Ağaçlardan haber var
YANİ aslında tam var denemez, azıcık haber var demek daha doğru sayılabilir.
Geçen hafta Mecidiyeköy'deki likör arazisine yapılacak olan gökdelenle ilgili bir şeyler yazmıştım.
Arazi içindeki koruma belgeli binanın yıkılıp yeniden yapılarak korunacağını öğrenince yine o arazide olan koruma altındaki ağaçların ne olacağını sormuştum.
İnşaatı yapan şirketten yazılı bir açıklama geldi.
Uzunca olan metinde öncelikle Likör Fabrikası binasını neden yıkmayı düşündüklerini, binanın statik yapısının bozulmuş olduğundan vs. bahsetmişler.
Benim için can alıcı olan bölüm ise yazının sonunda minik bir paragrafta.
Yani ağaçların akıbeti.
Bakın Viatrans-Meydanbey ortaklığının satın aldığı arazideki korunması zorunlu ağaçlara ne olacakmış:
DALINA ZARAR GELMESİN
"Fabrika binasının önünden başlayan arazinin tamamı yeşil alan olarak projelendirilmiştir. Projemizi yapılandırırken özellikle üstünde durduğumuz, bu geniş yeşil alanı duvarlarla örmek yerine İstanbul'a açarak tüm İstanbulluların kullanımına kazandıracak olmanın mutluluğunu da yaşıyoruz. Bu alan içinde bulunan sizin de sözünü ettiğiniz ağaçlar kayıt altındadır. Bu ağaçların korunması sürdürülecek ve yeniden düzenlenecek olan yeşil alandaki uygun olan yeni yerlerinde yaşamına devam edecektir."
Ben mi yanlış anladım bilmiyorum ama görünüşe göre anıt ağaçlar da yerlerinden sökülüp başka bir yerde "korunacakmış".
Umarım o ağaçların bir tanesinin dalına zarar gelmez.
Neredeyse cumhuriyetle yaşıt olan ağaçlar günümüzün gökdelen sevdasına kurban gitmesin de ne olursa olsun.
Aa, biber gazı!
FUTBOL olmasa birçok medya mensubu arkadaşımızın biber gazından haberi olmayacakmış gibi bir görüntü vardı dünkü gazetelerde.
İyi ki futbol terörü varmış da bu ülkede hakkını arayan insanların başına gelmiş en kötü şeylerden biri olan biber gazının ne kadar zalim, hatta öldürücü olduğu yazılmaya başlandı.
SONRASI FELAKET
Biber gazında artık iyice kendimizi aşmış, durmadan gaz sıkan tazyikli silahlara geçtiğimizin farkına maçta varmış olmaları şahane diyesim geliyor ama yapamıyorum.
Neyse umarım bundan sonra biber gazlı haberlere karşı daha yoğun empati kurabilirler.
Şaka değil, bu bir kimyasal silah. Ve kitleler üzerinde sakinleştirici etkisi yok.
O an için işe yarıyor olabilir ama sonrası felaket.
O malum 1 Mayıs'ta tanıştığımız biber gazı böylesine cömertçe kullanılmaya devam ettiği sürece polisin kimseyle diyalog kurabilmesine imkân yok.
Çoluk çocuk demiyor, sarıyor her tarafı bu gaz.
Ve sonra aklımızda öksüren, korkan, mezalime uğramış insanların görüntüsü kalıyor...
AVRUPA İLE İŞ YAPAN YANDI
KIŞ saati uygulamasının kalkmasına sevincim kursağımda kaldı.
Şimdi yeni bir icatla karşı karşıyayız.
Bundan böyle o hepimizi hayattan soğutan, karanlıkla dost eden uygulama kalkıyor.
Ama daha tuhafı geliyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye'nin saatini ayarladığı GMT+2 olarak tanımlanan 30. boylamdaki referans meridyeninin GMT+3 olarak tanımlanan 45. boylama alınmasına ve yaz saati uygulamasının tamamen kaldırılmasına ilişkin yasa tasarı taslağı hazırlamış.
Bu şu demek oluyor: 1925 yılında ülkemizin hangi meridyene göre saatlerini ayarlayacağını belirleyen yasanın değişmesiyle daha önce saat farkımızın bulunmadığı Doğu Avrupa ülkeleriyle 1, 2 saat fark olan Orta Avrupa ülkeleriyle 2 ve İngiltere ile 3 saat fark olacağı anlamına geliyor.
ÇOCUKLAR ZORLANACAK
Buna karşılık Arap ülkelerinin birçoğuyla saat farkımız kalmayacakmış.
Durup dururken iyice Avrupa'dan uzaklaşmamız bana tuhaf geldi.
Şu nedenle tuhaf geldi; mesela bu ülkelerle ticaret yapanların mesai hayatı tam bir kaosa dönüşecek.
Uçak saatlerinde ciddi bir karmaşa yaşanacak.
Okul başlangıç saatlerinin birçok kentte kış boyunca zifiri karanlığa denk gelecek olması veliler ve çocukları zorlayacak.
Sahip olduğumuz birçok elektronik cihazın ayarları için yeni yazılımlar üretilmek zorunda kalınacak.
Tüm bunlar hesaplandı mı bilmiyorum.
Neden hepimizin vücut saatinin, yaşam düzenlerinin alışık olduğu GMT+2'yi koruyup hayatımıza sakin sakin devam etmiyoruz ki?