Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İLK iki vakada süreci yönetemedik.

        Hastaların birer teşhir malzemesi gibi kullanılması, nakilleri yapan doktor ekibinin aşırı öne çıkma arzusu ve iki hastanın vefatı dolayısıyla tatsız bir sürü şeye tanık olduk. Ülkemizde doku nakli konusunda ruhsat sahibi dört hastaneden birinin ruhsatının iptaliyle sonuçlanan bu süreçte kendi adıma en korktuğum şey, gelecek bağışların sekteye uğramasıydı.

        Ama dün gördük ki acısı çok ağır da olsa aileler hâlâ kompozit doku nakli için bağışta bulunuyorlar. Kolay değil 19 yaşındaki evladı kaybetmek.

        Acılı aile en doğrusunu yapmış.

        HIZ KESMEDEN SÜRMELİ

        Akdeniz Hastanesi dördüncü yüz nakli için hemen devreye girmiş ve inşallah başarılı bir ameliyat geçmiştir nakil hastasının başından. Ama anlamadığım bir şey var. Bağışlanan organlardan kullanılabilir olduğu halde kol ve bacaklar nakil için hiçbir merkezimiz tarafından alınmamış.

        Hacettepe Üniversitesi'nin ruhsatı iptal edildiğinde sıra bekleyen hastaların feryadı yansımıştı basına. Çok merak ediyorum, acaba ülkemizde ekstremite nakilleri durduruldu mu?

        Kendi adıma dikkatle takip ettiğim bu konudaki haberlerde hiç böyle bir şeye rastlamadım. İlk iki vakada kurallara aykırı şekilde çoklu organ takma yolunu seçen ve hastalarını kaybeden doktorlar, yeni nakillerin önünü mü tıkamış oldu?

        Bu konuda empati yapmak çok zor ama birçok insanın bu şansı denemek ve ölümü göze alarak kol-bacak sahibi olmak isteyeceğini düşünüyorum. Umarım Sağlık Bakanlığı bu konuda bizi aydınlatır.

        Bu arada kaderin cilvesine bakın ki çoklu ekstremite nakli yaptığı hastası ölen Doç. Dr. Ömer Özkan bugün kendisinin de üyesi olduğu Doku Nakli Bilim Kurulu'nda ifade verecekti.

        Bu açıdan bakınca insan, Hacettepe ne kadar çabuk ceza almıştı, Akdeniz Üniversitesi kollanıyor mu diye düşünmeden edemiyor. Ama ben nakillere devam edilmesi taraftarıyım.

        Hacettepe'nin iyi bir inceleme sonrası ruhsatının şartlı geri verilmesini ve ülkemizin az sayıdaki yeterli hastanesinin bu konuda çalışmalarına hız kesmeden devam etmesini istiyorum. Çünkü bu yaşadığımız olaylar bizim olaylara bakışımızdaki geleneksel hatalarımızdan kaynaklandı.

        KORKU, BİLİMİN DÜŞMANI

        Kural koyucu merci olan Sağlık Bakan-lığı'nın bu tarz doku nakillerine izin verdiği ilk metnindeki eksiklikler ancak hastalar hayatını kaybedince düzeltildi. Şimdi de belli ki doktorlar ve kurumlar ruhsatlarını ve şöhretlerini yitirmemek için risk almaktan kaçacaklar gibi görünüyor.

        Eğer bakanlık ekstremite adı verilen kol ve bacak naklini yasaklamadıysa benim açımdan bağışlandığı halde alınmayan organların durumu bu anlama geliyor. Umarım böyle bir fobi gelişmemiştir ülkenin en köklü tıp kurumlarında. Bu korku, bilimsel ilerlemenin en büyük düşmanı çünkü.

        Yok artık, Mirkelam ordu projesi miymiş?

        DÜN beni dumur dünyası sınırlarında gezdirdi bu haber.

        Habere göre Eski Refah Partili Hasan Hüseyin Ceylan, "28 Şubat'ta 3 vekile Genelkurmay'da seminer verildi. Bir klip gösterdiler. Koşan bir genç şarkı söylüyordu. 'Yarın Türkiye bunu konuşacak, biz olmayanı var ederiz' dendi. Ertesi gün Mirkelam patladı" demiş. Önce bir an duraladım.

        Sonra bu hayal gücüne gerçekten gıpta ettim. Mirkelam piyasaya çıkarken ben İstanbul Plak'ta çalışıyordum.

        HEPİMİZİ BÜYÜLEMİŞTİ

        Ve saniye saniye tanık olmuştum gelişmelere. Klip döner dönmez yaratılan esrar perdesinin nasıl halkı bir anda sardığına, Uğur Dündar'ın bile Mirkelam'dan röportaj istemesine. Şarkı çok sağlamdı.

        Umur Turagay'ın çektiği klip ondan şahaneydi. Mirkelam vakası Türk Pop Müziği'nde çok az yaşanan bir hadiseydi.

        Ama şarkı hepimizi büyülemişti.

        Hatırlarsınız yer gök Mirkelam diye inlemişti. Ve İstanbul Plak'ta askerler çalışmıyordu. Albüm için onlardan destek de istenmemişti. Çünkü İstanbul Plak, Tarkan'ı da patlatan firmaydı.

        İnsanlara asker vesilesiyle pop müzik pazarlanması kulağa şahane bir komplo teorisi gibi gelse de bu ülkede kolay kolay olacak bir şey değil. Mirkelam öyle bir mucizeydi ki bir daha kolay kolay da olmaz.

        ÇIKIŞ, SONU OLDU

        Eğer bu planlı bir toplum mühendisliği harikası olsaydı bir tek Mirkelam'da bırakılır mıydı?

        Üstelik o müthiş çıkış, Mirkelam gibi şahane bir müzisyenin de sonu oldu.

        Çünkü o büyük çıkış, kendisinin en büyük rakibi haline geldi.

        Beklenti çok yükseldi ve her albümünde o parıltı beklendi.

        Olayların içinde olan biri olarak bana bu iddia hayli gülünç geldi.

        Şimdilerde her şeyin ardında cemaatin aranması gibi demek ki o dönemde de her şeyin arkasında 28 Şubat süreci görülmüş.

        Delinmeyen otoyol, silinmeyen çizgi yapacak mısınız?

        KARAYOLLARI Genel Müdürlüğü ilginç bir yönetmelik yayınlamış. Buna göre isterlerse çevre yolu, bağlantı yolu, köprü ve viyadüklerde ayrı ayrı geçiş ücreti alınabilecekmiş.

        Bu yönetmelikte öyle bir yetki tanımlaması yapılmış ki isterlerse E-5 bile paralı hale gelebilirmiş. Gelsin.

        Biliyoruz ki kafaya koyarlarsa hiçbir yere kaçamıyoruz. Paşa paşa ödüyoruz paraları. Ama bunun karşılığında nasıl bir hizmet aldığımız da önemli tabii.

        BARİ BAKIM YAPIN

        Mesela nedense son birkaç yıldır yol çizgileri boyanıyor ve eskiden birkaç yıl dayanan boyalar artık beş altı ayda silinmeye başlıyor.

        Sonra bir kar yağıyor, asfaltı eskiden hiç de böyle olmayan Boğaz köprüleri meteor yağmuru yaşamış gibi delik deşik oluyor. Dün gördük, 5 ay önce yapılmış otoyollar çöküyor.

        Her şeyi paralı hale getirmeyi bilenler nedense sattıkları şeye doğru bakımı yapmayı, ihale ettikleri işleri kontrol etmeyi bir türlü beceremiyorlar. Nasılsa vatandaş parayı verip herhangi bir beklentide bulunmayır.

        Onlar da rahatça E-5'i bile paralı yapmayı düşünebiliyorlar. Bravo!

        Diğer Yazılar