Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada "Erdoğan ile Esad arasında fark yoktur, ton farkı vardır" dedi. Anamuhalefet partisinin lideri, yüz bin kişinin ölümüne neden olmuş bir iç savaşın "mimarı"nı böyle kıyaslamalar üzerinden "aklamak" gibi cıvık yollara başvurmayı içine sindirebildi. Ama Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grubu Başkanı Hannes Swoboda'nın içi kalkmış olsa gerek, bu "sulandırma"yı tolere etmedi. Önce Kılıçdaroğlu'nun konuştuğu salonu terk etti, sonra da Kılıçdaroğlu ile yapacağı görüşmeyi iptal etti.

        Türkiye'nin Suriye meselesinde "Bana ne?" demesi gerektiğini düşünen CHP'nin gerekçeleri epey oylumlu, katmanlı. Ama sıra söyleme geldiğinde gerekçelerini kadınlara özgü bir haletiruhiyenin salıyla örtüp ucuna da "Sınır namustur" fiyongu atarak masumlaştırmayı başarıyor: "Ne idüğü belirsiz bazı insanlar, ellerini kollarını sallayarak şehirlerde geziyorlar, dirlik düzen kalmadı, sınırlarımız delik deşik."

        Sınırların makul güvenlik kaygısıyla daha iyi korunması ve denetlenmesi gerekir elbette, ama sınıra "namus" demek nasıl bir bekâret sendromudur, anlamak mümkün değil. Kan revan içinde kapılarınıza dayanmış insanları "Öleceklerse dışarıda ölsünler, evimize girmesinler" diyerek kapı dışında tutmanın nesi namustur?

        Türkiye'nin Suriyeli mültecilerle ilgili politikasının yanlış tarafı yok mu? Elbette var. Bakın Mazlum-Der bir rapor hazırladı. 60 bin nüfuslu Reyhanlı'ya 100 bin mülteci gelmiş ama devlet hizmet veren kurumların personel sayısını artırmamış! Hastanelerde boş yatak kalmamış, Reyhanlı ahalisi tedavi olan mülteciler nedeniyle geri çevrilmiş! Reyhanlılı, mültecilere oranla ikinci sınıf vatandaş durumuna düşmüş.

        Bunları eleştirelim, eleştirin, çakın, vurun.

        Ama meseleniz başka.

        Bütün ithamlarınızın temelinde halkının üzerine topla tankla giden, iki muhalifi öldürmek için koca bir mahalleyi ortadan kaldırabilen bir diktatörün yanında saf tutmamış olmayı bu tercihinden ötürü cezalandırma gayreti var.

        TÜRKİYE, ESAD'IN YANINDA YER ALSAYDI?

        CHP ve MHP'de hâlâ bir parça iyi niyetli birileri kaldıysa şunu anlamaları gerekiyor: Coğrafyanın ve tarihin mevcut kırılma anına "Suriye'den bize ne? Biz sınırlarımızı tutalım, namusumuzu koruyalım, kendi evimizde/yurdumuzda mutlu mutlu yaşayalım" mantığıyla mukavemet etmek imkân dahilinde değil artık.

        Bakın Suriye'deki mesele, 15 Mart 2011 'de, Suriye'nin Deraa kentinde, bir grup çocuğun duvara yazdığı rejim aleyhtarı yazılara gösterilen acımasız tepki üzerine ortaya çıktı. Çocuklar tutuklandı, tırnakları söküldü, Esad rejimi tarafından işkence edilerek öldürüldü. Aileleri hesap sormak için valiliğe gittiklerinde "Yeni çocuk yapın, yapamıyorsanız, karılarınızı getirin biz sizin yerinize yaparız" cevabını aldılar. Rejimin adamları bilahare dediklerini de yaptılar. Muhalif göstericilerle beraber hareket ettiği düşünülen ailelerin kadınlarına, yüzlerce kadına tecavüz edildi. "Sınır namustur" diyenler ve Türkiye'nin Esad yanında yer alması gerektiğini düşünenler, hangi ihtimalde "namuslu" sayılabileceklerini bir de yukarıdaki olay üzerinden düşünsünler.

        Haa bir de şu var tabii... Türkiye "Esad ile dostluğumuzu bozarmayız" diye düşünüp bu yönde hareket etseydi, Suriye-İran-Rusya ile beraber hareket etseydi, asıl o zaman görürdük tecavüzü.

        Nitekim o ihtimalde CHP-MHP ve Saadet Partisi'nin bu kez de "Siz nasıl Müslüman'sınız, orada kardeşleriniz öldürülüyor ama siz burada diktatörlere omuz veriyorsunuz" diyerek siyaset yapacağına bir an bile kuşkum yok. Ama işe yaramazdı.

        Çünkü bugün "Ben Ortadoğu'ya artık müdahale etmeyeceğim" noktasına gelmiş ABD ve pek tabii NATO kuvvetleri, o gün hiç düşünmeden askeri müdahale karan verir, tek cephe haline gelmiş olan Türkiye-İran-Suriye-Rusya dörtlüsünün üzerine yürür, muhtemel 3. Dünya Savaşı çoktan başlamış olur, Rusya bizi satıp ABD ile anlaşır ve biz de tarihe "Acem oyunu" diye bir kayıt düşmüş Pers siyaseti tarafından yutulmuş olur, İran'ın çıkarları için savaşıyor olurduk. "Her şeye rağmen böylesi daha iyi olurdu" diyorsanız buyurun konuşun, ama sakın ha "Bu iktidar bizi Ortadoğu'nun parçası yaptı" diye sızlanmayın. Hep oradaydık çünkü ve her ihtimalde orada olacaktık, hatta belki daha kötü şartlarda.

        Diğer Yazılar