Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SİNEMAMIZIN fakir ama onurlu, yoksul ama tok gözlü, saygılı ama dirençli, mazbut ama neşeli, avantajsız ama güçlü karakterlere hayat veren oyuncuları yavaş yavaş aramızdan ayrıldı. Epey yalnızlaştık. En son Münir Özkul da ahirete göçtü. Hababam Sınıfı serisi, Bizim Aile, Neşeli Günler gibi filmlerin unutulmaz babası, öğretmeni, işçisi Münir Özkul, çok uzun süredir hastalıklarla pençeleşiyordu, sonunda o da öldü.

        “Münir Bey öldü, ama neyse ki o sadece bir temsildi, onun temsil ettiği güzel insanlar; misal sınıfsal olarak zayıf ama ruhsal olarak güçlü, iddiasız görünen ama şartlar zorlaştığında nasıl bir idealist olduğunu kanıtlayan gerçek insanlar yaşamaya devam ediyor” diyerek teselli bulalım da, bu doğru mu?

        FAKİR AMA ONURLU

        Özkul’un ölüm haberini duyduğumda boğazımı tıkayan şeylerden biri de bu soru. Eskiden “fakir ama onurlu” diye bir şey sahiden vardı mesela, hem fakir hem onurlu kalabilmek mümkün ve değerliydi. Yaşar Usta gibi adamlar sınıfsal olarak daha alt kategorilerde olmakla beraber toplumsal olarak o kadar güçsüz değillerdi. Aile, komşuluk, mahalle bağları ve varoluşuna yükleyebildiği anlam bakımından karşısına çıktığı kodamandan çok daha müstahkem, sağlam idi Yaşar Usta. Hakeza mütevazı geliriyle kıyaslanamayacak kadar çok çalışan, fedakâr Mahmut Hoca’lar. Güçlüydüler.

        Çünkü kimliklerini helal kazanç, fedakâr ebeveyn ya da öğretmen olma, toplumda mümtaz, onurlu kişiler olarak tanınma gibi ölçülebilir olmayan ama manevi tatmin sağlayan artı değerlerle anlamlı hale getirebiliyorlardı.

        Çünkü dünün Yeşilçam’ında, kapitalizm halen emekliyordu. O yüzden dünün filmlerinde bir işçi kendisini tanrı zanneden adamı sadece konuşarak sindirebiliyordu. O yüzden dünün filmlerinde Mahmut Hoca eğitimin alınıp satılan bir meta olmasına karşı çıkarken; “Ben tüccar değilim eğitimciyim” derken kalp krizi geçirecek kadar samimiydi, bu samimiyeti sonuç doğurabiliyordu.

        Bugün, “gerçek hayat”ta pek böyle şeyler yok. Kapitalizm olgunluk evresinde, hiç acıması yok. Artık “fakirlik”, “mağduriyet”, “zulüm görmek” bile siyaset tarafından temellük edilen, alınan, satılan, müşteri bulan bir meta. Sadece kendilerine yaslanan tarafın iktidar talebini meşrulaştırmak için bahse değer oluyorlar. Onurla beraber dolaşmalarına izin verilmiyor.

        Eğitimin genleriyle oynayan sermayeye şiddetle karşı çıkan Mahmut Hoca’ların yetişeceği bir habitat kalmadı; helal kazancından ve toplumdaki şerefinden/ itibarından güç alan Yaşar Usta’lar kredi kartlarıyla ödeyemeyecekleri borçların altında sokulup paralize edildi, utandırıldı. Şeref, onur ve izzet toplumdan koparılıp siyasetin ve sermayenin “show business” gereçleri haline getirildi; ustanın, işçinin, öğretmenin çocuklarına “Babanın eski kafasını bırak” denildi, “Ne yap ne et yırtmaya bak”...

        Şimdi, Bağcılar’da bir markette saçları hidrojen peroksitle sarartılmış, her yerine hardcore dövmeler yaptırmış, burnu piercing’li tezgâhtar kızlar görünce şaşırıyorsunuz. Bu “Emo’cular neyin nesi” diyor şaşırıyorsunuz. Biri yeni öğretmen olmuş iki genç kızın Justin Bieber için sosyal medyada kavga etmesini görüp şaşırıyorsunuz. Bonzai alıp gündüz vakti sokaklarda sızanlara şaşırıyorsunuz. Angelina Jolie dudağı için merdivenaltı işletmelerde operasyon yaptırıp hastanelik olanlara şaşırıyorsunuz. Zengin kızların “daha zengin” ya da “daha ünlü” bir adamla çıkacağım diye kendilerini maymun etmesine şaşırıyorsunuz. Damı akan evlerin önlerine park edilmiş ve ne pahasına alındığı tamamen meçhul olan gösterişi arabalara bakıp şaşırıyorsunuz.

        OLMAYAN ŞEY ÖZLENİR

        Şaşırmayın. Bunların hepsi Mahmut Hoca’ları çarklarına dahil eden, Yaşar Usta’ları evlatlarının önünde küçük düşüren sistemin ufak tefek cinayetleri. Daha büyükleri de var. Çünkü onuru, fakirlere çok gördüler.

        Dün burun büktüğümüz film klişelerini, Yaşar Usta’ları, Mahmut Hoca’ları, Gönlübol Arif’leri; Münir Özkul’ları, Sadri Alışık’ları, hatta zengin ama acımasız olmamış babacan patronları, Hulusi Kentmen’leri özler hale gelmemizin nedeni basit. Olmayan şey özlenir. Ya da azalan; hikâyesi anlatılmadığı için moral ya da ilham kaynağı olmaktan çıkmış şeyler...

        Mekânın cennet olsun Münir Özkul. Özlenmeye değer durumlara ve insanlara dair güzel bir hatıra bıraktın sen.

        Diğer Yazılar