Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        CUMHURIYET tarihinin en uzun süreli Gençlik ve Spor Genel Müdürü olarak görev yapan Mehmet Atalay’ın kalp krizi geçirmesi beni derinden etkiledi. Kısa sürede iyileşmesini diliyorum.

        Yıllar içinde yolumuzun birçok kez kesiştiği Atalay’ı spor kamuoyunun çok çabuk unuttuğunu görüyorum. Görevde olduğu sürede kendisini en çok eleştiren kişi olduğum halde görevden ayrıldıktan sonra da Atalay ile ilgili tek veda yazısını da ben yazmıştım. Her zaman olduğu gibi elime hassas bir teraziyi alarak değerlendirmeler yapmıştım. Bugün de yine aynısını yapacağım:

        “Yıl 2003. Mehmet Atalay, daha yeni Gençlik ve Spor Genel Müdürü olmuş ve Türk sporu için bir reform paketi hazırlamak için küçük bir komisyon kurmuştu. Komisyonda genel müdür yardımcıları, bürokratlar ve kurum dışından sadece ben katılmıştım. Çeşitli modeller üzerinde duruyorduk. Spor Bakanlığı, Müsteşarlık, TRT ve YÖK gibi örgütlenmiş bir spor teşkilatı derken bir gün toplantıya EPDK ve BDDK gibi popüler kurumlarından esinlenerek “Spor Yüksek Kurumu” modelini getirmiştim.

        Reformist kimliğine yürekten inandığım Atalay, daha sonra bu kurum modeli taslağını kamuoyuyla paylaşmış ve büyük destek de görmüştü. Gelişen bu süreçte model gerçekleşmese de içerisindeki birçok unsur hayat buldu. Mesela federasyonların özerklik süreci bunun en önemli ayağıydı.

        Evet, bir şeyler kımıldamaya başlamıştı Türk sporunda... Ama çatı örgütü tamamlanmadığından yani Spor Genel Müdürlüğü klasik, hantal örgütlenme biçiminden dönüştürülemediğinden 5-6 federasyon dışında özerklikten istenen verim elde edilemedi. Başarısız federasyon başkanlarını gördükçe de devlet ‘sporu yöneteyim mi yoksa yön mü vereyim?’ ikileminden bir türlü kurtulamadığını üzülerek görüyorum.” Bu satırları Atalay’ın Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nden, Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğü’ne geçtiği 2010’da yazmışım. Federasyonların özerkleşmesi, Spor Toto’nun yeniden yapılandırılması ve ‘İddaa’dan gelen gelirlerin artması, Şiddet Yasası gibi kurumsal hamlelere el attı. Ancak inanıyorum ki, o da benim gibi Spor Yüksek Kurumu’nu yaşama geçirip reformları taçlandırmayı çok isterdi. İşte o zaman gerçek devrim olurdu Türk sporu için... Yazılarımda eleştirmemin nedeni de bu yapılanma projeleri konusunda olmuştu. Sporun içinden gelenler ilk defa O’nun zamanında İl Müdürlükleri’ne atandılar. Tamer Taşpınar, Ahmet Ak, Metin Kaplan, Ökkeş Demir, Lale Öztürk, Mustafa Genç, Suat Çelenler bir çırpıda aklıma gelenler... Sporda yerinden yönetimin yolunu açtı. Kurumu dışa açmaya çalıştı. Akademisyenlerle, basınla, Genel Müdürlük arasındaki duvarı yıkmayı başardı. Michael Jordan’ın bir sözü var: Bazıları olmasını ister, bazıları olmasını bekler, bazıları ise oldurur. Ben Atalay’ı tereddütsüz “oldurur” kategorisine alırım. Hataları da olmadı mı? Elbette oldu... Ama bugün hasta yatağında Mehmet Atalay için terazimin sadece pozitif tarafını hatırlamak istedim. Geçmiş olsun!

        Diğer Yazılar