Dönmebaşı
MİLLET olarak eski zamanlardan kalma bol miktarda paranoyamız vardır ve bu geleneksel korkularımızın başında dönmeler, masonlar, Sevr'in hortlaması vesaire gelir.
Paranoya bu ya! Dönmelerle masonlar tâââ 18. yüzyıldan itibaren elele vererek devleti ele geçirmiş, hattâ koskoca Sultan -yahut yeni ünvanı ile "Dr."- Abdülhamid'i bile devirmiş ve dışarıdan aldıkları talimatlar gereği imparatorluğu batırmaya muvaffak olmuşlardı! Cumhuriyetin kuruluşunda, devrimlerin ardında, tek parti döneminin ve sonraki senelerin yönetiminde, yakın zamana kadar hep onlar vardı!
Bütün bunları ortaya atanlar söylediklerine büyük ihtimalle kendileri de inanmıyorlardı ama paranoya pazarlaması hem iyi para getiriyor, hem şan ve şöhret bahşediyor; hem de bu hayalleri gerçek diye yayanlar "üstâd" oluyorlardı.
Paranoyaların hedefindeki kesim ise de haklarında söylenenlerden gayet memnundu, zira hiçbir zaman sahip olamadıkları bir iktidarın sahibi imiş gibi gösteriliyor, bazı çevrelerde "güç" olduklarına inanılıyor ve dünyanın parasını harcasalar yine de beceremeyecekleri reklâmları paranoya tâcirleri tarafından bedava şekilde yapılıyordu.
Bu paranoyalar çerçevesinde ortaya atılan palavralardan biri, 17. yüzyılda yaşayan ve dönmeliğin kurucusu olan Sabatay Sevi'nin efsanevî hayatı idi ve "Mesih" olduğundan tutun, aklınıza gelebilecek her şekilde yüceltilmişti.
BİR ARŞİV YALANI
Dönmeler ile masonların devleti ele geçirdiği zırvasını pazarlayanlar "Bu adamlar öylesine güçlüdürler ki arşivlere bile sızmış, Sabatay Sevi ile ilgili bütün belgeleri yoketmişlerdir. İşte bu yüzden arşivlerde Sabatay hakkında tek bir kayıt bile bulamazsınız" derlerdi.
Türkiye'nin önde gelen tarihçilerinden arkadaşım Doç. Dr. Erhan Afyoncu, Sabetay Sevi'nin hayatını konu alan ve bu hafta yayınladığı eserinde söylentilerin palavradan ibaret olduğunu, Osmanlı Arşivleri'nde Sabatay Sevi ve ilk dönem dönme hareketi hakkında dünya kadar evrak bulunduğunu ortaya koyuyor. Bu evrakın şimdiye kadar ortaya çıkmamasının sebebi ise tuhaf ve acı: Akademisyenlerimizden bazılarının mâlûm söylentilere inanmaları ve daha da önemlisi "tembellik" etmeleri, yani binlerce arşiv belgesini tek tek elden geçirmek gibi ter dökmek gereken bir işe girmeye cesaret edememeleri...
Sabatay Sevi hakkında bugüne kadar yapılmış en önemli çalışma, Gershom Scholem'in 1973'te yayınladığı ve defalarca yeni baskısı yapılan "Sabbatai Sevi: The Mystical Messiah" isimli eseri idi. 1982'de ölen Scholem'in ardından bu konuda yeni birşeyler veren başka araştırma ortaya konamadı, yazılanlar Scholem'in tekrarından yahut onun söylediklerinin yorumlanmasından ibaret kaldı.
KİTAP GÜZEL, ADI KÖTÜ!
Scholem'in eseri yazıldığı seneler için olduğu kadar bugün de hâlâ mükemmeldir ama kaleme alınırken Osmanlı Arşivleri yeteri kadar kullanılmamış olduğu için eksikleri vardır. Erhan, bu son kitabında Sabatay Sevi hakkındaki saray yazışmalarını, tutuklanıp yargılanması, ardından maaş bağlanması ve emekli edilmesi ile ilgili belgeleri yayınlıyor ve en önemlisi, Sabatay'ın yeni bulduğu ölüm kaydını da yayınlayarak geçmişte bir efsane haline getirilmiş olan bu eksantrik ama önemli kişiliği 17. asır Osmanlı Tarihi'nin artık her yönü bilinen bir ferdi olarak ortaya çıkartıyor.
Erhan'ın bu mükemmel eserine sadece kitabın ismi bakımından eleştirim var: Ben, Erhan'ın bu derece önemli bir kitaba "Sahte Mesih" gibi ucuz bir ad vermesine karşı çıktım; kitabının ismini Türkçe'nin "Bölücübaşı", "Çeribaşı" yahut "Bakkalbaşı" gibi çarpıcı ifadelerinden hareketle "Dönmebaşı" koymasını defalarca söyledim ama Erhan'ın üzerindeki "ciddiyet" ve "ağır ağabey" zırhını çıkarması mümkün olamadı!
İsmi bir tarafa, Erhan'ın bu yeni kitabı hem yüzyıllardır devam eden paranoyalara ve palavralara bir nihayet vermesi, hem de arşivlerde dirsek çürütüp ter dökmeden ortaya ciddî birşey konamayacağını göstermesi bakımından son derece önemli bir eserdir.