Tımarhane
Yaşadığımız ülke. Tımar işleminin yapıldığı yer. Montesquie'nun Acem Mektupları'nda; "dışarıdakiler kendilerini akıllı sansın diye içeri tıkılmış zavallılarla dolu" seklinde anlatılır. Bilinçaltımıza hitap eder. Asıl anlamın çözüldüğü mekan. Ruhların tımar edilmeye çalışıldığı yer.
Dünyanın kendisi de olabilir. ‘'Gezegenimiz acaba evrenin tımarhanesi mi' diye düşünmeden edemiyorum" dediğiniz olmuştur. Cennet ile cehennem'in kesiştiği yerdir. Dışarıdakilere göre; oradakiler, bir avuç "beladan" başka bir şey değildir. "Hastalıklı" zihinlerin, "temiz düşünenleri" zehirlemesine asla izin verilmez orada. Zihni vebalı insanlar burada toplanır. ‘'Korku, hayranlık ve tiksintinin tekbir yüzde birleştiği yer'' olarak da anılır tımarhaneler...
Ülke acık hava tımarhanesi gibi. Anıtın çevresi polis kaplı arkası TOMA, polis yığılı. Adam kırmızı baretle oturmuş piyano çalıyor. Vali telefon numarası verip, çaya çağırıyor. Şizofrenik akıl tutulmalı günler yaşıyoruz. Millet sokakta deniz gözlüğüyle dolaşıyor. İşe baretle gidiyor. Tam leş çapulcu sidikli bir toplum olduk.
‘'Atılmadık gaz, atımadık çamur, sıkılmadık su, sıkılmadık yalan kalmadı. Atamız, anamız, geçmişimiz gül yüzlü, gülen gözlü abla, teyze, ninelerimiz evlerinde
Nefes alamıyor. Yeter, bırakın onlar nefes alsın.'' Diyerek isyan etmiş nette Ankaralı dostum.
Algı ne ise gerçek odur. Önemli olan olaylar değildir. Olayları nasıl algıladığımızdır. Algıyı etkileyen faktörler olur. Uyarıcının konumu, rengi, sesi, ortam koşulları, ışık, sıcaklık, hareket gibi. Aldığın kadarıdır. Ama kesinlikle
anladığın kadarı değildir algı. Bir karar besleyicisidir. Bazılarımıza doğuştan kapalı olarak gelendir. Bir nisan şakası gibidir. Özetle; hayatın ‘'g noktasıdır''. Huzurlu, mutlu, sağlıklı bir toplum ile ilgilidir.
Tımarhane başhekiminin gördüğü, ''İnşaat meselesi''. Bir avuç belanın gördüğü ise ‘'İnşa edilmek istenen meselesi''. Yani konu bina meselesi değil. Adalet, eşitlik ve özgürlük inşa etme meselesi. Sorunda asıl olan, ‘'Algı' meselesi.