SON DAKİKA
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.

Derdimiz ‘fitne’ ateşi değil, ona odun taşıyanlar!

27 Ağustos 2016 Cumartesi, 00:43:35 Güncelleme:08:49:30
Sevilay Yazıyor

Sevilay Yazıyor

[javascript protected email address]

 

“Fitne” Arapça “fitn” kökünden gelen ve İslam dinine ait olan bir kavram. O nedenle özellikle Ortadoğu ve çevresindeki İslam ülkelerinde çıkan savaş, kargaşa ve terör olaylarında sıkça kullanılan bir kelime.

“Anarşi, şirk, bozgunculuk ve bölücülük” anlamına gelen fitnenin son büyük ateşi Türkiye’de yanıyor.

Aslında yanmakta olan bu ateş yeni değil, uzun zaman önce başlatıldı. Ancak biliyorsunuz ki son zamanlarda iyicee alevlendi. Alevler öyle yükseldi ki; her sabah o büyük FİTNE ateşinden sıçrayan kıvılcım dolayısıyla bir yerde çıkan yangın haberiyle güne başlıyoruz. Ve hep beraber soruyoruz, sorguluyoruz: “Acaba yarın ne olacak? Ertesi günü nereye sıçrayacak? Hangi evlerin içine ateş düşecek? Hangi anaların yüreği dağlanacak?”

Dünkü giriş yazımı fazlasıyla yumuşak bulan okurlarım ve hatta arkadaşlarım oldu. “Hakikaten fazla Pollyanna’ya sarmışsın” deyip alaya bile aldılar... Sakın ha bu yazının sırf onları rahatlatmak adına yazıldığını falan sanmasınlar! Ben hâlâ, “Bu karanlıklar bir süre daha devam edecek, ama bir gün bitecek ve Türkiye aydınlık yepyeni günlere kavuşacak” diyorum! Öyle aman aman da uzun bi zaman yok önümüzde. 3, bilemediniz 5 aya kalmaz ülke huzura kavuşacak! (Bunu kaydedin bi yerlere; çünkü bana “Demiştin Sevilay!” şeklinde geri dönüş yapmanızı istiyorum?:))

Zaten bunun emarelerini de yavaş yavaş görüyoruz. Bakın dün, muhteşem bi olay yaşandı. Ülkenin dört bir yanında yaşanan tüm terör olaylarına, saldırılarına, patlatılan bombalara rağmen dünyanın en geniş köprüsü unvanını alan Yavuz Sultan Selim’in açılışı yapıldı. Özetle; biz bu karanlık günleri aşacağız el birliğiyle, yeter ki sıkı sıkıya birbirimize sarılalım ve FİTNE ateşine odun taşıyanlara izin vermeyelim artık. Dün de dedim ya; ben, sen, o değil “BİZ” olmayı bilelim ve sağdan, soldan, orta yoldan, yandan FİTNE’ye odun taşıyıcıları anında tespit edip kafalarına odunları indirelim. Hem de hiççç acımadan!

Önceki gün CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve konvoyuna yapılan hain saldırı sonrası alınan ortak tavır tam da bu dediklerimin yansımasıydı işte! Saldırı sonrası bazı kendini bilmezlerin sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlara anında ve öyle güzel ortak bir dil kullanılarak cevap verildi ki gerçekten çok mutlu oldum. Mutlu oldum, çünkü bizim asıl derdimiz bu topraklarda dış mihrakların primleriyle yakılan FİTNE ateşi falan değil! Asıl dert, o ateşe odun taşıyan ve maalesef sayıları da epeyce kalabalık olan ve hemen her kesimde, sağda, solda, yan tarafta, ortada konuşlanan odun taşıyıcılar! Daha doğru kavramla kriptolar!

Konuştuğunda mangalda kül bırakmayan; “Vatan, millet, Sakarya” diyen ama arkadan dolanıp ülkenin kardeşliğinin ve huzurunun bozulması, toplumda hizip çıkması için yırtınanlar. Ve ne acı ki bunlar kendilerini kâh mütedeyyinlik, kâh solculuk, kâh sağcılık, kâh milliyetçilik, kâh istihbaratçılık ve daha birçok sıfat veya kılığa girip kamufle edebiliyorlar ve bazılarının ağzı, kalemi iyi laf yaptığı için de piyasada çok güzel iş tutuyorlar.

Yani değerli okurlarım... Moda deyimle her yanımızı sarmış bu kriptolardan kurtulmadığımız sürece bu memleketin huzur bulması mümkün değil!!!

Unutmayın! Son günlerde alevlenen ve topraklarımızı yakan, anaların yüreğini dağlayan, babalara, evlatlara feryat ettiren FİTNE ateşinin bu hale gelmesinin tek nedeni bu odunculardır. Yani kriptolar! Biz eğer bu fitnebaz oduncuları gerçek anlamda tespit edip elindeki odunları alarak kafasına geçirmezsek, bu ateş daha da büyüyecek ve gerçekten alev söndürülemez bi hale dönüşecek.

Dün hemen hemen tüm gazetelerde; iktidara en yakın olanında da uzak olanında da, hatta azgın muhalefet yapanında da Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırının birinci sayfadan verilip şiddetle kınanması ve dahası sosyal medya üzerinden abuk sabuk paylaşımlar yapanlarla ilgili yine hemen hemen aynı tonda ses verilmesi, yavaş yavaş BİZ olmaya doğru gittiğimizin yansımasıydı.

Ezcümle; olacağız... Ama yavaş yavaş, ama düşe kalka, elbet bir gün biz BİZ olacağız...

 

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN