Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        1 Aralık 2011'de "Ozan'ın okumaya hakkı yok mu?" diye sormuştum bu sayfadan.

        Ozan Barış Sanlısoy o günlerde 5.5 yaşında bir otizmliydi.

        Annesinin çabası ise onu bir okula gönderebilmekti.

        Dava açacaklardı. Ve umutlulardı.

        Adaletin Ozan'ın okumasının önündeki engelleri kaldıracağına inançları tamdı.

        O yazımın ardından Ozan konusu birçok gazete ve televizyonun gündemine girdi.

        Ben de umutlanmıştım.

        Önceki gün Ozan'ın annesinden umut kırıcı bir e-posta geldi.

        Okuyun da haksızlığı görün.

        Bir çocuğun eğitimi önüne konulan ilginç bariyerlere bakın.

        Çok üzgünüm, ama Ozan ve ailesinin üzüntüsünün boyutunu tahmin bile edemiyorum.

        Şimdi söz Sedef Hanım'ın...

        'AİHM'YE GİDECEĞİZ'

        "Merhaba Rahşan Hanım, Ozan'la ilgili 2011 Ekim ayından beri sürdürdüğümüz hak arayışı geçen tüm zamanın sonunda ŞİMDİLİK hüsranla sonuçlandı maalesef. Bu süre boyunca Ozan okula gidemedi, bu yıl da aynı şeyi yaşayacağımızı şimdiden görüyoruz ama yine de okul kapılarını zorlamaya devam edeceğiz haliyle.

        Sizin duyarlılığınız sayesinde kamuoyuyla da paylaştığımız bu sorunun ne kadar çok aile tarafından yaşandığını daha iyi anladık. Zira o dönemki yazılardan ve gazete haberlerinden sonra çok sayıda aile bize ulaştı ve bu ayrımcılığın geldiği noktayı daha da iyi gördük.

        Yalnızca otizmli değil tüm engelli bireylerin ciddi bir ayrımcılık sorunu yaşadığını açıkça gördüğümüz halde bu konuda pek bir şey yapamamak bizi çok üzüyor. Çocuklarımız, tüm yasal mevzuat onların lehine olmasına rağmen okullarca kabul edilmiyor. Bunun adı ayrımcılık değilse ne?

        Bunu şikâyet etmek için yargıya başvurduk. Yasal haklarımızı medeni ve yasal yollarla aramaya çalıştık. Savcılık bizi dinlemek için makamına dahi çağırmadan poliste alınan ifadelerle bir takipsizlik kararı verdi. Yani bu konuyu kovuşturmaya dahi gerek duymadı. Bırakın dava açmayı, tarafları dahi dinlemeye gerek duymadan verilen bu karara itiraz ettik. Aynı şekilde itiraz makamı olan ağır ceza Mahkemesi de dosya üzerinden inceleme yaptı ve 'Kararda isabetsizlik yok' şeklinde tek cümlelik bir karara hükmetti.

        Şimdi bu durumda biz konuyu AİHM'ye götüreceğiz. Zira bu kararların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu düşünüyoruz. Ayrımcılık yasağı dışında başka açılardan da. Bu durum ayrımcılığın yanı sıra adil yargılama konusunda da bir sorunu önümüze getirdi.

        Gelelim benim mesleki olarak da en ciddi eleştireceğim bölüme. Bu iki kararda da yargı 'tek cümle

        bile hukuki gerekçe' göstermedi. Karar metinlerini gerekirse basınla da paylaşacağım günü geldiğinde. Ancak bu karar metinlerini okuduğumda mesleğimi bırakmayı dahi düşünecek kadar moralim bozuldu. 'Ben ne için uğraşıyorum?' dedim. Zira 'gerekçesiz kararlar' adı altında ele alınabilecek bu durum öncelikle Anayasa'ya aykırı. Anayasamız şöyle diyor.

        "D. Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması"

        MADDE 141- Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir. Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur.

        Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.

        Bilgi ve takdirinize sunuyorum.

        Saygılarımla.

        Av. Sedef Erken Sanlısoy"

        Hayko, Doğançay tablosunda!

        ÖNCEKİ gece İstanbul Modern'de tarihi bir gece yaşadım. Yıldız Holding sponsorluğunda bugün açılacak bir sergiyi, açılmadan önce hem de efsanevi yaratıcısıyla gezdik.

        "Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı" adını taşıyan sergi, Burhan Doğançay hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı retrospektif çalışma.

        Dünyanın dört bir yanındaki müzeler, üniversiteler ve özel koleksiyoncularla tek tek görüşülmüş ve ustanın bile uzun zamandır görmediği resimleri bir araya getirilmiş.

        En son 1987'de Askeri Müze'deki bienalde bir araya gelen Mavi Senfoni, Madonna ve Muhteşem Çağ da o tarihten bu yana ilk kez bir arada sergilenecek.

        Sergiyi birlikte gezdiğimiz Doğançay, duvarlarla olan ilişkisini anlatırken duvarın tüm fikirleri, özgürlükçü bir dille anlattığından bahsederken Mehmet Barlas ilginç bir saptamayla herkesi şaşırttı: "Duvarlar, sokağın Twitter'ıydı..."

        Sergide benim için dikkat çeken çalışmalardan biri, ustanın 2010'da yaptığı "Çöp Atma" isimli çalışması oldu.

        Eserin başköşesinde Hayko Cepkin'i görmek çok şaşırttı. 23 Eylül'e kadar bu müthiş sergiyi gezebilirsiniz.

        Diğer Yazılar