HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.
Murat Bardakçı

Murat Bardakçı

[javascript protected email address]

Hürrem ve ideoloji

24 Ocak 2011 Pazartesi, 06:53:40Güncelleme: 06:53:40

TÜRKİYE’de bundan birkaç sene öncesine kadar muhafazakâr yahut çağdaş olduklarını söyleyen çevreler arasındaki tartışmanın merkezinde, sadece İkinci Abdülhamid vardı.
Muhafazakâr iseniz, Abdülhamid’i sevmek zorunda idiniz... Devleti ve dini tek başına muhafaza etmiş ama bir mason komplosu ile tahtından indirilmiş “Ulu Hakan”dı! Çağdaşlık iddiasında olanlara göre ise, 33 senelik iktidarı boyunca halka nefes bile aldırmamış ve iktidarını kaybetmemek uğruna dünya kadar toprağın elimizden gitmesine göz yummuş “Kızıl Sultan”dı.
Son dönem tarihimizin en önemli isimlerinden olan İkinci Abdülhamid hakkında doğru dürüst, tarafsız ve bilimsel bir biyografinin hâlâ yazılamamasının sebebi, padişahın bu uçlar arasında bir çatışma merkezi haline getirilmesidir.
Sultan Abdülhamid’in vatanseverliğin yahut baskının sembolü yapıldığı günlerde Fatih’in veya Kanunî’nin üzerinde pek durulmazdı, onlar eski zamanların hükümdarları idiler. Fatih’in yeri gerçi her zaman ayrı olmuş, İstanbul’u fethettiği için saygı görmüştü. Kanunî ise eski şatafatlı günlerin Viyana’ya kadar gidebilmiş ama iki evlâdını da boğdurtmuş olan sultanıydı, o kadar.

NEFRET EDİLEN HÜRREM
Muhafazakâr kesimin nefret ettiği isim ise, Hürrem Sultan idi. Kanuni’yi evlâd ve torun katili yapan ama şimdi “dindar bir hanımefendi” olduğu söylenen Hürrem!
Aradan seneler geçti, yeni arayışlara girildi, kamplaşmalar arttı ve tartışmalarda Sultan Abdülhamid’in yanında başka hükümdarlar da yeraldı.
“Muhteşem Yüzyıl” dizisinin bu kadar tartışılır olmasının sebebi, tarihin ideolojik ifade vasıtalarının arasında önemli bir yer tutması ve Kanunî Sultan Süleyman’ın da artık bir kesim tarafından sembol haline getirilmesidir.
Profesörün biri, Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, geçen gün bir demeç vermiş. Hürrem Sultan, Kanunî’ye yazdığı mektuplardan birinde “Hoca Sadeddin Efendi’nin eserini okuyorum, bu gece birinci cildi bitirmek istiyorum, dolayısı ile teravih namazına gelemeyeceğim” diyormuş.
Haremde zevkin, eğlencenin, aşkın ve didişmenin yanısıra din de vardı, tamam! Saraya getirilen kızlar mutlaka Müslüman edilir, o zaman için ciddî sayılan bir eğitimden geçirilir ve ibadetlerini aksatmamalarına dikkat edilirdi, doğru...
Ama, Hürrem Sultan’ın Kanunî Süleyman’a “Hoca Sadeddin Efendi’nin kitabını okuyorum, bu gece namaza gelemem” demesi iddiası üzerinde biraz durun!

AHRET POSTASI SAYESİNDE
Hürrem Sultan’ın vefatı 1558, 16. yüzyılın büyük tarihçisi ve din âlimi Sadeddin Efendi’nin doğumu ise, 1536’dır; yani Hürrem bu dünyadan göçüp gittiğinde Sadeddin Efendi 22 yaşındadır. Başta “Tâcü’t-Tevârih” isimli çok meşhur kitabı olmak üzere diğer eserlerini de seneler sonra yazmış, Kanunî’nin torunu Üçüncü Murad’a sunmuştur. Hürrem’in Sadeddin Efendi’nin eserlerini okumasını bir yana bırakın, o eserler kaleme alındığında artık kemikleri bile kalmamıştır ve ahret postası sayesinde gözatabilmesi bile mümkün değildir!
İşin daha da tuhaf olan tarafı, Hürrem Sultan’a Sadeddin Efendi’yi okutan profesörün, bir kitabında Hürrem’den bahsederken “...Kanunî’nin karısı Hürrem Sultan, Mahidevran’ı Manisa’ya sürdürüp başkadınlığı ele geçirdikten sonra ...daha da ileri giderek devletin işlerine karışmıştır” diye başlayıp veryansın etmesidir!
Kanunî Sultan Süleyman’ın hanımını vaktiyle yerden yere vuran ama şimdi yere-göğe koyamayan Prof. Ahmet Akgündüz, Hoca Sadeddin Efendi ile ilgili ifadelerin bulunduğunu iddia ettiği mektubun orijinalini ve tam metnini gösterebildiği takdirde, 16. yüzyılın ilim tarihini değiştirecek derecede büyük bir hizmet yapmış olacaktır.
Ama gösteremez ise, bu iş bundan seneler önce yaşanan “Osmanlı’nın kuruluş tarihini bulduğu” komedisine döner...
Bilenler hatırlayacaklardır: Hani aynı profesör “Buldum, bulduuum! Osmanlı’nın şimdiye kadar bilinmeyen kuruluş gününü bulduuum!” diye yazıp çizmiş ama bulduğunu iddia ettiği tarih Meşrutiyet’in ilân tarihi çıkmıştı da herkesi kahkahalarla güldürmüştü ya, işte ona...

Diğer Yazıları

Yalakalık ve sanat

  • Yayın Tarihi: 17/12/14 01:08
  • [javascript protected email address]
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Hülya Avşar için "Hülya Avşar kim? Sanatçı mı? Sanatçılığı tartışılır, kimse kusura bakmasın. Yalakadan sanatçı olmaz arkadaşlar. Herkes bunu böyle bilmek zorundadır. Sanatçı dik durur. Sanatçı aykırı insandır. Gücün...
Devamını Oku

Yine Şeb-i Arus’a dair...

  • Yayın Tarihi: 15/12/14 06:46
  • [javascript protected email address]
GEÇEN gün Şeb-i Arus, yani Mevlânâ'nın vefat yıldönümü hakkında yazdım; sadece Şeb-i Arus'un değil Mevlevî kültürünün de çığrından çıkartıldığından, panayıra çevrildiğinden, sünnetlerde ve düğünlerde bile semâ edilir olmasının tatsızlığından ve...
Devamını Oku

İşte, Latin Alfabesi’nin Türkçe’de ilk kullanılışının asırlar önceki örnekleri

  • Yayın Tarihi: 14/12/14 02:18
  • [javascript protected email address]
Latin harflerini bizde ilk kullananlar arasında Üçüncü Selim'in kızkardeşi Hatice Sultan da vardı ve sarayın Fransız mimarı Antoine Ignace Melling ile Türkçe ama Latin harfleri ile mektuplaşmıştı. Osmanlıca tartışmaları gündemi hâlâ işgal ediyor. Bugün...
Devamını Oku

‘Şeb-i arus’ yani ‘düğün gecesi’ kimin düğünüdür?

  • Yayın Tarihi: 12/12/14 01:43
  • [javascript protected email address]
ÖNÜMÜZDEKİ hafta "şeb-i arus" yani Mevlânâ'nın vefat yıldönümü ya, koşuşturmalar haftalar öncesinden başladı... Koşuşturma dedimse o gece naatı kimin okuyacağından, hangi âyinin icra edileceğinden, posta kimin geçeceğinden yahut semâzenlerin...
Devamını Oku

Talât Halman ve Kültür Bakanlığı

  • Yayın Tarihi: 10/12/14 01:36
  • [javascript protected email address]
TALÂT Halman vefat etti... Hayatı boyunca hem dünya edebiyatının ve özellikle de şiirin Türkiye'de bilinmesi, hem de Türk Edebiyatı'nın dünyanın dört bir tarafında tanınması için çalışmış, cildler dolusu tercümeler yapmıştı, Allah rahmet eylesin... Talât...
Devamını Oku
Tüm Yazıları