Bilime değer verirsen barışın anlamını çözersin!
EVRENDE her döngü birbirinin bir çeşit kopyasıdır. Doğarsın, değişirsin, başka bir formata geçersin! Mikrobu da, insanı da, yıldızları da kısacası tüm evren varolmanın bu kuralını takip eder. Her grup içerisinde bir uyum ve denge vardır. Değişimler yaşanırken kaybolacak dengeler tüm sistemin yok olmasının sebebidir. Aynen vücudumuzda bizimle birlikte yaşayan mikroplar gibi...
Boğazımızda, cildimizde, bağırsaklarımızda "Olmazsa olmaz" dediğimiz, sağlıklı yaşamak için ihtiyacımız olan 200'ü aşkın çeşitte mikrop vardır. Vücudumuzun yüzeyinde ve içinde kendi aralarında uyum içerisinde yaşarlar. İçlerinde uyumu bozarak diğerlerine üstünlük sağlayacak şekilde değişim gösteren mikroplar artık "normal" olarak kabul edilemezler. Biz mikrobiyologlar "fırsatçı patojen" deriz onlara. Yani "vücudu zayıf bulduğu an bunu fırsat bilip diğerlerini yok ederek yayılan hastalık yapan" anlamında...
Bu fırsatçı mikropların sınırlarının dışına çıkarak başka organlara ve kana yayılmaları halinde, üzerinde yaşadığı insan hastalanır hatta ölümle dahi yüz yüze kalır. Bu aşamada hastayı kurtarmak için doktorlarca yapılan tek şey, sınırlarını aşan mikroplarla savaştır.
Aynen insanların kendi aralarında yaptıkları savaşlardaki gibi kötü mikropların yanı sıra maalesef bazen vücuda yararlı olanlar da yok olur ve mikropların taşıyıcısı olan beden, kullanılan ilacın yan etkilerinden geri dönüşümsüz hasarlar görür.
Bu verdiğim örneğin benzerlerini hangi yaşam sistemine bakarsanız bakın göreceksiniz. Basit bir akvaryum kurmak bile camekânı su doldurup içerisine balık atmakla olmaz. Yaşamdaki dengeler sistemini bilmiyorsanız balıkların yemini, suyunu, içindeki pahalı dekoratif taşları, bitkileri tonlarca para dökerek hazırlamaya kalkışsanız da birkaç gün sonra özenle seçtiğiniz balıkları suyun yüzeyinde sırt üstü yatıyor bulursunuz. Dünyada rahatsızlık duyduğumuz her konu, kendi ellerimizle rahatsız ettiğimiz dengelerin dengesizliğinden kaynaklanır. Yağmur yeterince yağmıyorsa veya ortalığı sel basıyorsa, arılar yok oluyor, yediğimiz ürünler şifa yerine hastalık saçıyorsa, hayvanların nesli tükeniyor, ekilen tohum yeşermiyorsa, gençler isyankâr, yaşlılar şikâyet doluysa olması gereken denge tarafımızdan bozulmuştur. Bu durumda bulutlar, arılar, toprak ve bireyler suçlu olarak gösteriliyorsa hâlâ gerçeklerin, değişmemesi gerekenleri değiştirdiğimizin farkına varmamışız demektir. Hâlâ dengeyi bozanın da, bozulan dengede yok olacak olanın da bizler olduğunu fark etmemişiz demektir. Ve ne yazık ki egomuz başımızda taç, abuk bir gurur sırtımızda pelerin "Evrenin tek sahibi ve haklısı benim" diyoruzdur. Hâlâ bilim nedir, biyoloji nedir bilmek bile istemiyoruzdur. Hâlâ "Dur" diye gelen evrensel sese ve emre kulak vermiyoruzdur.
Bebeklerinize kulak verin!
İKİ üç yaşındaki bir çocuğun çıkardığı sesler ve kendi dilinde bir şeyler söyleme çabası kadar sevimli başka ne olabilir ki? Maalesef çok az sayıda anne-baba bu sevimli seslerin ardında verilmek istenen mesajı anlamaya çalışır. Newcastle ve Cornell üniversitelerinden bilim insanlarının yaptığı araştırmayla, aslında bizlere anlamsız gelen bu seslerin ardında çok anlamlı, kendine has bir gramer olduğu ortaya çıktı. Çocuk psikoloji uzmanı Dr. Cristina Dye şunları söyledi: "23 ve 37 aylık on binlerce çocuk üzerinde araştırma yaptık. Yıllarca süren araştırmamız sırasında olaylar içerisinde bu bebeklerin çıkardıkları sesleri kaydettik. İlginçtir ki nefeslerindeki değişiklikleri, çıkardıkları sesleri ve kısacık 'anlamsız' kelimelerini bir araya getirdiğimizde resmen 'bebekçe' diyebileceğimiz çok ilginç bir gramer çıktı ortaya. Anlayacağınız bundan sonra o sevimli seslere ve yumuşak nefes değişikliklerine kulak kabartmamız gerekiyor. Sizinle ciddi bir dilde konuşmaya çalışan bir şahsiyet var karşınızda. Küçümsemeyin!"
Bu araştırmayı ilk okuduğumda tek bir şey hissettim: On binlerce bebeğin sevimli seslerini kaydetmek ve gramerlerini çözmeye çalışmak kadar güzel bir bilimsel proje içerisinde olmayı çok isterdim doğrusu. Zira aynı dili konuşup da, düzgün kelime ve gramer kullandıkları halde söylediklerinden anlam çıkaramadığım yetişkin insanlardan çok yoruldum. Sanırım şu günlerde benimle hemfikir olanların sayısı bir hayli kabarıktır.