05 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
27 Eylül 2016 Salı, 00:37:10 Güncelleme:08:40:54

Gönülden gönüllülük (1)

 

Hangi yıl tam olarak hatırlamıyorum ama uzun yıllar önce o zamanki adıyla Karşıyaka Çocuk Esirgeme Kurumu’na bir haber için gitmiştim. Bebeklerin bakıldığı bölümde bir telaş vardı.

O gün banyo günüymüş, az sayıda çalışan, çok sayıda bebeği yıkayıp bakımlarını yapmak zorundaydı. O gün orada engelli bir bebeğe masaj ve egzersiz yaptıran orta yaşın üzerinde bir İngiliz hanım dikkatimi çekti. Görevlilere sorduğumda aldığım yanıt beni şaşırtmıştı.

Eşinin işi nedeniyle İzmir’de bulunan hanımefendinin her gün düzenli olarak geldiğini ve o engelli bebekle ilgilendiğini, banyo günlerinde de kendilerine yardım ettiğini söylediler.

BECERİKLİ ELLERİYLE

Ve içlerinden biri, özellikle banyo günlerinde daha başka gönüllülerin gelmesi halinde bebeklerle daha iyi ilgilenebileceklerini anlattı.

Hanımefendiyi bir süre izlemiş, becerikli elleriyle yaptığı masaj ve ardından bebeğin minik kol ve bacaklarını şefkatle hareket ettirerek çalıştırması beni büyülemişti. Sonraları annemi iş yerinde ziyarete gelen ve sürekli sıkıntıdan yakınan, sırf bu sıkıntı yüzünden kendilerini “oyuna” veren kadınları gördükçe aklıma hep o İngiliz hanımefendi geldi.

Hiç bilmediği bir ülkede tanımadığı bir kentte sıkılmamanın ve içinde bulunduğu topluma faydalı olmanın yolunu bulmuştu.

Kas zayıflığı ile doğan o bebek onun dikkat ve özeniyle ilerleyen yaşlarında çok daha rahat hareket edebilecek, belki de engelinden bütünüyle kurtulacaktı. Annemin çok sıkılan arkadaşlarından birine bu durumu anlattığımda “şekerim kendi çocuklarımı bile dadılar büyüttü, el alemin çocuğu ile uğraşamam ben” demişti.

Çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Ellerinden pek çok şey gelebilecek becerikli ve eğitimli kadınların kimseye faydalı olmadan oturmaları gerçekten sıkıcıydı. Annem ve birkaç arkadaşı boş kaldıkları her an huzurevindeki yaşlılar için yelek ve ceket örerlerdi, çevremizde kendilerini hayır işlerine adamış kadınlar da vardı ama sayıları azdı.

Bu olaydan epey sonra bir gün Tülay Aktaş İzmir Gönüllü Kuruluşlar Güç Birliği Platformu’ndan bir çağrı aldım. Tülay Aktaş hanımefendinin İzmir’e en büyük mirasıydı bu platform.

Vefatının ardından bir araya gelen 300 gönüllü kuruluş bir karşılıksız hizmet ödülü vermeyi kararlaştırmıştı.

Dernek ve vakıflar projelerini gönderecek, tarafsız bir jüri bunları değerlendirecekti.

Davet, bu jüride görev almam içindi. Sevinerek kabul ettim. Jüri toplantısından birkaç hafta önce projeler bize ulaştırıldı. Ve işte ilk kez o zaman yıllarca boşuna üzüldüğümü fark ettim.

İzmir’de onlarca yüzlerce kadın bilgi ve becerilerini içinde yaşadıkları toplumun daha iyi, insanların daha mutlu olması için kullanıyorlardı.

Ve bu insanlar çoğu kez gönüllü olarak yaptıkları işleri kişisel ihtiyaçlarının önüne koyuyorlardı. Yoksullukla, eğitimsizlikle, uyuşturucu bağımlılığıyla, özel ihtiyaçlı insanlarla ve özellikle de çocuklarla ilgili pek çok proje ile karşılaşmıştım.

HABERİMİZ YOK

Düşünün, o dönem aktif olarak gazetecilik yapıyordum ancak yapılan bunca güzel işin büyük bir bölümünden haberimiz bile olmuyordu.

Pek çok kişi gönüllülüğü kış başında okullardaki ihtiyaçlı öğrencilere palto ve bot alıp yanlarında fotoğraf çektirmek olarak algılıyordu. Oysa önümdeki projeler gerçek gönüllülüğün en güzel kanıtlarıydı.

Tülay Aktaş İzmir Gönüllü Kuruluşlar Güç Birliği Karşılıksız Hizmet Ödülleri jürisinde bulunmak o günden sonra yaşamımın en büyük gururu oldu.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300
HAVA DURUMU
Pazartesi 20 MPH
Az Bulutlu