Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MÜNEVVER Karabulut'un ruhu huzur bulamayacağa benziyor.

        Nasıl bulsun ki, göz göre birileri adaletten kaçırılıyor ve bize sadece bunu izleyip kahrolmak kalıyor.

        Cem Garipoğlu'nun İstanbul'da günlerce saklanabilmesi, dava sırasında avukatlarının yaptığı ve insanı insan olmaktan utandıran savunma metinlerini yeni yeni hazmediyorduk ki şimdi yine bir başka rezalet var önümüzde.

        Suçluyu kayırmak suçundan 3 yıllık hapis cezası onanan Hayyam Garipoğlu resmen adaletin gözünün içine baka baka yurtdışına kaçmış. İnsanı sinirden delirten kaçış süreci şöyle gelişmiş.

        YAZARKEN SIKILDIM

        Yurtdışındaki işlerinin bozulduğunu gerekçe gösteren Garipoğlu, 5 Ocak'ta hakkındaki bu yasağı kaldırtmış.

        Sonra da 50 kez yurtdışına çıkmış.

        Yargıtay'daki cezası onandığında ise bir ihbar faksı, Garipoğlu'nun yurtdışına kaçacağını haber vermiş.

        Bu arada üç yılı aşmayan cezalarda savcılık makamı, 10 gün içinde hükümlüye cezasını tebliğ ederek infazını gerçekleştirmek zorundayken 28 Mart'ta cezası Yargıtay'da onanan Garipoğlu'nun cezası 17 Mayıs'ta adresine tebliğ edilmiş.

        Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı hemen savcılar heyetini toplamış.

        Gerekenin yapılması üzerine 4. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı'na sözlü başvurmuşlar.

        Mahkeme başkanı, talebin yazılı yapılması gerektiğini belirtince yazıyla başvurmuşlar.

        Ancak 4. Ağır Ceza, savcılığın bu talebini reddetmiş. Kararın reddinin üç gün ardından Garipoğlu kuş olmuş Nürnberg'e uçmuş.

        4. Ağır Ceza, Garipoğlu'nun yurtdışına kaçtığının ertesi günü savcılığa yazılı dilekçe vererek yurtdışına çıkış yapıp yapmadığının...

        Off yazarken sıkıldım.

        Kızları ellerinden alınan aile bas bas bağırdı durdu, "Bu adam kaçacak" diye.

        Ama adalet sistemimiz elim sende oynar edasıyla Garipoğlu'nun kaçmasına gerekli ortamı yaratmış sanki. Münevver'in ölümü ve sonrasında yaşananlar hepimizi paraladı.

        HESAP ÖBÜR TARAFTA

        Ama belli ki o küçük kızın bu dünyaya doyamadan ailesinden ve yaşamdan koparılan ruhu öteki tarafta bile huzur bulmayacak.

        Allah ailesinden geride kalıp bu sarsıcı haberlerle yüzleşmek ve hayatlarının geri kalanını bu acı-öfke karışımıyla geçirmek zorunda kalanlara yardım ihsan eylesin...

        İşte böyle Münevver'cik.

        Biz senin arkandan beceremedik suçluları doğru dürüst cezalandırmayı. Artık hesaplaşma öbür tarafa kaldı güzelim. Umarım senin keyfin iyidir gittiğin yerlerde.

        Bizim burada keyfimiz... İşte gördüğün gibi, tüm hesapları öbür tarafa erteleyip günü kurtarmaya çalışıyoruz...

        Sanki Ghostbusters gelmiş gibi

        DÜN sabah televizyonda canlı yayında bir apartmanın dördüncü katındaki bir daireye yerleşmiş olan 100 bin kadar arıyı toplama operasyonu vardı.

        Arıcılar Birliği Başkanı, hani seksenlerde izlediğimiz hayalet kovan Ghostbusters gibi bir edayla duvarda açtığı deliğe yerleştirdiği kovana arıları toplamaya çalışıyordu.

        Bir yandan da elindeki dev petekten süzülen ve lezzetli olduğu her halinden belli olan 10 kilo kadar balı kaplara yerleştirmeye çalışıyordu. Ama beyaz kıyafeti ve arılara karşı babacan tavrıyla gerçekten de unutulmayacak bir kareydi.

        Her ne kadar uzaktan ilginç bir olay gibi görünse de aslında bir gün evinde binlerce arının kovan yaptığını fark ederek uyanmak korku filminden de beter.

        Babacan arıcı amca, başımıza geldiğinde İstanbul Arıcılar Birliği'nin internet sitesinden başvurursak gelip temizlik yapacaklarını belirtirken arıların sosyal ve zararsız canlılar olduğunu belirtmeden geçemedi.

        Ama ben o 100 bin arıyı evimde hayal ettim de biran... Brrr....

        Bir tek bana değilmiş

        İSTANBUL'da yaşayan bir gazeteci olarak yaşadığım, gözlemlediğim kent sorunlarıyla ilgili iyi-kötü görüşlerimi buradan paylaşmayı bir görev olarak görüyorum.

        Kimi zaman eleştirdiğim, beğendiğim icraatını da paylaşmaktan çekinmediğim Büyükşehir Belediyesi'nden bugüne kadar ne eleştirilerime ne de olumlu fikirlerime tek satır cevap geldi.

        Hele buradan sorduğum soruların cevaplarının hiçbirine en küçük ses çıkmadı belediyeden. Açıkçası ben bu durumu bana özgü zannediyordum.

        Ağırlıklı olarak eleştirdiğim ve fikirlerimi korkusuzca dile getirdiğim için "Üzerimi çizdiler" diye düşünüyordum.

        Önceki akşam bir toplantıda birkaç köşe yazarıyla laf döndü dolaştı Taksim projesine geldi. Herkes bu konuda iletişimin tamamen kesilmiş olduğundan, bu sessizliğin hayra alamet olmadığından bahsediyordu.

        İSTANBULLUDAN ESİRGEMEYİN

        O yazar arkadaşlarım da Taksim meselesine benim gibi muhalif açıdan yaklaşan isimlerdi. Meğerse onlara da belediyeden olumlu veya olumsuz tek satır yanıt gitmiyormuş. Çok şaşırdım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, iletişim stratejisini iletişimsizlik üzerine kurmuş demek ki. Bu gerçekten ilginç. Kendileri bilir.

        Ha bu arada yeri gelmişken sorayım: "Taksim projesi ne âlemde? Bu sessizlik içinde bir sabah kalkıp iş makinelerini mi göreceğiz Taksim'de? Yoksa proje basın ve sivil toplum örgütlerinin tepkileri doğrultusunda revize mi ediliyor?"

        Bize cevap vermeyin ama hiç değilse vergileriyle bütçenizi denkleştirdiğiniz İstanbulludan bilgiyi esirgemeyin...

        Diğer Yazılar