Sorun büyük, çözüm küçük
SİZE sunulan umursamadığınız bir problemi çözmekten kaçışın en akıllı yolu nedir biliyor musunuz? Önce o problemden rahatsız olanı büyük bir olgunlukla dinleyip, haklı bulur gibi yapıp, bir çözüm bulunmasının gereğinin altını çizmelisiniz. Daha sonra gelen görüşme taleplerini yanıtsız bırakıp, geçen zamanla ortadan yavaş yavaş kaybolabilirsiniz. Eğer fazla göz önündeyseniz problem çözmekten diğer kaçış yolu kaçtığınız problemi sanki önemsiyormuşçasına sık sık dile getirmekle olur. Hatta hiçbir işe yaramayacak çözümlerinizi mucizevi bir çıkış yolu olarak lanse etmekle çok da takdir kazanabilirsiniz. Örnek mi istiyorsunuz? İşte size gözünüzün önündeki iki büyük problem ve çözüm diye gösterilen kaçış yolları.
BEYİN GÖÇÜ
Gelişmekte olan ülkelerin en büyük sorunlarından biri. Araştırma, yeni bir şeyler geliştirme isteğindeki yaratıcı vatandaşların destek görmediği için gidip başka ülkelerde söz sahibi kişilere dönüşmesi, başkalarının kalkınmasına destekte bulunması "beyin göçü" olarak anılır. Sanatçısı, bilim insanı, mühendisi, modacısı, aşçısı yuvasından yurdundan çekip gitmeye başladı mı o ülkede bir şeyler yanlış uygulanıyordur. Hele terk edilen ülke, bir gün sahip çıkmadığı insanın profesyonel gücünü başka bir ülkenin gücü olarak satın alıyorsa işte oluşan o tablo, trajedinin ta kendisidir. TÜBİTAK yurtdışındaki akademisyenler için "Eve Dönüş" programı başlatmış. Bu ay başvurular alınmaya başlanmış bile. Seçilen 100 bilim insanına 20-24 aylığına ayda net 2600 Euro maaş, 7200 Euro da yıllık araştırma desteği verilecekmiş. Seçilebilmenin kriterleri arasında son üç yıldır 12 aydan fazla Türkiye'de bulunmamış olma şartı var. Bu haberi okuduğumda elimde olmadan güldüm. 20 yılı aşkın bir süredir yurtdışında yaşayan ve son 3 yıldır ülkesinde iş imkânı arayan, bulamayarak tekrar yurtdışına geri dönen bir akademisyen bilim insanı olarak söyleyecek pek fazla sözüm kalmadı. Psikolojik olarak o konuda sözlerin bittiği yerdeyim. Ama benimle aynı kaderi paylaşan binlerce "göç etmiş beyinlerin" ise söyleyeceği çok ama çok şeyi var. Onlardan bana gelen e-mail bombardımanını toparlayıp bir araya getirip özetlediğimde ortaya şu mesaj çıkıyor: "Bilim insanları da evlenir, çocuk sahibi olur, dostlar edinir, yaşadığı yere adapte olarak yani bir ağaç gibi kökler salarak yaşamını sürdürür. Döndüğümüzde paradan çok ailemizin adaptasyonu, eşlerimizin de iş bulması için desteğe ihtiyacımız var. Döndüğümüzde araştırmalarımızı yürüteceğimiz mantalitede bir ekibe ve akademik sisteme ihtiyacımız var. Bizler bir saksıdan bir tarlaya transfer edilebilecek otlar değiliz" diyorlar. Haksız da değiller. Öyle görünüyor ki bu plan sadece bekâr, doktorasını tamamlamış, pek de bulunduğu yerde kök salacak düzeye gelmemiş, devletin önceden seçip burslandırdığı kişilere özel. Her yurtdışında 3 yıl yaşamış, 3-5 yayında adı geçmiş kişi, ülkenin yatırım yapması gereken "beyin" midir o da sayın devlet büyüklerimizin takdirine kalmış. Bu girişim beyin göçüne çözüm müdür? Buyrun yorumu siz yapın.
Bilim insanlarımızın kendilerini kök salmış ağaçlara benzetmesi ilginç. Söz oraya gelmişken büyük problemlere ikinci örnek olarak da orman katliamlarını verebiliriz. Otel, nükleer santral, yol, villa yapımı ve daha birçok bahanelerle ülkemizin akciğeri ormanlar yerle bir ediliyor. TEMA Vakfı Üyesi Prof. Kenan Demirkol un daha bir hafta önce yaptığı son derece çarpıcı açıklamalarının ardından "Önlemler alınmazsa 40 yıl sonra Türkiye Sahra Çölü'ne dönüşecek" uyarısı ne kadar ses getirdi? Tüm ülkenin ormanları "yasal" ya da "yasal olmayan" yollarla yok edilirken karşılarına sadece "Yapmayın-Etmeyin" pankartlarıyla çıkan gözü yaşlı köylüler kaba kuvvetle geri püskürtülüyor. Her yıl 70-80 milyon ağaç kesimi ne demektir? Bu ülke her yıl 70-80 milyon fidan dikiyor mu? Evet tepesi kurumuş bir karış boyundaki tek bir fidanı bando ekibiyle diken 10 devlet görevlisinin resmidir size çözüm olarak lanse edilen. Bir de utanmadan "Avrupa'nın en ormanlık ülkesiyiz" demeci verenlerdir sizleri kandıran.
Evet böyledir işte büyük problemleri problem etmeden göstermelik çözümler üretmek. Demek ki size çözmeniz için getirilen problem aslında umrunuzda değilse 3 temel kuralı izleyerek karşı tarafın ağzına bir parmak bal çalabilirsiniz: Empati kurmuş gibi yapın, çok konuşun, hiçbir şey yapmadan yapmış gibi görünün. Ama unutmayın ki bunu yaparken bir gün kendinizi o umursamadığınız problemin içinde hapsolmuş olarak bulabilirsiniz.
Bir profesörün değeri nedir?
ULUSLARARASI Yüksek Eğitim Merkezi bilim adamlarından Philip Altbach ve ekibi, içerisinde Türkiye’nin de bulunduğu 28 ülkenin profesörlerinin maaşlarını ve yaşam kalitelerini inceleyerek yeni bir kitap yazdı. Bu ay basımı tamamlanan kitabın ismi “Paying the Professoriate”. Araştırmacılar, akademisyenler arasındaki beyin göçünün, genç asistanlar seviyesinde değil, tecrübeli doçentler ve profesörler seviyesinde olursa önem taşıdığını savunuyor. Yaptıkları araştırmada Türkiye, Brezilya ve Kolombiya’nın arkasından 20.sırada yer alıyor. Bu sonuçları inceleyen 22.sıradaki Meksika’nın açıklaması ise evlere şenlik: “Biz belki maaşı az veriyoruz ama ilk evliliklerinde evlilik desteği veriyoruz; her yılbaşındaysa 2 büyük şişe kola ve donmuş hindilerini eksik etmiyoruz” Listede profesörlerine en çok maaş veren ve kaliteli bir yaşam sunan ilk 4 ülke arasına Kanada, İtalya, Güney Afrika ve ABD giriyor.