşun sıkmadan bir “devrim” yaptıklarını sandılar ve buna “rojava devrimi” adını verdiler.

        Suriye’de Laclau, Mouffe ve Bookchin’in geliştirdikleri sistemi, tamamen KCK sistemine uyarladılar; mahallelerden başlayarak meclisleri kurdular, sözüm ona yönetime tam katılımını sağladılar ama bütün bunları Suriye Kürtleri değil, Kandil’de bir araya gelmiş olan Kürt ve Türk sosyalistleri yaptılar. Buna karşı direnen Suriye’deki diğer Kürt parti ve gruplarını da sınır dışına attılar, bazılarını katledip bazılarını da hapishanelere tıktılar.

        ***

        Herkes biliyor ki, Laclau, Mouffe ve Bookchin’in, “aşağıdan yukarıya doğru bir modelle işleyen radikal demokrasi” fikrini; tamamen Leninist parti modeline göre dikine hiyerarşik örgütlenmiş, tepedeki önderliğin her sözünün kanun yerine geçtiği, beş kişilik Yürütme Konseyi’nin bütün kararları yukarıdan aşağıya silah zoruyla dayattığı, en ufak eleştirinin “ihanetle” yaftalandığı, “muhalif” hiçbir fikre izin vermeyen, şehirlere canlı bomba salan KCK gibi totaliter bir yapının hayata geçirilmesini beklemek, ham hayalden öte bir şey değil.

        Zaten dağa götürdükleri Kürt gençlerine, asıl amaçlarının “radikal demokrasi” adı altında “dünyayı kurtarmak” olduğunu söyleseler, üçüncü gün yanlarında kimseyi bulamayacaklar. Parti militanlarını “özgür Kürdistan” hayaliyle avutup, kendi ütopyaları için onları ölüme göndermek, bunu da dünyaya “radikal demokrasi devrimi” diye yutturmaya çalışmak, Türkiye’ye karşı bir araya gelmiş bu kadar “kötü niyetli” ülkenin aynı telden çaldığı bir dönemde oldukça kolay görünüyor.

        Amerika ve Batı dünyasının “PYD sevdasının” altında da bu gerçek yatıyor.

        Buradaki HDP’lilerin de sabah akşam “rojava” ile yatıp “rojava” ile kalkmaları da bu yüzdendir.

        Diğer Yazılar