Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Avrupa’da yükselen aşırı sağ söylemden rahatsız oluyor, oradaki Türklere gösterilen tepkiyi kınıyoruz. Peki son günlerde Suriyeli mültecilere yönelik giderek artan olumsuz yorumların Avrupa’daki aşırı sağ refleksten ne farkı var? Her şeylerini kaybederek, canlarını kurtarmak için ülkemize sığınmış talihsiz bir halkı sürekli hor görmek, hepsine potansiyel suçlu muamelesi yapmak ve geri dönmelerini istemek insanlığa sığıyor mu?

        Bakın daha dün, son yıllarda duyduğum en vahşi olay yaşandı. Bir kez de burada hatırlatayım: Sakarya’da Suriyeli 9 aylık hamile bir kadın ve yanındaki 10 aylık çocuğu, iki psikopat, iki gözü dönmüş, iki cani tarafından evinden kaçırıldı, ormanda kadına tecavüz edildi ve karnındaki bebeği ve yanındaki 10 aylık çocuğuyla birlikte o kadın başı taşla ezilerek öldürüldü.

        Bundan daha vahşi, daha iğrenç, daha büyük bir şiddet olabilir mi? O kadın yaşasaydı bugün doğum yapacakmış. Nasıl bu kadar barbarlaşılabilir? Ne istediniz daha doğmamış bebekten? Hamile bir kadından? Daha 10 aylık, minicik bir çocuktan? Neymiş, kocası ile vardiya arkadaşıymış gözü dönmüş bu sapıklar ve adamla kavga ettiler diye ailesini kaçırmışlar... Hiçbir şey böyle bir vahşeti açıklayamaz!

        Her gün medyanın bir kısmında sistematik olarak Suriyelilere yönelik olumsuz bir dil kullanılıyor, kovulmakla tehdit ediliyorlar bu zavallı insanlar. Sanki hayatlarında her şey güllük gülistanlıkken beleşçilik yapmak için Türkiye’ye geldiler havası yaratılıyor... Yahu yanı başımızda son 50 yılın en vahşi savaşı yaşanıyor, kimyasal silahlar atılıyor, siz kimi nereye göndermekle tehdit ediyorsunuz?

        Her toplulukta olduğu gibi Suriyelilerin arasında da maalesef suça bulaşanlar, etrafına rahatsızlık verenler var, oluyor, hükümet de buna yönelik uyarılarını yapıyor ama o uyarıları bile kendi faşist tutumlarına merhem gibi kullanmaya kalktılar. Dertleri onlar değil, açıkça savaştan bize sığınan insanların varlığından rahatsızlar. Onların etnik kimliğinden, dini aidiyetinden rahatsızlar, görüntülerinden, çağrıştırdıklarından rahatsızlar...

        Ben Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’yı dünkü vahşetten sonra gönderdiği mesajdan dolayı kutluyorum.“Suriyelileri hedef gösterenlerin zalim Esad rejiminden farkı yok” dedi bakan. Kesinlikle öyle!

        DOĞRU BİR ÇIKIŞ

        Geçenlerde YÖK Başkanı Yekta Saraç’ın başbakanlığa yazı yazarak telefon numaralarının incelenmesini istediğini duydum, işin detayını öğrenmek için Saraç’ı aradım.

        Kendi üzerine kayıtlı 20 yıldır kullandığı özel hattı, eşinin kullandığı hat ve kurumsal hattı dahil üç numara ve YÖK Yönetim Kurulu üyelerinin de üzerlerine kayıtlı numaraları başbakanlığa yazarak herhangi bir ByLock ya da örgütsel iletişim ağı olup olmadığı yönünde kontrol ettirmişler. Başbakanlık, MİT’e bu numaraları göndermiş ve hepsiyle ilgili “temiz” raporu martta gelmiş.

        Son günlerde giderek artan ve 15 Temmuz’u sulandırmak için CHP tarafından kullanılan “siyasi ayak” argümanına karşı milletvekilleri ve devletin önemli kurumlarının yöneticileri için böyle bir çıkış önayak olabilir...

        KILIÇDAROĞLU VE LAHEY

        Araya başka konular girdi, yazamadım ancak Kemal Kılıçdaroğlu ile geçen hafta yaptığımız programda CHP Genel Başkanı’na ilk sorum, “Uluslararası yargıçlar Tayyip Erdoğan’ı kulağından tuttuğu gibi Lahey’de yargılayacak” diyen fanatik bazı CHP’lilerin sözleri üzerineydi.

        Bu sözler açık açık -tıpkı FETÖ gibi- Türkiye’nin işgalini talep etmek anlamına geliyordu. Takıntılı Erdoğan düşmanlığı artık Türkiye karşıtlığına sürüklemişti bazı CHP milletvekillerini. Ben onları bu köşede daha önce eleştirmiştim.

        Kemal Bey bu konuda çok net tavır aldı ve bu sözlere karşı çıktı. Böyle çıkışları sert dille kınadı. Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Eğer hâlâ bazı CHP’liler bunu söylemeye, yani Türkiye’nin işgalini istemeye devam ederlerse de sözün bittiği yerdir.

        ÜÇOK VE KORUMALI LOJMAN

        Dün Ahmet Zeki Üçok hakkındaki koruma kararının kaldırılmasının çok yanlış olduğunu yazarak Ankara Valisi Ercan Topaca’ya seslenmiştim. Yazım üzerine Ankara’dan hemen aradılar, koruma kararının devam ettiğini söylediler.

        Mevzu şu: Üçok çok sayıda tehdit alan bir isim. Yalnızca kendi değil, kızı ve eşi de tehdit ediliyor. Geçen sene “özel koruma” ile korunmasına karar verilmiş, yani gece gündüz, konutunun önü vs. de dahil olmak üzere her yerde korunacak.

        Genelkurmay bu kategoridekiler için korumalı lojman tahsis ediyor, Üçok da bunun için başvurusunu yapmış ancak aradan epey süre geçmesine rağmen ayarlanmış bir lojman yok. Dolayısıyla burada çağrıyı Genelkurmay’a yapmak istiyorum. Böyle hassas bir dönemde süreçleri biraz daha hızlandırmak gerek...

        Diğer Yazılar