ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
20 Ocak 2017 Cuma, 09:52:31 Güncelleme:09:52:50

Kentin yağmurla imtihanı

 

Bir kentin medeniyet düzeyi sakinlerinin yağmurlu havalardaki davranışlarıyla ölçülmeli. Eğer böyle bir ölçüt varsa sizce İzmir sıralamanın neresinde olur? Alt ya da üst sıralarda demeden önce başımdan geçen birkaç ilginç olaydan söz edeyim.

Yağmuru çok severim. Neredeyse yürümeyi öğrendiğim ilk günden beri su birikintilerinin içinden yürümek en büyük zevkimdir. Yaşamımın her döneminde mutlak bir lastik çizmem olmuştur.

Gerçi olmasa da fark etmez. Suda yürümenin zevkiyle ıslak ayaklarımın eziyetini unuturum çabucak. Ayrıca şemsiyeleri severim. Güzel bir şemsiyenin altında yağmurda yürümek gibisi yoktur.

Gerçi iki tarafı sıradağlar gibi apartmanlarla örülmüş caddelerde yağmurda yürümenin pek romantik olmadığı gerçeğini kabul etmeliyim. Neyse ki MÜZİKSEV’in güzel bahçesinde yağmuru izleyebilmek gibi bir şansım var.

Ama işte insan her zaman şanslı olmuyor. Geçtiğimiz pazartesi günü sağanak yağmur altında işyerime geldim. Kapıyı açıp içeri girebilmek için acele ediyorum.

Allahtan giriş kapısı balkonun altında kalıyor. Şemsiyemi kapattım dönüp kapıyı açmaya çalışırken tepemden aşağı bir kovu çamurlu su döküldü sanki. Hızla geçen bir otomobil sağda solda insan var demeden caddede biriken suya hızla girince ben ve yoldan geçen iki talihsiz daha tepeden aşağı çamurlu suyu yedik. Mantomun arkası bütünüyle ıslandı. Pantolonum, botlarım çamur içinde kaldı.

MASALLAR GERÇEK OLSA

Kim bu saygısız diye bakmak için döndüğümde ikinci bir çamur duşu tepemden aşağı geçti. Mantomun önü de çamurlanmış oldu. Üçüncü duştan kıl payı kurtulup içeri girebildim. Neyse ki gazetecilikten kalma bir alışkanlıkla işyerimde hep yedek bir şeyler bulundururum. Bir pantolon, tişört, ceket, çorap ve ayakkabı. Üzerimi değiştirdim. Ama yedek bir manto bulundurmayı hiç düşünmemişim. Islak mendille üzerindeki çamuru mümkün olduğunca sildim. Sabah sabah temizlenmek için uğraşırken bahçe kapısından giriş yapan arkadaşımın da aynı kaderi paylaştığını gördüm.

Aslına bakarsanız Kore’ye gidene kadar caddelerde yağmur birikintilerinin doğal olduğunu düşünüyordum. Pusan’da otelimize yerleşirken yağmur yoktu.

Birkaç saat dinlenip aşağı indiğimde şakır şakır yağıyordu. Otelin karşısında bir dükkandan şemsiye alabileceğimizi öğrendik ve sevgili ağabeyim Üner Birkan ile dükkâna gitmek için otelden çıktık.

BİRİKMİŞ SU YOKTU

Ayağımda ince kösele ayakkabılar vardı ve doğrusu ya ıslanıp bozulacağından korktum. Dışarı çıkınca korkumun boşuna olduğunu gördüm. Her yer ıslaktı, yağmur yağıyordu ama ne kaldırımlarda ne de caddede tek damla birikmiş su yoktu.

Şemsiyelerimizi aldık ve hiç ıslanmadan döndük. Otelin girişinde yeni bir şaşkınlık yaşadığımı hatırlıyorum. Otelin kapısının önüne insanların ayakkabılarını sildiği kalın bir paspas yayılmıştı. Hemen iki yanında ıslak şemsiyelerin bırakılabileceği dolaplar vardı. Eğer şemsiyenizi bırakmak istemiyorsanız kutudan bir naylon torba alıp şemsiyenizi içine koyabiliyor ve içeri öyle giriyordunuz. Doğal olarak otelin içinde tek damla su ve çamur yoktu. Aynı uygulamayı akşam konser salonunda da gördük.

Caddede biriken suya çevredeki insanları hesaba katmadan girenlerin, otobüste ıslak şemsiyesini yanındaki koltuğun üzerine bırakanların ülkesinde yaşayanlar için anlattıklarım masal gibi gelecek biliyorum. Masalların bir gün bizim için de gerçek olmasını diliyorum.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000
HAVA DURUMU
Salı15 MPH33°
Güneşli