Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AKİL İnsanlar Heyeti Akdeniz Grubu olarak İsparta'dan sonraki durağımız Antalya idi. Her zaman olduğu gibi şehirdeki sivil toplum kuruluşları, yerel basın ve gazete sahipleri, yerel kanaat önderleri, gençlik ve kadın örgütlerinden temsilcilerle toplantılar yaptık, Antalya'ya özgü olarak şehrin turizmcileriyle de görüştük. Barış fikrini destekleyenler ve katkı sunmak isteyenler çoğunlukta olduğu gibi, hassasiyetler de yine belli başlı konular üzerinde düğümleniyordu: "Bölünmeyi tetikleyecek yasal düzenlemeler istemiyoruz", "Çatışmayı çözelim derken ülkenin çözülmesine neden olacak adımlar atılmasını istemiyoruz", "Abdullah Öcalan'ın meşru bir adammış gibi gösterilmesini istemiyoruz", "Barış dediğimiz bu kâsenin içinde tam olarak neler olduğunu bilmek istiyoruz".

        Yaptığımız toplantılar bireylerin, STK'ların ve çeşitli örgütlerin başlarında bulunan kişilerin birbirlerini dinlemesine olanak tanıyor. Buna öneriler, talepler kadar öyküler de dahil. Antalya'da tanıştığım iki babanın hikâyesi hem çarpıcıydı, hem de çözüm sürecini yürüten irade tarafından dikkate alınmayı gerektiriyordu.

        Babalardan biri Şemsettin Akkuş. Kızı hemşire Canan Akkuş, 1999'da askeri helikopterin Siirt Pervari'de düşmesi sonucu hayatını kaybetmiş, ama aileye şehit maaşı bağlanmamış. İçişleri Canan Akkuş'u şehit kabul ediyor, Danıştay da aynı sonuca varmış. Ancak SGK aynı durumda olan pek çok kimsenin şehitliğini kabul etmesine rağmen Canan Akkuş'u şehit kabul etmemiş. "Canan'ın görev yeri belli olduğunda gitmesini istememiştik" diyor baba Şemsettin Akkuş: "Ama o, 'Ben gitmezsem o gitmezse, Mehmetçiğe kim yardım edecek? Bana engel olursan seni asla affetmem baba' diyerek bizi dinlemedi ve gitti, bir ay sonra da ölüm haberi geldi".

        Baba Şemsettin Akkuş'un daha sonra söyledikleri ise şöyle: "Şeker ve tansiyon hastasıyım ve 15 yıldır mahkemelerde sürünüyorum. Kızımla aynı helikopterde olan ve aynı durumda olan herkesin ailesi bu yasal hakkına kavuştu. Bir tek biz kavuşamıyoruz. Bunun nedeni, bizim Doğu kökenli olmamız mı?"

        Diğer baba ise Oktay Can.

        Oğlu Murat Oktay Can'ın başına gelenleri dinlerken daha önce gazetelerde okumuş olmama rağmen kanım dondu.

        5 Ekim 2009'da Tunceli Hozat Sarıtaş Karakolu'nda vuruluyor Murat Oktay Can. Ailesine kendi silahıyla intihar ettiği söylenmiş. Ama baba Oktay Can, meseleyi yargıya götürmüş ve olay aydınlandıkça ortaya çıkmış ki, Murat'ın silahındaki mermilerde eksik yok, ateşleme olmamış. Ayrıca ikinci bir mermi izinin estetik ameliyatla kapatıldığını ortaya çıkarmış Murat'ın babası. Elazığ 8. Kolordu Askeri Savcılığı olayı hızla kapatmaya çalışmış.

        Antalyalı bir avukat davayı üstlenmek için peşinen 25 bin TL istemiş. Neyse ki Oktay Can'ın davasına İHD sahip çıkmış, dava AİHM'ye gitmiş. Murat Oktay Can'ın babası hâlâ oğlunun şehitliğinin kabul edilmesini bekliyor. Bütün bunların üzerine 2013'te bir görev kağıdıyla oğlunun sefere çağrılmasını ise sözün bittiği yer olarak tanımlıyor. "984 şüpheli asker ölümü var. 3500 tane de zamanaşımına uğramış şüpheli ölüm var. Yeni Murat'lar olmamalı artık" diyor çileli baba: "Oğlumun şehit kabul edilmesini istiyorum, Meclis'te komisyon kurulmasını, kışlalardaki asker ölümleri vakalarının askeri mahkemeler tarafından değil sivil mahkemeler tarafından incelenmesini ve oğlumu vuranların cezalandırılmasını istiyorum."

        Baba Oktay Can ile bunları konuşmamızdan kısa bir süre sonra bir avukat hanım salonda arbede çıkarıyor. "Özgürlükler olmadan barış gelmez, hukuk devleti var" diye bağırarak salonu provoke etmeye çalışıyor. Baba Oktay Can, "İşte size bahsettiğim avukat hanım bu" diyor: "Hukuk devleti diyor, solcu da geçiniyor ama dört yıl önce bizim davamıza hiç yardımcı olmamıştı."

        Sözün özü: Şehit ailelerinin mağduriyetlerinin giderilmesi, şehit olduğu halde şehit sayılmayan ailelerin talepleriyle ilgilenilmesi, çözüm sürecinin başarıya ulaşması yolunda önemli bir basamak teşkil ediyor. Yetkililerin bu hikâyelere daha çok dikkat etmesini umut ediyorum.

        Diğer Yazılar