Kaçalım! 14 Şubat geliyor!
HAYAT çok çabuk geçiyor.
Daha geçen sene dün gibi hatırlarım 14 Şubat ve kırmızı gül eziyetinden kaçmaya çalışıyorduk, şimdi yine geliyor.
Sanırım 14 Şubat kadar zorlama, insanı aşktan, sevmekten soğutan başka bir organizasyon daha yok.
Seviyorsanız satın almalısınız, sevginizin büyüklüğünü aldığınız hediyenin büyüklüğüyle gösterebilirsiniz, 36 ay taksitle Sevgililer Günü hediyesi almalısınız, paranız yoksa Sevgililer Günü kredisi de veriyoruz...
E sevgi bunun neresinde?
Tabii çiftlerin bu acayip gün yaklaşırken oluşan beklenti balonu altında ezilmesinden, kendini bu rüzgâra kaptırıp sevgilisine dünyayı dar edenlerden bahsetmek bile istemiyorum. Oysa insanın çok sevdiği bir sevdiceği varsa sabah onunla uyanılan her an, akşam evde her bir araya geliş, kaçamak bir bakış, gizlice gülüşünü izlediğiniz her an Sevgililer Günü'nün ta kendisidir.
Yalvarırım hem kendinizi, hem sevgilinizi, hem de sevginizi Sevgililer Günü'nün zulmünden koruyun.
***
Edirne'ye bir çılgın proje gerek
BUNA kader mi diyeceğiz?
Üzgünüm ama ne kadar zorlarsak zorlayalım her sene periyodik olarak tekrarlanan bir olaya kader dememiz zor.
Allah verdi, doğa olayı desek o da değil.
Çünkü her yıl Bulgaristan'daki barajdan ne zaman su bırakılacağını iyi kötü biliyoruz.
Ama yine de her yıl canlı yayında Edirne'yi sel basmasını izliyoruz. Bu kez İvanovo Barajı'nda çatlaklar oluşmuş.
Neyse ki önceden öğrendiğimiz için henüz kötü haber gelmedi ama görüntüler hiç de kolay kabullenilecek türden değil.
Tunca Nehri yine önüne kattığını götürmeye çalışıyor.
Nehrin geçtiği her yer sular altında.
Dün sabah, Edirne'nin sular altında kalışını canlı yayında izlerken özellikle şehitliğin sular altında kaldığı an çok tatsızdı.
Bunu tekrar tekrar elimiz böğrümüzde izlemeye mahkûm muyuz?
Edirne insanı bunu yaşamaktan kurtulamayacak mı?
Yok mu bu ülkede bu öngörülebilir afeti durdurmak için proje geliştirecek bir mühendis?
Edirne'nin çılgın projesi için ne bekliyoruz?
***
Bizim 40 dolar ne oldu?
YILLAR önce Kozyatağı'nda oturup işe Beşiktaş'a gidip gelirken kullanmak üzere OGS taktırmıştım otomobilime.
Sonra Beşiktaş'a taşınınca uzun süre kullanmamıştım.
KGS ile idare ediyordum.
Ancak KGS doldurmanın zorluğu ve kartı sürekli kaybetme riski yüzünden evdeki eski OGS cihazını aldım ve ikinci köprünün Avrupa tarafındaki OGS merkezinde aldım soluğu.
Kartı kullanabilmek için yeni yazılım yüklemek gerekiyormuş.
Ancak bu yazılım yüklendiğinde cihazın çalışacağının garantisi yokmuş.
Bu bilgiyi aldıktan sonra hemen lafı, bu cihazı satın alırken ödediğim 40 dolara getirdim.
Doğru ya depozitom vardı ve cihazımı yeni ve çalışanıyla değiştireceklerdi.
Yani ümidim bu yöndeydi.
Ama olaylar umduğum gibi gelişmedi.
Bizlerin o ilk OGS'leri satın alırken verdiği 40 dolar depozitoları inek içmiş dostlar.
O paralar nereye gitti bilinmez ama haklarımız uçmuş gitmiş.
Kimsenin de o paraların ne olduğuna dair fikri yok!
Şanslıydım, yeni yazılımla cihazım çalıştı ama ne kadar çalışacağının garantisi yok.
Bozulunca elim mahkûm yenisini alacağım.
Bari keşke zamanında o paralara depozito değil de hava parası, çorba parası filan deselermiş.
En azından daha az kandırılmış hissederdik kendimizi.
***
Zamanaşımı ne fena bahane
2004 yılında gerçekleşen hızlı tren kazası sonucu ölen 41 kişi için kimse sorumlu olmayacak.
Yavaşlatılmış tren raylarında hızlandırılmış tren denemesi yapmamızın bedelini canlarıyla ödeyen insanların ahı ensesinden eksik olmayacak sorumluların.
Ama adalet yine o en çirkin sözü söyledi: "Zamanaşımı" dedi.
Kurbanların yakınlarının ne hissettiğini düşünmeye çalışmak bile azap verici.
Yaşadıkları hayal kırıklığının herhalde boyutunu ölçmek olanaksız.
Üstelik bu zamanaşımı konusunda mahkemelerin de doğrudan sorumlu olduğunu düşünmüyorum.
Bu tarz davaları genellikle bilirkişi raporları, kurumlardan istenen raporlar gibi gereklilikler uzatıyor.
Adalette bu gidişe acilen son vermek gerek.
Rapor geciktiren, davayı zamanaşımına sürükleyen kurumlar, kuruluşlar ayrıca cezalandırılmalı.
Yoksa birileri zamanaşımına girip, yediği haltların cezasını ödemediği için deliler gibi sevinip halay çekerken, mağdurlar ise...
Off... Mağdur hep mağdur bu ülkede...