ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
17 Ocak 2017 Salı, 09:16:03 Güncelleme:08 Şubat 2017 Çarşamba, 17:34:23

ABD’nin FETÖ takvimi en kritik 6 ay

 

Bir dışişleri yetkilisinden samimi bir uyarı aldım geçenlerde. FETÖ’yü sık sık yazdığım için tedirgin olup olmadığımı merak ediyordu. “Artık FETÖ tehdidi mi kaldı?” derken terör örgütünün ABD’de hâlâ güçlü olduğunu vurguladı.

FETÖ’yü deşifre edenleri örgütün yurtdışında yıpratma kampanyaları sürüyor. Bağlı bulunduğunuz kurumlar nezdinde itibarınızı zedelemeye uğraşıyorlar.

Bir de iletişim savaşları var.

Geçen gün Washington’un etkili yayın organlarından The Hill’de Monopoly oyunundan esinlenen bir Gülenopoly yayımlandı; terör örgütünün liderinin kurduğu düzeni (vize tezgâhı, para trafiği) deşifre ediyordu. Gülen’in avukatları devreye girdi, grafiği kaldırdı. 24 saat içinde grafik tekrar sitedeydi.

FETÖ’cüler sürekli adres değiştiriyor. Washington’da örgütle bağlantılı ofisler (mesela Rumi Forum) bir anda ortadan kayboldu. Duyduğum kadarıyla isimlerini de değiştirmeye başlamışlar; İbrahim bir anda Abraham olmuş. Emrullah Uslu iki aydır kayıp, belki haham olmuştur!

Hem ABD’de etkili olmaya çalışıyorlar, hem de korkuyorlar.

SONA YAKLAŞIYORUZ

Cuma günü Beyaz Saray’a yerleşecek yeni yönetime yakın ABD’li bir kaynak, bana Gülen için ABD macerasının sonuna gelindiğini vurguladı.

“Ama Türkiye kartları doğru oynarsa” diye ekleyerek...

Öncelikle Trump’a yakın çevrelerde, bizzat seçilmiş Başkan’a erişimi olanlarda bir Gülen rahatsızlığı had safhada. Tehlikeyi anlatmak zordu başlarda ama kimi bireysel çabalarla epey yol alındı. FETÖ’nün ABD için de bir tehdit olduğu algısı oluşmaya başlıyor.

Obama yönetimi ile Türkiye tarafı arasında suçluların iadesine yönelik bir fikir anlaşmazlığı vardı; iki madde farklı yorumlandığından iade gecikti. Türk tarafını temsil eden (ve dün Sabah’a konuşan) uluslararası hukukçu Robert Amsterdam yeni yönetimle bu yorum farkını aşmaya çalışıyor.

 

ÜÇ ÖNEMLİ ŞART

Beyaz Saray’daki yeni yönetimin Türkiye’den bu süreçte bekledikleri var:

1- Türk basınındaki anti-Amerikancı tondan son derece rahatsızlar. Yeni yönetim devreye girip Türkiye masaları kurulmaya başlayınca Türk basını günbegün özetler halinde ilgili kişilere gidecek. ABD’li diplomatları ya da Kongre üyelerini hedef gösteren makaleler Türkiye’nin işini kolaylaştırmayacak. Amerika’yı “büyük devlet” yapmak amacıyla seçilen bir Başkan’ın en yakın müttefikinden gelecek olumsuz mesajları hoş göreceğini tahmin etmek güç.

2- Yeni yönetim FETÖ’yü radikal İslam tehdidi olarak çerçeve içine almaya razı. Ama karşılığında Türkiye’nin IŞİD’e karşı aynı söylemi sahiplenmesini istiyorlar. Duyduğum kadarıyla Saray’a en yakın bir isim, halihazırda IŞİD’e karşı mücadele eden Türkiye’nin bundan böyle “radikal İslam tehdidi” söylemini kullanmasının mesele olmayacağını iletmiş.

3- ABD’nin FETÖ adına Dışişleri Bakanlığı’na yolladığı bir dizi soru var. Bu sorulara hâlâ yanıt alınabilmiş değil. Ya bu sorular devlet dairesinde alıştığımız atıllıkla dosya altında bekliyor ya da birileri özellikle bu yanıtları geciktiriyor. ABD’ye çok hızlı bir şekilde bilgi ve belge aktarımı şart.

Bütün bu takvim en az altı ayı bulacak. Türkiye tarafı sabırsızlanıyor ama bu bir süreç; çok da uzamayacak. Ama tam da rüzgâr dönmeye başlamışken basit hatalara gerek yok.

 

NETFLİX'TE NE İZLEYELİM: YANIT HİÇBİR ŞEY

BAZEN ekranın önüne bir film izleme niyetiyle otururken seçim yapana kadar saatler geçiyor, sonra uykum geliyor ve vazgeçiyorum.

Netflix’in sonsuz gibi görünen arşivinde gezinirken vakit sürekli sonra izleyeceğimiz film ve dizileri listeye eklemekle geçiyor. O liste gitgide kabarıyor, azalmadan sürekli üzerine yenileri eklenerek büyüyor.

Psikolog Barry Schwartz’ın moda ettiği tabirle tam bir “tercih paradoksu” bu. Fazla seçenek, aynı zamanda sıfır seçenek de olabilir.

Bu aralar ufaktan ufağa bir anti Netflix cephesi oluşmaya başlıyor.

Netflix ve benzeri servisler zapping kültürünü yok ediyor. Halbuki bir filmi ya da programı tam ortasında yakalayıp izlemenin de kendine özgü bir keyfi vardı. İzleyecek hiçbir şey bulamayınca tam ortasında yakaladığımız bir filmi belki tekrar izleyebiliyorduk. Şimdi film izlemek ciddi bir karar süreci gerektiriyor.

Netflix’e bir diğer itiraz ise sinema-TV eleştirmeni Matt Zoller Seitz’dan... Seitz, bildiğimiz anlamıyla sinefil kültürünü öldürdüğünü iddia ediyor. Netflix son yıllarda “House of Cards” ya da “Stranger Things” gibi orijinal yapımlara yöneliyor, bu arada eski film arşivi de eriyor.

İzleyicide Netflix’te “her şeyin” olduğu algısı var, ama aslında epey sınırlı. Alternatif servisler de boşluğu doldurmaya kalkıyor.

ABD’de yeni hizmet veren FilmStruck, bağımsız filmler ve Hollywood klasikleri için bir platform. Ama tabii ayrıca bir abonelik gerektiriyor. Amazon Prime, HBO, Netflix, Hulu derken bir de buna mı abone olacağız?

Pek çok insansa anlaşılabilir maddi nedenlerden dolayı sadece tek bir servise abone olmayı tercih ediyor. Ben kendi arkadaş çevremde bu sorunu bir şifre havuzu paylaşarak çözüyorum; her birimiz bir servise abone olup şifreleri kendi aramızda paylaşıyoruz. “Peki son günlerde ne izledin?” derseniz...

Netflix’te “The OA”i, TBS’de “Search Party”yi izlemek üzere listeye ekledim.

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000
HAVA DURUMU
Çarşamba15 MPH33°
Güneşli