Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GEÇTİĞİMİZ günlerde önceki Spor Bakanı Faruk Nafız Özak ile Trabzonlu hemşerisi ünlü ressam Mustafa Ayaz'ın resimlerini sergilediği müzeye gittim.

        Yıllardır yanından geçtiğim bu enfes yapıya ilk kez girme fırsatım o güne nasipmiş.

        76 yaşına merdiven dayamış usta fırça Ayaz'ı dinlerken renkleri kullanmanın nasıl da önemli olduğunu öğreniyoruz. Yıllar önce renk seçimiyle ilgili "siyah boyalar getirin. Çok çok siyah boyalar. Her şeyin anlamsız olduğunu göstermek için kapkara siyah boya..." sözleri sanki başta Türk futbolunun olmak üzere Türk sporunun içinde bulunduğu durumu ortaya koyuyor.

        Önce Beşiktaş. 14 yıllık kongre üyesi olduğumun kulübüme siyah fırçalar vurulduğunu görüyorum. Tamam, çok kötü bir sezonun ardından Galatasaray karşısında kötü bir hakem yönetimi, ofsayttan bir gol... Ancak bu kadar galiz küfürler, bu kadar şedit öfke taraftar değil yanlışa tarafgir olmak değil de nedir? Ülkemizdeki taraftarlık, futbol, hakem ise İspanya'daki ne acaba?

        Ya kavganın ortasında, tonlarca benzinin içinde çakmak taşımak misali belinde silah olan polise ne demeli. Emre, Yobu'lu basın toplantısında açıklıyor, "Pis zenci" dememiş "dingil" demiş ! Rahmetli Hasan Doğan döneminde Futbol Federasyonu'nda oluşturulan Fair Play ve Sosyal Sorumluluk Kuruluna geçen 4 senede hala atama yapılamadı. Halbuki bu kurulun UEFA'daki başkanı da Şenes Erzik. Birinci amacı da sahalarda ırkçılıkla mücadele.

        80 yıldır bir spor politikası, spor planı olmadan Türk sporunun kalıcı başarılar elde etmesinin imkânsız olduğunu onlarca kez yazdık, söyledik. Ne yazık ki, lisanslı sporcu sayımız artmadığı gibi bunu arttıracak projeler de pek ortalarda görülmüyor.

        Geçen sene ülkemizde tenisin tenis yazarları tarafından makyajlandığını yazarken tepki alıyorduk ama en son Davis Cup'ta Marsel İlhan'lı milli takımımız Bosna Hersek'in ardından Moldova'ya yenilerek en alt kümeye düştü. Şimdi tenis yazarları 'tenise sistem gerek' diye yazarak kendi yaptıkları makyajı akıtmaya çalışıyorlar. Bunun gibi onlarca örneği sıralayabilirim ülke sporumuzda.

        Her şey ne kadar karanlık, anlamsız, ne kadar boş değil mi Mustafa Ayaz'ın söylediği gibi. Ama Ayaz umutsuzluğun simgesi siyahın üstüne fırçasından bir renk akıtmak ister: Kırmızı. Diyor ki, ama küçücük bir kırmızı, küçük bir ışık gerek. O da yaşadıkça umudum olacak." Her şeye karşın sporumuzdaki bu siyah tabloyu aydınlatacak küçücük kırmızı renkler de olduğunu düşünüyorum.

        Hangi probleminden bahsedeceğimi bilemediğim Beşiktaş'ımızın hiç olmazsa küçücük bir kırmızı ışığının yeni Başkan Fikret Orman ve arkadaşları olmasını diliyorum.

        Türk sporunun yeniden yapılanması için yazdığım yazılar sonrası TMOK Başkanı Uğur Erdener, TMOK Stratejik Planı'nı 8 Mayıs'ta kamuoyuyla paylaşacaklarını bana iletti. 1,5 yıl süren bu çalışmanın da Türk sporunun yapısal sorunlarına ışık olmasını isterim. Tenise gelince... "Eyvah oğlum tenisçi olacak" tenisle ilgili yazdığım ilk yazının başlığıydı. Korktuğum başıma geldi ve 8 yaşındaki oğlum tenisçi oldu ve soluğu Antalya'da çok büyük bir başarıyla düzenlenen 23 Nisan Uluslararası Tenis Turnuvasılnda aldık. Her biri birbirinin kopyası gibi oynayan Mısırlı tenisçilerin ağır bastığı turnuvada Ankara Tenis Kulübü'nün sporcusu oğlum Denizlle beraber, Elif, Tuna, Ali, Cem, Pamir, Berke, Mert, Efe, Selin, Kaan, Arda ve yüzlerce çocuk derslerini kaçırarak 6 gün süreyle yarıştılar.

        80 yıldır bir tenisçi çıkaramayan ve alt kümeye düşmüş tenisimize Türkiye'nin her yerinden gelecek çocuklarımızın ışık vermesini umuyorum, ayrıca bir Türk tenis sisteminin ve ekolünün kurulmasını da.

        Zifiri karanlıkta Mustafa Ayaz gibi yaşadıkça içimde diri tutmaya çalıştığım kırmızı umutlarım bunlar.

        Diğer Yazılar