Türkiye'nin normalleşmesi
ÇOĞUMUZUN ülkenin normalleşmeye başlaması için baktığı kriter farklıdır.
Bazılarımız Silivri'ye bakar oradaki haksızlıkların sona erdirilmesi sağlam bir kriterdir tabii ki.
Bazıları ise ima yoluyla yapılan dolaylı davetin havada kalmayıp Fethullah Gülen ile Başbakan Erdoğan'ın bir yerde bir şekilde kısa olsa da bir araya gelip konuşup güzel bir fotoğraf vermesini bekler. Bu da tabii ki ülkeyi birçok insan için rahatlatıp gerginliğini azaltıp normalleştirecek bir gelişmedir.
Birçoğumuz ise Anayasa'nın metninin ortaya çıkmasına ve bu metin üzerinde toplumsal uzlaşma oluşması kriterine bakıyor. Bunu ben de beklemekteyim, itiraf ediyorum. Bu önemli bir normalleşme kriteridir ve belki de daha birçok gelişmeyi de belirleyecek ana olaydır.
Bunların hepsinde haklılık payı var. Hangisinin ön plana çıkacağı ise henüz belli değil. Ben yazdığım kriterlerin hepsinde kendimden bir parça buluyorum. Artık normalleşme zamanının çoktan geldiğini düşündüğümden sabırsızlık yapıyor da olabilirim.
İlişkiler yerine oturduğunda herkes toplum içindeki gücünün yerini ve haddini bildiği zaman Türkiye kendisine yakışan normal düzenine kavuşacak. Bunu biliyor ve özlüyorum.
Benim, herkesin üzerinde anlaşabileceği normalleşme kriterlerinden başka önem verdiğim bir kriterim daha var.
Ülkenin güçlüleri ile medya arasındaki ilişkilerin normalleşmesi göstergelerini görmek ve bu kriterin gerçekleşmeye başladığını yaşamak istiyorum.
Bunu kendi hayatımı kolaylaştırmak için egoistçe bir arzu olarak görebilirsiniz tabii ki, ama şunu da düşünün medya ile güçlüler arasındaki ilişkilerin durumu normalleşmedikçe Türkiye'de birçok düzeyde ilişkilerin normalleşmesi imkânsız, hatta bu olmadığı takdirde yeni Anayasa metni uzlaşma ile ortaya çıksa bile onun da kâğıt üzerinde kalması tehlikesi var.
Galiba medya ile güçlüler arası ilişkilerin normalleşmeye başladığı yolundaki en güçlü gösterge, güçlülerin yurtdışı gezilerinde ortaya konulmasına izin verilecek medya performansıyla verilecek.
Benim Türkiye'nin demokratikleşmeye başladığına dair kriterim şudur: Güçlülerin yurtdışına yapacağı resmi ziyareti izlemek için devletin seçip davet ettiği ve resmi heyetin yanına alındığı düzenin yerine her medya kuruluşunun istediği gazeteciyi istediği yoldan kendi parasıyla geziyi izlemek için görevlendirdiği düzenin gelmesinden ibarettir bu kriter.
Ülkede bazı dengeleri yerli yerine oturtmak için tek başına yeterli olmayabilir bu kriter, ama çok da önemlidir bu gelişmenin olabilmesi.
Şimdiki görünüm bir Baas rejimi medya uygulaması görüntüsüdür, izlemesi için güçlülerin onayının alındığı gazeteciler ile neyin nasıl yazılması gerektiğini onlara anlatmak için çalışan, bunların yazılmasını sağlamakla görevli birçok bürokratla verilen görüntü hiç de hoş değildir.
Bizim bu durumumuzun yurtdışındaki gazeteciler ve bize sanki gerçek demokrasiymiş gibi davranmak zorunda olan o ülkelerin güçlüleri tarafından bilinmediğini sanmak için gerçeklerden iyice kopmuş olmak lazım. Bilin ki bu görüntü bizim ülkenin güçlülerinin ve yıllarını bu mesleğe adamış ve sadece iyi bir iş çıkarmış olmak için hâlâ canla başla çalışan meslektaşlarımızın prestijini ayaklar altına alıyor. Güçlüsüyle medyasıyla hepimizin kişiliklerine darbe vuruyor şimdiki düzen.
Haydi şimdiki durumda hepimize bir ütopya olarak gelecek bir meseleyi de açayım: Gerçeklerin araştırılması ve bulunan gerçeklerin özgürce yazılması için kanallar açık tutulmadıkça Türkiye istediği kadar bölge gücü olmaya çalışsın, istediği kadar ekonomisi güçlü olsun, istediği kadar seçim düzenlesin ve iktidara gelenler istedikleri kadar "Arkamızda çoğunluğun gücü var" desinler, bu ülke bu koşullarda daima ikinci sınıf, geri ve azgelişmiş , olarak nitelendirilecek ve öyle sınıflandırılacaktır. Bizler medya mensupları olarak istediğimiz kadar güçlünün yurtdışı gezilerinde bize ne kadar önem verildiğinin işaretlerini bulup çıkarmaya uğraşalım temelde ilişkilerimiz bugünkü gibi oldukça bize gerçekten saygı duyulamayacağını da bilelim en azından bu konuda kendimize yalan söylemeyelim.
İleri demokrasi için
MADEM konuya girdik, medyadaki gelişmeleri demokrasi kriterimiz yaptım, meseleyi bir adım daha öne götüreyim. Durmadan ileri demokrasi deniliyor ya, bunun da gerçekten olabilmesi için yurtdışı gezilere internet medyası temsilcilerinin ve bazı blog yazarlarının da katılması gerekiyor. O gün gelebilirse, işte o gün Türkiye dünyaya gerçekten örnek olmaya başlayabilecek.
Kamuoyu araştırmaları
HUFFINGTON Post internet sitesinden öğrendiğime göre Amerika'da Gallup kamuyu araştırma şirketinde izlenen metot ve araştırmalarda kullanılan yöntem üzerine çok kapsamlı bir araştırma başlatılmış. Buna, son ABD seçimi öncesinde Başkan Obama'nın gerçek oy gücü hakkında devamlı yanlış tahminler yapmasının nedeni üzerine bir araştırma yapılması ihtiyacından girişmişler. Bu inceleme sonucunda, kamuoyu araştırma yöntemleri, sorulan soruların niteliği ve seçilen örnek nüfus niteliği hakkında önemli değişimlere gidilebilir. Bizim kamuoyu araştırması şirketlerinin de yakından takip etmesinde yarar var. Hele Başbakan'ın dediği gibi önümüzdeki yıl 3 seçim olması ihtimali de varsa, bu çalışma biraz daha önem kazanıyor bizler açısından.
Medyaya yeni iş modelleri
MEDYA sektöründe global düzeyde büyük bir değişim yaşanıyor. Eski değişiyor yeninin nasıl olacağı da tam belli değil. Dijital medya gibi tablet gibi bazı trendler yavaştan ortaya çıkıyor. Medya sektörü zor bir iş daha üstlenmiş durumda. "Bu yeni döneme en uygun iş yapma ve para kazanma modeli nedir" bunu da ortaya çıkarmak zorundalar. Monocle Dergisi'nin son sayısında Avustralya'da sabah saatlerinde radyo, televizyon, gazeteler ve internet arasındaki rekabet üzerine harika bir yazı var. Ve burada da yeni business model üzerinde düşünülüyor tavsiye ederim.