Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KILIÇDAROĞLU’nun adalet talebi üzerinden çıktığı uzun yürüyüş ve Maltepe’de yapılan miting ne söyledi, neyin sağlamasını yaptı?

        Kemal Kılıçdaroğlu 16 Nisan’da yapılan referandumun akşamında YSK’nın mühürsüz pusulalarını geçerli sayma kararının ardından ağır bir eleştiriye tabi tutulmuştu. Bir kesime göre Kemal Kılıçdaroğlu elverişli zamanlarda bile pasif davranıyordu. “Kınamakla” yetiniyordu, “AKP’nin ekmeğine yağ sürüyordu”. Bu eleştiri yağmuru nedeniyle parti içindeki diğer “olasılıklar” hemen boy gösterir oldu. Söylentiler havada uçuştu. Patlayan güneşin altında gerçekleştirilen 450 km’lik yürüyüş, Kılıçdaroğlu’nun parti içindeki konumunu çok ciddi şekilde perçinlediği gibi, “Hayır” blokunda yer alan büyük bir yüzde için Kılıçdaroğlu’nu umut haline getirdi. CHP’nin lider arayışının bittiği kesin.

        *

        Hükümet yürüyüşü kriminalize eden ağır ithamlarda bulunmuş olsa da güvenlik konusunda gereken desteği verdi. “Teröristler yürüyor” söylemi güzergâh boyunca konumlanmış kitleleri sözlü sataşmalar gerçekleştirmeye motive etmiş olabilir, hakeza yola tezek dökme gibi tatsız olaylar yaşanmış olabilir ama görmek lazım: İktidar partisi siyasal kimliğiyle “tepki” gösterirken, yönetici kimliğiyle “sorumluluk” aldı ve hiç arzu etmediği bir hakkın güvenli bir biçimde kullanılmasına imkân tanıdı, en azından güvenliğini temin etti.

        *

        Provokasyon olmadı, 2. Gezi çıkmadı, iç savaş çıkmadı, 2. darbe gelmedi, kıyamet kopmadı. Ortada “Bu yürüyüşü durdurun!” diye feveran edenlerden başka provokatör yoktu. (Bu cümleyi, konvoyun yoluna tezek atılmasını eleştirdiğim ve “Buradan Gezi benzeri ayaklanma ya da kaos çıkmaz” dediğim için şahsımın linç edilmesini örgütleyenlere ve boş bir torba gibi her örgütlemenin rüzgârıyla savrulanlara ithaf ediyorum.)

        *

        “Provokasyon çıkacak, suikast olacak, durdurun” provokasyonu dışında miting olaysız dağılınca, “Tehdit yoksa tahfif ederiz” mantığıyla olsa gerek, Maltepe’ye sadece 175 bin kişinin gittiği “iddiası” yayınlandı. Valiliğin verdiği rakam, polisin verdiği 1 milyon 600 bin kişi rakamıyla o kadar büyük bir çelişki içindeydi ki, bu zavallı çaba mitinge gidenlerin özgüvenini tazelemekten başka bir işe yaramadı.

        *

        Özünde FETÖ ile mücadelenin genişlemesine, hak ihlallerine karşı yapılan yürüyüş ve mitingin sorunsuz, terörsüz, kaossuz tamamlanması önemli bir gerçeği ortaya koydu: FETÖ ile mücadelede epey anlamlı bir mesafe kat edilmiş. Zira hepimiz biliyoruz ki, bir derin devlet örgütlenmesi olan FETÖ devlet içinde hâlâ güçlü olsaydı, bu yürüyüş ve miting de tıpkı Gezi Parkı eylemlerinin kalkışmaya dönüşmesine neden olan unsurlara maruz kalır; polis ve zabıta türevleri eliyle provoke edilir, ülkeyi kaosa sürüklemek için aranan huzursuzluk buradan temin edilirdi. Ama olmadı.

        Çünkü devletin işlevselliğini mümkün kılan mekanizma bir bilgisayar, paralel devlet yapılanması da virüse benzetilecekse eğer; virüs büyük ölçüde temizlendi.

        Sorun, virüsün zeki bir yazılım eliyle değil “bilgisayarı balkondan aşağı atmak” şeklinde özetleyebileceğimiz bir metotla temizlenmiş olması.

        Böyle olunca “hak, hukuk, adalet” talep edilen, ihtiyaç duyulan bir manzume oluyor ve bir muhalefet partisinin bu açığı kullanmasına şaşırmamak gerekiyor.

        Ancak adalet isterken adil olmak gerekir.

        SİVİL DARBE İDDİASI ADALET TALEBİNİ SULANDIRIYOR

        Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun başını ağrıtacak bir sorun var: Hak, hukuk, adalet kadar güçlü mefhumları “sivil darbe” gibi sulandırıcı nitelemelerle gölgede bırakma sorunu.

        15 Temmuz’un “20 Temmuz darbesi” gibi tamamen muhayyel bir kurgu tarafından tahfif edilmesi.

        Yapılmış darbeyi ve ona karşı verilen mücadeleyi komplo teorileriyle değersizleştirip yerine hiçbir gerçek delile dayanmayan sanal bir darbe ikame etme çabasına millet hiçbir koşulda itibar etmez. Çünkü bu tutum, “adil değil”.

        Diğer Yazılar