HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
[javascript protected email address]
07 Şubat 2012 Salı, 10:49:23
NE farklıydı bizim çocukluğumuzda her şey... Zaman zaman bizim kuşağın annelik hallerine baktıkça, kendi çocukluğumu ve gözlemlerimi de düşündükçe, bizim annelerimizin bizlerden çok daha şanslı olduğuna inanıyorum.
Birçok nedenim var bunu düşünmek için.
Eskiden hastalıklar da, çözümler ve tedaviler de kabul edilmiş, genellenmiş, herkesin bildiği şekildeydi. Bu kadar çok sorgulama ve araştırma, değişiklik, anlık bir sağlıkla ilgili "son dakika" haberi yoktu.
Ispanak demir yapardı, kuru üzüm ve erik kan yapardı, portakal gribi iyileştirir, patates ateşi düşürürdü. Üşüten ve nefes alamayan çocuğun kafasına bir havlu geçirilir, içine sıcak su konmuş bir leğen içine atılan adını "buğuseptil" diye hatırladığım şimdi var mı yok mu bilmediğim bir şey ile buhar tedavisi yapılırdı. Yoğurt her zaman olduğu gibi sağlık demekti. Süt boy uzatırdı, kemikleri beslerdi. "Süt içti de böyle oldu" denirdi "Hido" gibi basketçilere bakınca. Peynir yenmezse olmazdı. Sıcacık ekmek üzerine sürülen yağın üzerini balla babam nasıl da güzel süsler, çizer, şekillendirir bize yedirirdi...
Bebekler doğduğunda en çok dikkat edilen şey "Kalbi delik mi?" diye bakmaktı. Bu sorunun yanıtında sorun yoksa derin bir "Ohhhh" çekilirdi.
EN RİSKLİ HASTALIKLAR
Komşumuzun kızı Filiz'i hatırlıyorum kalbi delik doğmuştu. Şimdi büyüyen kocaman bir kadın olan Filiz ameliyat olduğunda ilkokuldaydık hepimiz. Tüm komşular, bütün mahallemiz bir yas içindeydi. Herkes yorum yapmadan, konuşmadan sessizce haber bekliyordu. Annesine üzülüyorlardı en çok. O zamanlar, annelerin hasta olan çocuğa değil de annelerine üzülmelerini anlayamazdım. Birçok başka şey gibi bunu da şimdi anlıyorum. İnsan yaşadıkça empati yapabiliyor çünkü...
O günleri düşündükçe hatırlıyorum da, bir çocuğun başına gelebilecek en riskli hastalıklar sinüzit, bronşit gibi şeylerdi. Hatta sinüziti veya bronşiti olan çocuğa okulda özen gösterilirdi, diğer tüm çocuklar da bilirdi. Komşular arasında şu konuşmaları duyardım: "Çocuğu bronşit etti..." Yani çocuğu sinüzit veya bronşit olan anne eleştirilir, belki de iyi ilgilenmiyor diye küçümsenirdi.
ANNELERİMİZ DAHA SAKİNDİ
Şimdi o kadar çok değişti ki...
Çocuklukta gözlemlenen şeyler bizleri çok etkiliyor. Tüm bunlar beni de ilk anne olduğumda olumlu, olumsuz çok etkiledi. Her hamileliğimde doktorlara "kalp" soruyordum.
Çünkü ben de 2 kardeşimi az önce bahsettiğim gibi...
Ablamı, adı Elif'ti...
Ve bir kız kardeşimi, adı Yeşim'di...
Hiçbirini hatırlamasam da aile albümlerimizde fotoğrafları olan bebekler de olsa onlar benim kardeşimdi. Annemin neler yaşamış olabileceğini ben anne olduktan sonra anladım. Tabii ki...
■ Gelelim sinüzite...
Oğlum 3 yaşında falandı sinüzit ile tanıştığımızda. Günlerce ağlamıştım "Çocuğuma bakamadım mı ben nasıl anneyim" diye.
O kadar çok doktor gezip, "Bronşite çevirmez değil mi?" diye sorarak bunu kontrol ediyordum ki ikisinin çok birbiriyle alakadar şeyler olmadığını bana yüzlerce kez söyleseler de anlamamaya çalıştım.
■ Annelerimizi neden mi şanslı buluyorum?
Onlar sakin yaşıyorlardı olayları çünkü. Kendi içlerinde yaşıyorlardı. Ve çok güçlülerdi...
Biz ise okuduğu her şeye kafayı takan, internetin olumsuz özellikleri sayesinde her kafadan her sesin çıktığı sağlık ve bilimsel konularda bile yanlış yönlendirmelerin tümüne maruz kalan, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilemediğimiz, bir bilgi kirliliği ve dezenformasyon arasında sıkışıp kalan, panik ataklı anneler olduk.
■ Ne değişti de böyle olduk?
Portakalın ve C vitaminlerinin gribi, soğuk algınlığını iyileştirmediğini öğrendik. Sütün zararlı olduğunu öğrendik. Ispanak denen şeyin bildiğimiz gibi demir deposu olmadığını. Vücuda sürülen, temas ettirilen patatesin sorun çıkardığını. Leğendeki sıcak sudan değil iyonize buharlar salgılayan makinelerinden alıyoruz buharı bile...
Bir gece önce yaptığımız şeyin, ertesi sabah "Flaş flaş flaş...." şeklinde hatalı olduğunu duyarak uyanıyoruz sabahlara. Panik ataklarımız da bundan aslında...