05 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
25 Eylül 2016 Pazar, 00:53:21 Güncelleme:08:40:02

Mikrop

 

Türkiye’yi işgal edilebilir, burnuna halka takılabilir, uysal bir koyun gibi güdülebilir hale getirmek için yapılan darbe önce milletin, daha sonra da Emniyet ve TSK’daki dirençli bazı askerlerin kahramanlıkları sayesinde savuşturuldu. Bir ve beraber Türkiye’nin potansiyelini fotoğraflayan 7 Ağustos Yenikapı mitingi muazzam bir tarihi eşikti. Bela def edildi. Ama iz bıraktı, yaraladı. Hayır o gece verdiğimiz şehitlerin buruk anısından bahsetmiyorum. Darbeyi tasarlayanların verdiği ikincil hasarların yekûnunun azımsanamayacak büyüklüğünden bahsediyorum. Darbeyi hazırlayanlar, başaramasalar bile normalliğin askıya alınmasına neden oldular. Yarattıkları şiddetle kısa ve uzun vadeli bir fitne bahçesinin tohumlarını attılar ve yeşermeye bıraktılar.

Yara aldık ezcümle. Bazılarını sardık, sarıyoruz, ancak mikrop da kaptık. Bir kısmı cildin altına yerleşen ve zaman içinde ateş yapan, kaşınmaya başlayan, iyi bakılmaz ve hassas davranılmazsa ciddi sonuçlar yaratacak olan mikroplar.

Filmlerde görürsünüz, cephede savaşan askerin yarası iltihaplanmış, derken kangrene dönüşmüştür. Ya bacağı keserler ya da kangren yayılır, hasta ölür.

OHAL de böyle bir şey. Savaşın ortasındaki doktorun hayatı korumak için, “ülkeyi korumak için”, yarı baygın durumdaki hastayı bazı organlarından fedakârlığa zorladığı bir şey.

Hadiseyi cepheyle yapılan online bağlantı aracılığıyla takip eden dış gözlemciler, “Hayır bacağı kesmek zorunda değilsin” diyor. “Bak dikkat et, sonra o hasta bacağı olmadığı için çok fazla sorun yaşayacak ve belki senin de lisansın elinden alınacak.”

Millet olarak hasta yakını gibiyiz. Doktora güveniyoruz: “Kes hekim, kes; yeter ki yaşasın.” Ama bir taraftan da “Bacak nereden kesilmeli, operasyon nasıl yürümeli, hastanın istikbali...” konusundaki her fikir ve muamma ister istemez yakın gelecekte sahip olacağımız şüphe ve endişeleri şimdiden döllüyor.

Baba cezaevi müdürü yardımcısı, hâkim oğlu gözaltına alınıyor mesela. Ailelere varana kadar sızanlar, sadece TSK’yı değil, aileleri böldüler. Komşuları böldüler. Sosyal travma, sonuçlarını geleceğe yayarak yavaş yavaş ortaya çıkacak.

Şimdiki zamana dönelim. Muhafazakârlar, dindarlar, çoğu AK Parti’ye oy veren insanlarda diğer cemaatlere karşı da bir şüphe başladı. STK adı altındaki faaliyetlere artık eskisi kadar rahat ve bonkör bakamıyorlar. Yarın tutar, o da kurşun sıkar diye şüpheleniyorlar. Geçtiğimiz Kurban Bayramı’nda, İslami kimliğe sahip dernek ve vakıflara yapılan kurban bağışlarında ciddi oranda düşüş yaşandı mesela.

Muhalif kesim ise tam tersini düşünüyor. “Cemaat bahane, amaç tüm muhaliflerden intikam almak” gibi “analizleri” dolaşıma sokma çabasında olanlar, Yenikapı ruhunu soldurmak için gereken bütün mühimmatı tek tek masaya koyuyorlar. Argümanlarında hem “Başta iyiydiler, sonra hükümet ve cemaat arasında çıkar çatışması çıktı” girizgâhını kullanıyorlar, hem de siyasal iktidarı “Ne istediler de vermedik” cümlesi üzerinden itham ediyorlar. Hiçbirinin aklına “İstediklerini elde edebilen bir yapı neden hükümete savaş açtı? Demek ki sebep kuru menfaat değil” demek gelmiyor. Kendi içinde tutarsız olmaları belirli bir oranda başarılı olmalarını da engellemiyor. Her çelişkinin bir alıcısı var.

Ekonomi de zaman ayarlı geniş spektrumlu savaş aygıtlarından biri.

Darbeye rağmen kalkınma hamlelerine ara vermeyen, icraatına devam eden, şehitlerin kanı bile kurumadan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü açan, çok yakında Avrasya tünelini açacak olan, Güneydoğu için yeni ekonomik paket hazırlayan bir ülke olmamıza rağmen bir iki gün önce kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in not düşürme hamlesine maruz kaldık. Moody’s sadece iki gün önce “Türkiye ekonomisi 15 Temmuz’un şokundan çıktı” diye açıklama yapmasına rağmen, not indirimine gitti. İlk saldırı ise darbeden sadece beş gün sonra, 20 Temmuz’da Standard&Poor’s’tan gelmişti. Onu 23 Temmuz’da Fitch Ratings takip etmiş , 23 Temmuz’da Türkiye’nin uzun vadeli yerel para cinsinden IDR notunu BBB’den BBB-’ye düşürmüştü. Bu not düşürmelerin rasyonel ve objektif olmaması, “siyasi” gerekçelerle yapılması, etkilemeyeceği anlamına gelmiyor. Zira bazı fonların tüzüklerinde iki derecelendirme kuruluşundan “yatırım yapılabilir”in altında not alan bir ülkeden sermayeyi çıkarmak gibi kurallar var.

Direnmek ve olanı biteni anlamak için akılda tutmamız gereken tek şey şu: Daha bitmedi. Denemeye devam edecekler.

O halde direnmeye devam...

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
  • Misafir 26 Eylül 2016 Pazartesi 11:35
    Katılıyorum çok güzel bir yazı olmuş
Kalan karakter : 300
HAVA DURUMU
Pazar 18 MPH
Kısmen Güneşli