Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BU yılın en ses getiren filmi bir süre daha tartışılmaya devam edeceğe benziyor. Bu tartışmalar da her zamanki gibi yine filme yarayacak ve büyük bir ihtimalle Fetih 1453 tüm zamanların en iyi açılış gişesini ilan etmiş olacak.

        Tabii bu da hem film yapımcılarının hem de televizyon yöneticilerinin kafalarında birer birer fikir lambaları yakmakta.

        Ancak bu yarışta Show TV önde gidiyor.

        TV HAKLARI SHOW TV'DE

        Çünkü filmin televizyon haklarını satın alan kanal, televizyonda ilk kez yayınlama hakkına çoktan sahip olmuş bile.

        Ancak haber tabii ki bu kadarla bitmiyor. Filmin uzun süresi yüzünden mini bir televizyon dizisi gibi yayınlanma ihtimalinden bahsediliyor kanalın kulislerinde.

        Ancak kanal ve Aksoy Ailesi arasında konuşulan başka bir proje daha var ki bu gerçekten çok ilginç. Filmin bir diziye dönüştürülmesi fikri üzerinde karşılıklı uzlaşmaya varılmak üzereymiş.

        Muhteşem Yüzyıl'ı Star'a kaptıran Show TV'nin bu kez Fatih dizisine yönelmesi hafif ironik olsa da bu iyi bir fikre benziyor.

        Gişedeki başarı ekrana ilgi olarak yansır mı, diziyi görmeden fikir yürütmek imkânsız. Hele bir de iki dizinin aynı güne konulduğunu düşünsenize.

        Çok ilginç günler bizi bekliyor gibi görünüyor.

        Neden özel kaza timlerimiz yok?

        HER yıl binlerce insanımızı trafik cinayet ve kazalarında kaybediyoruz. Mutlaka biliyorsunuzdur, terörden daha fazla can alıyor trafik.

        Ve ne saçma ki bu konuda atılmış, akla yatkın, bilimsel, büyük kalabalıklara ulaşabilen bir eğitim programımız yok.

        Çoğu önlenebilir olan -ki en kahredici olan da bu bölüm bence- ölümleri önlemek adına hiçbir mantıklı çabamız yok.

        İşin tuhafı bu kazaların sonrasında müdahaleler için kurulmuş özel timlerimiz de yok.

        Bu ülkede Bermuda Şeytan Üçgeni gibi trafik vahşeti noktaları var.

        Elimizde hangi bölgede ne tür kazalar olduğuna dair çok yoğun bir bilgi birikimi var.

        Ve hâlâ bu bölgelerde kurulu özel kaza sonrası müdahale ekiplerimiz yok. Bakın geçen hafta Kızılcahamam'da bir otobüs bariyerlere çarpıp devrildi.

        Tam beş insanımız hayatını kaybetti. Çok da yaralı vardı.

        Televizyonlarda berbat görüntüler vardı. Yardımın çok geç gelmesi ve gelen ambulanslardaki görevlilerin de çok ağır yaralılar ile ilgilenmesi korkunç görüntüler çıkardı ortaya.

        Hafif yaralılar karların üzerinde dakikalarca yatarak sağlık görevlisi beklemek zorunda kaldı.

        Bu korkunç kış koşullarında çok sık görüyoruz bu tarz görüntüleri.

        İşin korkuncu Kızılcahamam çok sık ve çok ciddi kazaların meydana geldiği bir yer.

        Yani bir anlamda her an oradan kötü haber bekliyoruz.

        Böyle birçok nokta var bu ülkede. Ve her kötü olay sonrası yerlerde yatarak sıranın kendine gelmesini bekleyen yaralıları, cesetleri, doğru dürüst toplanmamış canlarımızı görüyoruz. Tamam kazaları, trafik cinayetlerini önleyemiyoruz ama bari olay yeri müdahalelerine biraz özen göstersek hiç fena olmaz diye düşünüyorum.

        Off, Taksim off!

        SONRADAN olma bir İstanbullu olarak Taksim'in benim için yüzlerce anlamı var.

        Şimdi sayın deseniz çoğunu hatırlamam bile. Ama bugün benim bile hatırlamadığım yüzlerce sebebin bıraktığı etki benim Taksim algımı oluşturuyor. Bu kentte yaşayan milyonlarca insan, bu insanların hepsinin de milyonlarca farklı Taksim var kafasında.

        Siz ne hissedersiniz bilmem ama ben ne zaman Taksim'de yürüsem, İstiklal'den Tünel'e uzansam kendimi harika hissederim. Ama bugünlerde Taksim deyince dört bir yanımı umutsuzluk duygusu kaplıyor. Bu çok sevdiğim yerin uğrayacağı ve detayları yerel yöneticimiz tarafından asla açıklanmayan değişim-dönüşüm projesinin endişesini içimden atamıyorum. O beton dolu, Gezi Parkı'nı yok edecek ve Taksim'in dört yanını dev ahtapot kolları gibi sarıp korkutucu bir hale getirecek olan proje karşısında sesimizi duyurma imkânımız olmadığını düşünmek bu kentten, hayattan soğutuyor. Belki abartıyorum ama böyle hissediyorum artık.

        Dün, Milliyet Pazar'da Zeynep Miraç Özkartal'ın, Mimarlık Tarihi Profesörü Uğur Tanyeli ile yaptığı nefis röportajda şöyle bir soru vardı: "Bir mimar gözüyle Taksim yeniden düzenlenmeye muhtaç mı?"

        Cevap ise şöyleydi: "Bu, Taksim'i düzenlemekten ne anladığınıza bağlı. Taksim'de yapılacak çok iş var; en azından otobüs duraklarındaki o pejmürdelik giderilebilir. Ama radikal bir değişikliğe Taksim'in ihtiyacı yok. Hele hele otoları yere gömmeye hiç gerek yok. Üstelik altgeçit girişlerinin ne kadar kötü olacağını hesap edersek, Taksim'i düzenlememek sonucuna varacağını söyleyebilirim. Sonunda Aksaray'a benzeyen bir yere dönüşebileceği riskini herkes dikkate almalıdır."

        Benim de defalarca yazdığım bir şeyi bir profesörden de duymak iyi gelse de sanırım Taksim'den ümidi kesmemizin zamanı geldi... Şimdi bunu kabullenmeye ve kendimi rahatlatmaya çalışıyorum...

        Diğer Yazılar