Sırbistan'dan Yunanistan'a Avrupa yangını
İKİNCİ Dünya Savaşı'ndan yeni çıkılmış... Milyonların dul ve yetim kaldığı yıllardan geçiliyor. Birçok kent yara bere içinde. İnsanların en büyük korkusu da yeni bir dünya savaşının çıkması. Tehlikeyi bertaraf etmek için sağlam radikal projelere ihtiyaç var.
Avrupa aradığı çözümü 9 Mayıs 1950'de, Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman'ın okuduğu deklarasyonla buldu. Schuman, Fransa ve Almanya'nın öncülüğünde büyük Avrupa projesinin temellerinin atıldığını müjdeliyordu. Hakikaten de öyle oldu. Yıllarca devam eden çabalar neticesi asrın en büyük barış ve demokrasi rüyası Avrupa Birliği'yle gerçeğe dönüştü. Sınırların kalktığı, ortak para ve siyasi iradenin tanındığı zengin ve yeni bir Avrupa doğdu. Schuman Deklarasyonu'nun okunduğu 9 Mayıs 1950 tarihi de bu nedenle 1985'ten beri "Avrupa Günü" olarak kutlanır.
Yalnız bu seneki Avrupa Günü, buruk bir ruh haliyle kutlandı. Sebebi de AB'nin tarihinin en zor sınavlarından birini veriyor olması. Ekonomik krizden bunalan birçok Avrupa ülkesinde aşırı sağ akımlar her gün biraz daha güçleniyor. Göçmen düşmanlığı, işsizlik ve ekonomik kriz aklı başında her Avrupalı yı tedirgin ediyor.
Nasıl etmesin?
Bayrağında gamalı haç bulunan faşist bir parti daha birkaç gün önce yüzde 7 oyla Yunan Parlamentosu'na girdi. Seçim afişinde "Yunanistan Yunanlılarındır" sloganı bulunan Altın Şafak Partisi'nin programı birbirinden parlak vaatlerle dolu. İktidar oldukları gün 1 milyon Müslüman göçmeni sokaklardan toplayıp kovacaklar. Mayın döşedikleri Türkiye sınırını keskin nişancılara emanet edecekler. Bankalar ve daha birçok özel kuruluşu da bir bir kamulaştıracaklar. Avrupa nın bütün değerlerini ayaklar altına alan bir partinin tam da Avrupa Günü nün kutlandığı hafta her 10 Yunanlıdan birinin oyunu almış olması başlı başına bir trajedi.
Trajedi Yunanistan'la sınırlı olsa yine iyi. Soli Özel, dün yazdı. Sırbistan'da yapılan seçim de Srebrenitsa katili Miloseviç'in eski sağ kolu Daciç'in yükselişiyle sonuçlandı. Seçimin ilk turunda 3'üncü olan Daciç'in başbakanlık koltuğu garanti. Ustası Miloseviç gibi o da "Büyük Sırbistan" hayaliyle yaşadığına dair işaretler veriyor. Yeni katliamlar için uygun zamanı kolluyor muhtemelen. Kosova nın bağımsızlığına da bu nedenle karşı çıkıyor.
Diğer Avrupa ülkelerinde de durum pek iç açıcı sayılmaz. Nitekim Altın Şafak'ın Führer'i Nikos abimiz seçim zaferini ilan ettiği gece boşuna "Yunanistan sadece bir başlangıç!" diye bağırmadı. Adam haklı, bu bir trend. İslam düşmanı, göçmen karşıtı faşist partiler gümbür gümbür geliyor.
Yangın bacayı sarmış ve öyle suyla, köpükle sönecek gibi de görünmüyor. Radikal çözümlere ihtiyaç var. Schuman benzeri, yeni bir deklarasyonla başlanmalı belki de. Yeni bir soykırım yaşanmadan "İslam ve göçmen düşmanlığıyla" mücadele AB'nin önündeki en büyük tehlike olarak ilan edilmeli. Türkiye'yle üyelik müzakereleri hızlandırılıp, AB'nin ruhunu daraltan bu sığlıktan vazgeçilmeli.
Bunlar işe yarar mı ondan da emin değilim açıkçası. Bildiğim tek şey AB'nin yoluna bu şekilde devam edemeyeceği, etmesi halinde de 2013'ün Avrupa Günü'nde "bugünleri" aramak için gerekli olan mumun dahi bulunamayacağı.
Suudi-Türk kokteyli
PEW Global Eğilim araştırmasından Suudi-Türk kokteyli çıktı. Nasıl mı? Anlatayım. Mısır'ın yüzde 61 'i dinin siyasetteki rolü konusunda S.Arabistan'ın örnek alınmasını istiyor. Yüzde 17'si de Türkiye'nin daha uygun bir model olduğunu düşünüyor. Bu sonuca bakıp "Mısır elden gidiyor" diyenler, fena halde yanılır. Zira Mısır'ın 3'te 2'si de sorunların demokrasiyle çözüleceğini inanıyor. Analizime göre ortaya çıkan sonuç şu: Mısır aslında ne Arabistan ne de Türkiye olmak istiyor. Mısır, bir Suudi-Türk kokteyli istiyor. Hazırı olmadığı için de kendisi yapacak.