Öne Çıkanlar
Son Dakika
02 Ekim 2017 Pazartesi, 06:17:49 Güncelleme:10:04:19

Neden magazin haberlerine inanmıyorum

 

DEMET Akalın o çizmeyi aldı mı almadı mı? Dün Fatih Altaylı’ya da söyledim; bana kalırsa almadı. Akalın’ın Instagram hesabında çizmeli tek bir kare var. Rodeo Drive’daki Saint Laurent mağazasında çekilmiş. Günahını almak istemiyorum, belki uygun zamanı bekliyordur. Ama kendisi de aldığını söylememiş. Kalp emojisi ve YSL yazmış resim altı olarak, o kadar.

Çizmenin 35 bin TL civarında olduğu, Akalın’ın çok önceden bu çizmeyi ayırttığı, nihayet çizmelerine kavuştuğu ise magazin basınında yer aldı. Adeta bir bültenden kopyalanmış gibi kelimesi kelimesine farklı gazetelerde aynı haber...

Demet Akalın kimi polemiklere yanıt olarak bir açıklama yaparken laf arasında “Dünya starlarıyla aynı çizmeyi giydim” diyor. “Aldım” demiyor yine. Instagram hesabında aynı çizmeyi giyen ünlülerle kendi fotoğrafını yan yana koymuş, aynı mağazadaki fotoğraf.

Çizmeye kafayı taktım, çünkü artık magazin sayfalarında ünlülerle ilgili hiçbir habere inanmıyorum.

GAZETECİNİN AYRICALIĞI

Bir siyasetçinin yalan dolu açıklamalarını ağzından çıktığı gibi sorgulamadan yazmakla, bir sanatçının basın bültenini bire bir yayımlamak arasında bir fark var mı? İkisi de çürümüş bir gazetecilik tarzı.

Magazincilerle yazdıkları konunun unsurları arasındaki ilişki o kadar yapışık bir halde ki kimin kimi kullandığını anlamak da zorlaşıyor. Haftalık köşesinde övdüğü mekânda 10 binlerce liraya DJ’lik yapan, hakkında yazdığı şarkıcıya şarkı sözü satan köşe yazarlarının olduğu düzende kim alan, kim satan?

Tıpkı spor basını gibi magazin basını da kendi içinde kapalı bir kutu olduğundan yaşananları dışarıdan ancak kimi sızıntılar ya da kendi içlerinde çatlak oluştuğunda anlıyoruz. Yıllar içinde üçüncü sınıf bir şarkıcının Kelebek’te yüzlerce kere haberinin yapıldığı gözümüzden kaçacaktı yoksa.

Bu çürümüşlüğü normalleştiren, meşru kılan da kendisini sektör lideri ilan edip gazetecilik adına neredeyse işlenmedik cinayet bırakmayan Hürriyet. Evet, gerçekten öncüler. Medya yöneticileri de magazinden anlamıyor ve kendilerini bu kapalı dünyanın gardiyanlarına teslim ediyor.

Oturup hepimiz, bütün gazeteler bir ortak çözüm bulmalıyız. Çünkü gidişat kötü.

ASIL HABER

Yüzeyde görünen Demet Akalın’ın çizmesinin fiyatı ya da Sibel Can’ın çıplak fotoğrafları olabilir; ben medyanın nasıl kullanıldığını görüyorum. Bir tayttan yola çıkarak futbol-devlet-mafya üçgeninin nasıl değiştiğini, bu kuşağın çocuklarının nasıl evrildiğini öğrenmek istiyorum. Gülben Ergen-Yeşim Salkım kavgasına da hiçbir zaman bir “kedi kavgası” olarak bakmadım, iktidar düşkünü iki kadın arasındaki bir taht yarışının ayrıntılarını merak ediyorum.

Siyasi yazarlar konuya dalmasa Murat Başoğlu olayı belki de basit bir “aldatma” haberi olarak geçiştirilecekti.

Tıpkı siyasette olduğu gibi magazinde de bir olayın neden olduğunu, gerçek haberi gazeteciler gizliyor. Siyasi haberler daha karmaşık bir denklem, ama magazinde gazetecilerin elini kolunu bağlayan, kendi kendilerini sistemin kuklası haline getiren kişisel tercihleri. Küçük kurnazlıklar, iç içe geçmiş ilişkiler, maddi hesapların toplamda verdiği zarar ise mesleğin inandırıcılığı. Sorun Demet Akalın’ın çizmeyi alıp almadığı değil, bu haberi okuduğumda neden içime kuşku düştüğü.

**************

TAVŞAN KARDEŞ

Amerikan basınında Playboy kurucusu Hugh Hefner’ın ardından o kadar çok övgü çıktı, bunun üzerine o kadar çok tepki yazısı yazıldı ki kafam allak bullak oldu.

Övgüler yine de ağır basıyor. Hefner’ın devrimci olduğundan tutun da insanlara hayal dünyası sattığına kadar... Oysa Playboy’un yaptığı kadını objeleştirmekten, ucuz bir satış unsuru olarak kullanmaktan öte değildi. Yanında dolaştırdığı tavşanların bir dekoratif unsur olarak kullanılması kadın eşitliğinin bir simgesi sayılamazdı herhalde.

BİR SORU BİR CEVAP

Türkiye’de de bir dönem yayımlanan Playboy neden tutmadı? Çünkü rakip olarak Playmen çıktı. Playboy göğsü ön plana çıkarıyordu, Playmen ise yerli pazarda kalçanın daha çok alıcısı olduğunu biliyordu ve buna göre oynadı.

**************

RESTORAN PROBLEMİ

YEMEiçme uzmanı Vedat Milor, geçenlerde İstanbul’da bir İtalyan lokantasını övgülere boğuyor.

Milor’un övdüğü tabaklardan biri ceviche, bir Peru yemeği.

Somon tartarın kökeni Asya üzerinden Fransız mutfağına dayanıyor...

Ne avokadonun ne de hamsinin İtalyan mutfağında yaygın olduğu söylenebilir...

Demek ki saf bir İtalyan lokantası değil, füzyona açık, başka mutfaklardan da esinlenen bir yer. Yemeklerin iyi olduğuna eminim.

LAHMACUN VE SUSHI

Tesadüfen gözüme çarpan bu mekân Türk lokantacılığında yaygın bir kusura işaret ediyor: Herkesi mutlu edebilme takıntısı. Hem lahmacun hem sushi satan bir lokanta dünyada sadece bizde görülen bir “füzyon” örneğin. Oysa her lokanta her yiyeceği sunmak zorunda değil.

Milor gibi kılı kırk yaran bir yemek uzmanından da beklediğim İtalyan lokantasını saf İtalyan “trattoria”sı olmaya yönlendirmesiydi.

 


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
  • Misafir 02 Ekim 2017 Pazartesi 17:53
    playboy kapağa miss california'yı koyarken, playmen seda sayan, sevtap parman'ı koydu da ondan
  • Misafir 02 Ekim 2017 Pazartesi 13:40
    Önce Erkekçe vardı. Playboy geldi. Yarıştılar. Poşet gündeme geldi. Playboy poşete girdi. Erkekçe girmedi. Girmeyince de göğüs gösteremediler. Mayolu ve sütyenli hanımların fotoğrafları kimseye cazip gelmedi. Kazanan Playboy oldu. Playmen yerli zevkleri iyi analiz etti. Gazino şarkıcılarını andıran etli hanımların Erol Atar imzalı çıplan fotoğrafları hepimizin ilgisini çekti. Ortaokuldaydım. Ama daha ilgi çekici olan, okuyucular yazmış gibi duran fantazi içerikli mektuplardı. Erotizmin sınırları o mektuplarda zorlandı. Argo kullanmadan seks sınırsız anlatılıyordu. Playmen kazandı. Sonra Hustler ve benzeri poşetli dergilerin istilası başladı. Tamamen pornografik fotoğraflar, argonun zirve yaptığı, kötü türkçeli yazılar. Pornografi kazandı. Şimdi o dergiler yok. Ama pornografinin galibiyeti sürüyor. Hugh Heffner da aslında dergisi ile değil pornografik yaşamıyla anılıyor, takdir ediliyor.
  • Misafir 02 Ekim 2017 Pazartesi 11:30
    analizleriniz hangi konuyu islerseniz isleyin, türkiye de hic görmedigim kadar genis kapsamli ve örneklerle özenerek islenmis buluyorum... enfes...konu ilgimi ceksin cekmesin mutlaka okuyorum... keske ekonomi de yazsaydiniz... varlik fonununu bastan sona örnekleriyle anlasilabilir sekilde anlatacak bir köse yazari bulamadim...dünya gazetesi yazarlari da dahil... sag olun, var olun...
Kalan karakter : 2000
Hava Durumu
Perşembe 7 MPH 23°
Güneşli