SON DAKİKA
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.

Teşvikler üzerine bir değerlendirme

05 Eylül 2016 Pazartesi, 03:25:08 Güncelleme:08:50:50
Ömer Dinçer

Ömer Dinçer

[javascript protected email address]

 

SAYIN Başbakan, dün Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde 24 ili kapsayan teşvik paketi açıkladı. Buna göre, bu illerde yatırım yapacak işadamlarına finans desteği, faizsiz kredi, vergi ve prim muafiyetleri, özellikle gençlerin ve kadınların istihdamı gibi önemli teşvikler getiriliyor. Ayrıca bu bölgenin yeniden imarı konusunda ciddi destekler veriliyor.

Bu teşviklerin bölgenin moral ve motivasyonunu artıracağından hiç şüphe yok. Uzun zamandan beri, PKK terörü nedeniyle çatışma içinde kalan bölge sakinleri için yeni bir umut ışığı olacak. Yorulan halk gibi, yıpranan kentler için de imar desteklerinin devam ettirilmesi ve cazibe merkezlerinin oluşturulması kayda değer çabalardır.

Bu vesile ile ülkemizde gerçekleştirilen teşvik uygulamaları hakkında birkaç hususun altını çizmek istiyorum.

Birincisi, yeni bir ekonomik hamle için özel bölgeler yanında tüm ülkenin ekonomik kalkınma modeli ve tercihleri de gözden geçirilme ihtiyacındadır.

AK Parti hükümetleri birçok teşvik paketi uygulaması gerçekleştirdi: İlk ve kapsamlı bir ekonomik teşvik çalışması 2006 yılında yapıldı, 2009 yılında hem bölgesel hem sektörel destek verilerek yeni bir yaklaşım uygulandı. Türkiye 4 teşvik bölgesine ayrıldı; sektörler her bir bölgenin ihtiyacına ve gelişmişlik seviyesine göre seçildi; arsa temini, kademeli vergi ve prim indirimi ve çeşitli finansal destekler sağlandı. Hatta, tekstil gibi bazı imalat sektörlerinin farklı bölgelere taşınması için ayrıca prim vaat edildi. Ancak kapsamlı bir teşvike rağmen Doğu bölgelerine yeterli yatırım yapılmadı, ağır kıdem tazminat yükü nedeniyle taşınan firma da olmadı. Bunun yanında küresel kriz döneminde çıkarılan istihdam teşvik paketi başarıyla uygulandı.

İkincisi, şimdiye kadar uygulanan teşviklerin başarısı hakkında kapsamlı bir ölçüm yapılmadı. Teşvik uygulamalarının amacı ile varılan sonuçlar kıyaslanmadan, aradaki farkın nedenleri bilinmeden, birbirini tekrar eden kararların beklenen sonucu vermeyeceği açıktır. Gerçi yapılan açıklamalardan yeni paketin daha bütüncül bir perspektifle ele alındığı anlaşılıyor ama yine de eski kararların ölçme ve değerlendirmesi şart.

Üçüncü ve belki de en önemlisi, ülkemiz ekonomisinin geldiği nokta eski teşvik modelinin değiştirilmesini zorunlu kılıyor. Sektörlerin ve ekonomilerin bir hayat eğrisi vardır. Yeni doğan bir sektör veya ekonomi daha çok üretime odaklanır. Dolayısıyla, bu tür ekonomiye üretim desteği gerekir. Ancak büyüyen veya olgunlaşan sektörlerde önce pazar geliştirme, daha sonra ürün ve pazar çeşitlendirme gereği doğar. Bu sebeple, küresel rekabet için, bölgesel ve sektörel tercihler yanında, hayat eğrisi safhaları da göz önüne alınmalıdır.

Mesela, Ar-Ge firması için kuruluş finansmanı, vergi ve prim desteği veya uygun projeler için pazara giriş desteği gerekirken, büyümekte olan makine sanayii için pazar bulma ve pazarın satın alma kabiliyetini geliştirme desteği önemlidir. Olgunlaşmış tekstil sektörü için ürün çeşitlendirme ve değer yaratma öne çıkar. Bunların hepsi sadece parayla da ilgili değildir. Finans yanında bilgi, eğitim ve stratejik yönlendirme gibi çabalar da gerekir.

Dördüncüsü, Doğu ve Güneydoğu illeri için istikrar ve güvenlik konusunda girişimciler ve halk ikna edilmelidir. Bölgede güvenlik sağlanmadan, finans desteği vererek yatırım yaptırmak mümkün görünmüyor. Devletin kendisinin yatırım yapması ise sürdürülebilir olamıyor. Bunun için en kısa yol, bölgedeki mevcut işadamı ve esnafın yatırımlarının ihmal edilmemesidir. Tıpkı kriz dönemlerinde olduğu gibi, mevcut yatırımların varlığını sürdürecek, etkinlik ve verimliliğini artıracak destekleri vermek, istikrar ve güvenliğin varlığını onlar üzerinden örneklendirmek çok daha düşük maliyetli olacaktır.

Son olarak, bu bölge için sadece teşvik alanlarını belirleyip kamuoyuna duyurmak yetmiyor. Bölge halkının bu konuda bilinçlendirilmesine ve ciddi olarak eğitimden geçirilmesine ihtiyaç var. Eğitim hareketi ayrıca bir iletişim ve halkla ilişkiler stratejisi olarak da düşünülebilir.

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN