Bizde asfalt ağlar köprü konuşur
ÖNCEKİ sabah büyük bir faciaya uyanmış olabilirdik.
Haliç Köprüsü'nün yıkılmış, yerinde yeller esen fotoğrafı toplumsal hafızamıza bir hançer gibi saplanmış olabilirdi.
Ucundan döndük facianın.
Köprünün fotoğraflarını görür görmez aklıma 2009 yılı geldi.
2009'da Haliç Köprüsü günlerce trafiğe kapatılıp depreme karşı güçlendirilmemiş miydi?
Böyle bir operasyondan geçmiş bir köprünün vidalarının atması olağan bir durum mudur?
Tamam bizde her türlü felaket olağandır.
Tüm teslimiyetçiliğimizle sorgulamadan kabulleniriz başımıza geleni.
Bu kolay kolay kabullenilebilecek cinsten bir olay değil.
Bu bir felaketin uyarı atışı adeta.
Dün bizim gazetede Aydın Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nden Doç. Dr. Kubilay Kaptan'ın açıklamaları ürperticiydi.
HESAP SORULACAK MI?
Köprüde incelemeler yapan Kaptan, "Allah'tan köprü derdini anlattı, bir facia olabilirdi" demiş.
Fotoğraflar da hakikaten çok korkutucu.
Kubilay Kaptan, köprünün 8-10 santim yükselmesini çok büyük bir tehlike olarak gördüğünü açıklamış.
Oysa biz alelacele üzerine asfalt döküp ulaşıma açmışız bile.
Ne yazık ki bundan sonrası geleneksel "inşallah ve maşallah yönetimi" şeklinde olacak.
Geçen hafta, yeni karayolları yönetmeliğiyle ilgili bir yazı yazmıştım.
Bu yönetmeliğe göre istenirse E-5 bile paralı olabilecekti.
Her köprü, her viyadük ve hatta şehirleri çevreleyen yollar bile paralı olabilecekti.
Ben de bu konuya "Silinmeyen şerit, çökmeyen otoyol yapacaksanız feda olsun paralarımız" demiştim.
Ama deprem bakımı yapıldığı, yapan firmaya dünyanın parası ödendiği ve bu kentin insanı günlerce eziyet çektiği halde vidaları atıp ikiye ayrılacak bir köprü aklımın ucundan bile geçmemişti.
Şimdi çok merak ediyorum, bakımı yapan şirkete hesap sorulacak mı?
Tamirin faturası da yine İstanbulluya mı kesilecek?
Bize kalan bir kez daha "Allah korudu" deyip şükretmek herhalde...
TRT, OLAYI MİHRAKA BAĞLADI
CAN Bonomo'nun menajerinin Twitter'dan attığı şu mesaj çok can sıkıcıydı: "Son dakika golü. Can'ınkiler de dahil ailelerimizi yarışmayı izlemeye sokamıyoruz. Çünkü 'birilerinin misafirlerine gitti biletler."
Bunda şaşıracak bir şey göremedim.
Çünkü işin içine devlet erkanı girince böyle olur bizde işler.
Ama şaşırtıcı olanı, bugün yarı final mücadelesine çıkmaya hazırlanan Can Bonomo ve ekibi hakkında TRT'nin yaptığı ağır açıklamaydı.
Uzun ve çok sert bir dille yazılmış olan açıklamanın en can alıcı cümleleri bence şunlar: "...2012 Eurovision Şarkı Yarışması için, Bakü'de bulunan resmi delegasyonda yer alan sanatçı ve ekibinin, yarı final ve final biletlerinde hiçbir sıkıntı yoktur.
Yarı final öncesi aile yakınlarını finallere getirmek isteyen bazı mihraklar; uluslararası bir yarışmanın 'akreditasyon' kurallarını unutup bilet talebinde bulunmuşlardır..."
MORAL BOZDU
Vay be arkadaş. Olayı mihraka filan bağlamalar, bu sert üslup anlaşılır gibi değil.
Resmen Can Bonomo'nun ekibine nefret kusan bir açıklama bu.
Bonomo ile kader birliği yapmış olduğunu düşündüğüm menajerin Twitter'dan tüm ekibi zor durumda bırakacak bir açıklamanın gelişigüzel yapılacağını düşünmüyorum açıkçası.
Ki diyelim ki menajer böyle bir halt etti, Bonomo'nun ruh halini, moralini derinden sarsacak böylesi bir açıklamayla ekiple doğrudan iletişim kurmak varken basın yoluyla sert ifadeler sarf edilmesini TRT kurumuna gerçekten yakıştıramadım.
Kıyamam ben o kokoreççiye
TAMAM yaptığı gerçekten akıl veya mantıkla açıklanabilecek türden bir hareket değil. Ama nedense Tekirdağ'da şüpheli çantayı, polis bomba koruyucu kıyafetleri giyerken kaşla göz arasında çöp kutusunun üzerinden alıp önce kafasına, sonra sağa sola vurarak içinde bomba bulunmadığına emin olması, ardından da koca bıçağıyla kesip gazetecilere göstermesine kızamadım.
Hele olaydan sonra polisin haklı azarı karşısında süt dökmüş kedi gibi duruşu, basına yaptığı açıklamada "Beni bomba öldüremez, Allah'ın öldürmediğini kimse öldüremez" deyişine hiç kızamadım.
"Türk olmak" deyip zaman zaman dalgasını yaptığımız damarın hasıydı o kokoreççi. Yaşadığı küçücük dünyadan hayata baktığı pencereyi hayal ettim bir an. Acımakla sevmek arası bir duygu silsilesi sardı benliğimi. Sonra nedense şefkat yoğunlaştı.
Benim gibi İstanbul'a sonradan gelmişler iyi tanır bu insanları.
Ve biliyorum, İstanbul'da bunu pek gösterme şansımız olmasa da o iyi niyeti, saflığı, zaman zaman küçük kurnazlıklarla renklenen temiz yapıyı çok severler. Bilmem neden, hislerimi paylaşma ihtiyacı hissettim minik bir "Kokoreççi, bomba şüpheli çantayı bıçakla kesti" haberi üzerinden...